ALLAH’IN
İSİMLERİ
"O Allah ki O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur. O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir; Kuddus'tür; Selam'dır; Mümin'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir. O Allah ki, yaratandır, (en güzel biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir."
(Haşr Suresi, 22-24)
REZZAK
Rızık veren, insanların faydasına
olmak üzere nimetlerini veren
Hiç şüphesiz, rızık veren O, metin
kuvvet sahibi olan Allah'tır. (Zariyat Suresi, 58)
Dümdüz bir zeminden oluşan, içinde ne dağ ne deniz
olan çok farklı bir dünyada gözlerinizi açtığınızı
düşünün. Üzerine bastığınız toprak siyah ve kupkuru.
İçinde hiçbir bitki yetişmiyor, üzerinde hiçbir hayvan
yaşamıyor. Yalnızca insanların yiyebilmesi için acı bir
ot çıkıyor. İnsanların beslenmesi için bu ottan başka
hiçbir şey yok. Toprağı kazsanız da, ekseniz de hiç ürün
vermiyor. Yaşadığınız yerde su da yok. Su içmek için
kilometrelerce ileride bulunan bir kaynağa gitmeniz ve
oradan su taşımanız gerekiyor. İşte siz böyle bir
dünyada doğduğunuzda yaşamınızı sürdürebilmek için
hayatınız boyunca o acı ottan yersiniz, su içmek için de
her gün kilometrelerce yürürsünüz. Bu zorlukların
hepsine de ölene kadar katlanırsınız. Ve bir gün bile
"neden bu topraktan sulu ve güzel kokulu meyveler,
birbirinden lezzetli sebzeler ve çeşit çeşit yemişler
çıkmıyor?" demezsiniz. Çünkü hayatınız boyunca
karşılaşmadığınız için toprağın böyle ürünler
verebileceğini bilmezsiniz.
Kuluna karşı çok şefkatli ve merhametli olan Allah,
insanları içinde sayılamayacak kadar çok nimetle dolu
olan topraklarda yaşatır. Öyle ki insan toprağı ekip
biçmeden bile toprak yemyeşil ürünler ve başaklar verir.
İçinden sarı, kırmızı, yeşil, turuncu meyve ve sebzeler
çıkar. Masmavi denizlerin içi ise yine binlerce çeşit ve
lezzette balıklarla doludur. Bütün bunların yanında
Allah insanlara hem yerdeki hayvanların etini, hem de
gökteki kuşun etini yedirir, hayvanların içinden
tertemiz süt çıkarır, arılara bal yaptırır... Bütün
bunları insanlara Allah bağışlamaktadır.
"Eğer O, rızkını tutsa (vermese),
rızkınızı verecek olan kimmiş?" (Mülk Suresi, 21) ayetinde bildirildiği gibi Allah dilerse toprak
ürün vermez, yağmur yağmaz, her yer kupkuru ve çorak
olur. Fakat Allah Rahman ve Rahimdir, insanlara Katından
bağışladığı rızıkları sözle ifade etmek mümkün değildir.
Kullarına sayısız nimet bahşeden Allah Kuran'da şöyle
bildirmektedir:
Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki
nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran
Allah'ın dışında bir başka yaratıcı var mı? O'ndan başka
ilah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?
(Fatır Suresi, 3)
Allah yukarıda sayılan tüm nimetleri insanlara dünya
hayatında bağışlar. Cennette ise müminler için çok daha
güzeli vardır. Öyle ki Kuran'da, "Artık hiçbir nefis, yaptıklarına karşılık
olmak üzere kendileri için gözler aydınlığı olarak
nelerin (sayısız nimetlerin) saklandığını bilmez" (Secde
Suresi, 17) şeklinde buyrularak cennetteki
nimetlerin üstünlüğüne dikkat çekilmiştir.
Cehenneme girenler ise boğazları parçalayan darı
dikeniyle, zakkum ağacıyla ve kaynar suyla
karşılaşacaklardır. Sonsuza kadar da bunlardan başka
hiçbir şey bulamayacaklardır. (Duhan Suresi, 43-49)
Ayetlerde şöyle haber verilmektedir:
De ki: "Göklerden ve yerden sizlere
rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan
kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran
kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: "Allah"
diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz yine de
korkup-sakınmayacak mısınız?" (Yunus Suresi, 31)
Çünkü Allah, yaptıklarının en güzeliyle
karşılık verecek ve onlara Kendi fazlından artıracaktır.
Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır. (Nur Suresi,
38) |
SAMED
Hacetlerin bitirilmesi,
ızdırapların giderilmesi için tek merci olan
Allah, Samed'dir (herşey O'na
muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır).
(İhlas Suresi, 2)
Tüm evrende gerçek güç sahibi olan yalnızca
Allah'tır. İnsanın karşılaştığı her türlü sıkıntıyı,
zorluğu, ihtiyacı giderebilecek olan da ancak O'dur.
İnsanlar kimi zaman kendilerini yaratan Rabbimiz'i
unutup O'ndan başka veliler edinir; gücü, onuru ve
yardımı onların yanında bulmaya çalışırlar. Oysa bu
insanlar bir aldanış içindedirler; çünkü yukarıda da
belirttiğimiz gibi Allah'tan başka güç sahibi yoktur.
Allah dilemedikçe hiç kimsenin bir başkasına faydası
veya zararı dokunamaz. Kuran'da bu gerçeğe şöyle dikkat
çekilmiştir:
Onlar, müminleri bırakıp kafirleri
dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)'
onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve
onur,' Allah'ındır." (Nisa Suresi, 139)
İnsan için her türlü sıkıntıdan kurtulmanın tek yolu
'bütün kuvvet ve onurun sahibi olan Allah'a sığınmaktır.
Çünkü Rabbimiz, sıkıntı ve ihtiyaç içinde olup
Kendisi'ne yönelen samimi kullarına icabet eder ve
onların üzerindeki zorlukları, sıkıntıları kaldırır.
Neml Suresi'nde Allah'ın salih kullarına icabeti şöyle
haber verilmiştir:
Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana,
Kendisine dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp
gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah
ile beraber başka bir ilah mı? Ne az öğüt-alıp
düşünüyorsunuz. (Neml Suresi, 62)
Yukarıdaki ayette insanların Allah'ın icabetine
karşılık nankörlük yapabildikleri, Allah'ın kendileri
üzerindeki şefkati ve merhametini fark edemedikleri veya
unuttukları da bildirilmiştir. Oysa Allah, "De ki: "Ondan ve her türlü sıkıntıdan
sizi Allah kurtarmaktadır..." (Enam Suresi, 64) ayetiyle haber verildiği gibi, her türlü
sıkıntıdan insanı kurtaran tek mercidir. Bunun
karşılığında insanın yapması gereken ise, bu icabeti
görmek, gördüğünün önemini düşünebilmek ve bu düşünceler
sonunda Allah'a teslim olarak şükredici bir kul haline
gelmektir. |
SADIK
Vaadine sadık, doğru
(Bu,) Allah'ın va'didir; Allah,
vadinden geri dönmez. Ancak insanların çoğu bilmezler.
(Rum Suresi, 6)
Allah insanları yaratmış, onlara iyiliği emredip
kötülükten men eden elçiler ve bu elçilerle beraber
doğru yolu gösteren Kitaplar göndermiştir. Bu
kitaplardan Kuran, Allah'ın insanları karanlıktan
aydınlığa, doğru yola çıkarmak için gönderdiği son hak
kitabıdır.
Kuran'da Allah kendisine inananlara da, inanmayanlara
da bazı vaatlerde bulunmuştur. İnkarcılar için vaat,
dünyada sıkıntılı bir geçim, ahirette ise sonsuza kadar
azap çekecekleri cehennemdir. Ancak bu kesin gerçeğe
ihtimal vermeyen inkarcılar Allah'ın vaat ettiği azapla
karşılaşmayacakları zannı içindedirler. Son derece büyük
bir yanılgı içinde olan bu insanlara Allah şöyle
buyurmaktadır:
Onlar senden, azabın çarçabuk
getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak
muhalefet etmez... (Hac Suresi, 47)
İnananlara vaat edilen ise dünyada da ahirette de
hoşnutluk içinde bir yaşamdır ve onlar Allah'ın bu
vaadini yerine getireceğine kesin olarak iman ederler.
Allah dünyada salih kullarına olan vaadini Kuran'da
şöyle bildirmiştir:
Allah, içinizden iman edenlere ve salih
amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz
onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi'
kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi'
kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini
kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları
korkularından sonra güvenliğe çevirecektir... (Nur
Suresi, 55)
Müminlere ahiret için vadedilen ise sonsuza kadar
hoşnutluk içinde yaşanacak bir hayattır. Bu hayat,
Allah'ın kesin bir vaadidir ve kuşkusuz 'Allah vadinden
cayıp dönmeyendir'. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
İman edip salih amellerde bulunanlar,
Biz onları altından ırmaklar akan, içinde ebedi
kalacakları cennetlere sokacağız. Bu, Allah'ın gerçek
olan va'didir. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır?"
(Nisa Suresi, 122)
Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da,
adalet bakımından da tastamamdır. O'nun sözlerini
değiştirebilecek yoktur. O, işitendir, bilendir. (Enam
Suresi, 115)
De ki: "Allah doğru söyledi. Öyleyse
Allah'ı bir tanıyan (Hanif)ler olarak İbrahim'in dinine
uyun. O, müşriklerden değildi." (Al-i İmran Suresi,
95) |
SAİK
Cehenneme süren
Suçlu-günahkarları susamışlar olarak
cehenneme süreceğiz. (Meryem Suresi, 86)
İnsan Allah'a kul olmak için yaratılmış ve bu kulluk
görevini yerine getirip getirmeyeceğinin sınanması için
dünyaya gönderilmiştir. Dünyada ihtiyaç duyacağı herşeyi
Allah var etmiş, kendisine çeşit çeşit nimet
sunulmuştur. Ama insanların bir kısmı Allah'ın verdiği
tüm nimetlere rağmen var oluş amacını unutmuş ve
nankörlük etmiş, isyanda bulunmuştur.
Elbette insanların dünyada içinde bulundukları isyan
karşılıksız kalmayacaktır çünkü Allah sonsuz adalet
sahibidir. Allah Kendisi'ni inkar eden, büyüklenen
inkarcıların nasıl bir sona uğrayacaklarını aşağıdaki
ayetleriyle bildirmiştir:
Tıpkı Firavun ailesi ve onlardan
öncekilerin gidiş tarzı gibi. Ayetlerimizi yalanladılar,
böylece Allah günahları nedeniyle onları yakalayıverdi.
Allah, (cezayla) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
İnkar edenlere de ki: "Yakında yenilgiye
uğratılacaksınız ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz."
Ne kötü yataktır o. (Al-i İmran Suresi, 11-12)
Ayetlerde bildirildiği gibi aşağılanmış bir şekilde
topluca cehenneme sürülen inkarcıların oradaki
pişmanlıkları da Kuran'da bildirilmiştir. Dünyada
yaşadıkları hayat boyunca kendilerine Allah'a kulluk
etmek için sayısız fırsat verilmiş, hatırlatmalar gelmiş
ama onlar yine de yüz çevirip büyüklenmişlerdir. Bunun
sonucu olarak söz konusu kişilerin hesap gününde
durumlarının nasıl olacağı ayetlerde şöyle haber
verilmektedir:
... Azabı gördükleri zaman, o zalimleri
bir görsen; "Geri dönmeye bir yol var mı?" derler.
Onları görürsün; zilletten başları
önlerine düşmüş bir halde, ona (ateşe) sunulurlarken göz
ucuyla sezdirmeden bakarlar. İman edenler de: "Gerçekten
hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendi nefislerini,
hem yakın akraba (veya yandaş)larını da hüsrana
uğratmışlardır" dediler. Haberiniz olsun; gerçekten
zalimler, kalıcı bir azap içindedirler. (Şura Suresi,
44-45) |
SANİ
Sanatçı, nihayetsiz güzellikleri
sanatının içinde yaratan
Dağları görürsün de, donmuş sanırsın;
oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler.
Herşeyi 'sapasağlam ve yerli yerinde yapan' Allah'ın
sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden
haberdardır. (Neml Suresi, 88)
Yeryüzünde yaratılan canlı ve cansız her varlıkta
üstün bir aklın, sonsuz bir ilmin birçok deliline
rastlamak mümkündür. Kuşkusuz bunlar Allah'ın Alim
sıfatısın tecellilerindendir. Ancak bu varlıklarda
dikkat çeken çok önemli bir özellik daha vardır: çok
ince bir sanat. Allah'ın 'Sani' sıfatı yarattığı herşeye
son derece estetik bir görünüm, kusursuzluk, ince ve
benzersiz bir sanat, uyum ve dizayn olarak yansır.
Örneğin insan bedenini inceleyecek olursak kusursuz
ve eksiksiz bir şekilde dizayn edildiğini görürüz. Tüm
organlar olmaları gereken yerlere yerleştirilmiş;
örneğin gözlerin yeri ile göğüs kafesinde korunan kalbin
yeri hem birçok hikmete binaen belirlenmiş, hem de göze
en hoş görünecek şekilde yaratılmıştır. İnsan vücudunun
dış görünümünde simetriyi sağlayan 'altın bir oran'dan
bahsetmek mümkündür; nitekim ressamlar yaptıkları
çizimlerde bu 'altın oranı' kullanmaktadırlar. Öyle ki
her insanın ağzı, burnu, gözleri son derece ince bir
oranla olmaları gereken yere yerleştirilmiştir. Yine
bedendeki simetri de ilk bakışta herkesin dikkatini
çekebilecek şekildedir.
Allah birbirinden çok farklı canlılarda yine 'Sani'
sıfatını yansıtacak detaylar yaratmıştır. Hiçbirinin dış
görünümü bir diğerine benzemez. Tropikal bir kuşun
kanatlarında ya da bir çiçeğin yapraklarında fosforlu
renkler kullanılırken; bir kelebeğin kanatlarında çok
farklı tonlar yaratılmıştır. Aynı şekilde bir sürüngen
ile, bir kuşun veya bir deniz canlısının görünümü de
şekil olarak birbirinden apayrıdır, hiçbir benzerlik
taşımaz.
Bitkiler aleminde de, Allah'ın sonsuz sanatını
gözlemek mümkündür. Öyle ki, "Yerde
sizin için üretip-türettiği çeşitli renklerdekileri de
(faydanıza verdi)..." (Nahl Suresi, 13) ayetinde
bildirildiği gibi Allah birbirinden farklı milyonlarca
çeşit bitki ve çiçek yaratmıştır. Hepsinin kokusu,
biçimi, rengi, simetrisi farklı farklıdır. Tek bir
çiçeğin, örneğin bir orkidenin bile belki yüzlerce
farklı görünümde, farklı renkte çeşidi vardır. Aynı
şekilde tek bir çiçeğin, örneğin bir gülün birbirinden
farklı pek çok rengi ve bu renklerin de kendi içlerinde
farklı tonları vardır. Kuşkusuz bu renkler, tonlar,
desenler apaçık bir sanatın göstergesidirler.
Ve Allah bu kadar farklı görünümde ama her biri son
derece estetik olan çeşidi gözler önüne sererek
sanatındaki sonsuzluğu insanlara göstermiştir. Dileseydi
her canlı türünden tek bir çeşit de yaratabilirdi. Fakat
çok fazla çeşit yaratarak insanları hayrete düşürecek
bir sanat meydana getirmiştir. Elbette bu sanatı kitap
sayfalarında tarif etmek, eksiksiz olarak örneklendirmek
mümkün değildir. Çünkü insan, dünya üzerinde kafasını
çevirdiği her yerde bu sanatın örnekleriyle
karşılaşacaktır. Allah kusursuzca yaratandır. |
SELAM
Her türlü tehlikelerden kullarını
selamete çıkaran, cennetteki kullarına selam eden
O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur.
Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir;
Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir.
Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir.
(Haşr Suresi, 23)
Allah Kendisi'ne inananlara sonsuz cenneti
müjdelemiştir. Ancak göz ardı edilen bir gerçek vardır
ki, iman edenler yalnızca ahirette değil dünyada da
güzel bir yaşamla ödüllendirilmişlerdir. Allah,
dünyadaki ve ahiretteki bu müjdeyi Kuran'da şöyle
bildirmiştir:
Sizin yanınızda olan tükenir, Allah'ın
katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını
yaptıklarının en güzeliyle biz muhakkak vereceğiz. Erkek
olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir
amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla
yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en
güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 96-97)
Kuşkusuz dünyadaki ve ahiretteki güzel yaşam, kulları
üzerinde sonsuz bir şefkat sahibi olan Allah'ın 'Selam'
sıfatının tecellilerindendir. Dünyada güzel bir hayatla
yaşayan, Rabbimiz'e kulluk edip yaptığı salih amellerden
ecir kazanan mümin, ahirette de 'hoşnut edici ve hoşnut
edilmiş olarak' cennete girecektir. Allah samimi
kullarının ahirette karşılaşacakları ortamı Kuran'da
şöyle haber vermiştir:
Cennet de, muttakiler için, uzakta
değildir, (o gün) yakınlaştırılmıştır.
Bu, size vadolunandır; (gönülden
Allah'a) yönelip-dönen (İslam'ın hükümlerini)
koruyan,
Görmediği halde Rahman'a karşı 'içi
titreyerek korku duyan' ve 'içten Allah'a yönelmiş' bir
kalb ile gelen içindir.
"Ona 'esenlik ve barış (selam)la'
girin. Bu, ebedilik günüdür."
Orda diledikleri herşey onlarındır;
katımızda daha fazlası da var. (Kaf Suresi, 31-35)
Allah'ın Selam sıfatı aynı zamanda cennete kabul
ettiği kullarına selam vermesi anlamına da gelir. Allah,
Yasin Suresi'nin 58. ayetinde "Çok
esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" (vardır)" şeklinde buyurarak cennete giren insanlara
sözlü olarak selam vereceğini bildirir. Kuşkusuz
Allah'ın selamı müminler için olabilecek en büyük
müjdedir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
İşte onlar, sabretmelerine karşılık
(cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler
ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar. (Furkan
Suresi, 75) |
SEMİ
İşiten
Şüphesiz, kendilerine gelmiş bulunan
hiçbir delil olmaksızın, Allah'ın ayetleri konusunda
mücadele edenlere gelince; onların göğüslerinde
kendisine ulaşamayacakları bir büyüklük (isteğin)den
başkası yoktur. Artık sen Allah'a sığın. Şüphesiz O
hakkıyla işiten, hakkıyla görendir. (Mümin Suresi,
56)
İnsana şah damarından daha yakın olan Allah, herşeyi
gören olduğu gibi işitendir de. Allah kainattaki her
sesi duyar. Uçsuz bucaksız uzayda büyük bir hızla
ilerleyen galaksilerin, gezegenlerin, gök taşlarının
seslerini duyduğu gibi, mikroalemde yaşayan ve
insanların gözle asla göremeyeceği milyarlarca canlının
da sesini duyar. Çünkü Kendisi tüm bunları yaratandır.
Allah toprağın altında yarılan tohumun da, gökyüzünde
çakan şimşeğin de, yere düşen bir yağmur tanesinin veya
uçan bir kuşun kanat sesini de işitir. Bu gerçek "Dedi ki: "Benim Rabbim, gökte ve yerde
söylenen-sözü bilir; O, işitendir, bilendir" (Enbiya
Suresi, 4) ayetiyle bizlere bildirilmiştir.
Kuşkusuz Allah'ın büyüklüğünün ve kudretinin
delillerinden biri tüm kainattaki canlı ve cansız bütün
sesleri aynı anda işitmesidir.
Allah yaşayan tüm insanların Kendisi'ne gizlice
yönelerek ettikleri bütün duaları aynı anda işitir ve
aynı anda icabet eder. Nitekim bir başka ayette "Kullarım Beni sana soracak olursa,
muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği
zaman dua edenin duasına cevap veririm..." (Bakara
Suresi, 186) diye bildirilmiştir. Allah Katında
zaman ve mekan olmadığı, Allah her an her yerde olduğu
için bu, O'na göre çok kolaydır. Aynı zamanda gizli
fısıltıların, konuşmaların da hepsini duyar.
Allah kalpleri ürpererek Kendisi'ne dua edenlerin,
gizlice yönelip dönenlerin seslerini işittiği gibi isyan
edenlerin, kalpleri inkarda direnenlerin de seslerini,
kurdukları planların en ince noktalarını da işiterek
bilir. O'nun ilmi her yeri kuşatmış, hiçbir canlı O'ndan
gizli bir tek söz sarfedememiştir ve edemeyecektir. Bunu
ahirette, ağzından çıkan her sözün karşısına
getirildiğini görünce daha iyi anlayacaktır.
De ki: "Size yarara da, zarara da güç
yetirmeyen Allah'tan başka şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa
Allah, işitendir, bilendir." (Maide Suresi, 76)
Böylece Rabbi, duasını kabul etti ve
onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı.
Çünkü O, işitendir, bilendir. (Yusuf Suresi, 34) |
ŞAFİ
Şifa veren
"Hastalandığım zaman bana şifa veren
O'dur;" (Şuara Suresi, 80)
İnsanın acizliğini kavradığı ve ne kadar muhtaç
konumda olduğunu en çok fark ettiği anlardan biri
şüphesiz hasta olduğu andır. Allah insana bu duyguyu
yaşatmak için hepsi birbirinden farklı yüzlerce hastalık
yaratmıştır. Her hastalığın kişi üzerinde meydana
getirdiği bedensel ve ruhsal etkiler birbirinden çok
farklıdır. Ancak hepsi hikmetli bir yaratılışın
delilidir. Gözle bile görülemeyen bir virüsün insanı
tanınmayacak hale sokması, vücuda giren bir mikrobun
kimi zaman teşhis dahi edilememesi, Allah'ın gücünün en
açık delillerindendir. Bilim adamlarının tek bir virüsü
ortadan kaldırmak için yaptıkları deneyler, araştırmalar
Allah'ın yaratmadaki üstünlüğünü gözler önüne serer.
Hastalığı veren Allah olduğu için bu hastalığın
geçmesi de ancak Allah'ın dilemesi ile olur. Allah
dilediği takdirde Şafi sıfatı ile verdiği hastalığı
ortadan kaldırır. Nitekim Allah dilemedikçe tüm dünyanın
doktorları, en gelişmiş teknolojik aygıtlar, keşfedilen
en son ilaçlar biraraya gelse yine de o kişinin
hastalığının iyileşmesi imkansızdır. Kullanılan
ilaçların hepsi, hastalığın iyileşmesi için birer
vesiledir. Eğer Allah dilerse uygulanan tedaviyi vesile
kılarak kişinin iyileşmesine izin verir. Ne var ki Allah
dilemedikçe çok basit gibi görünen bir hastalık dahi
kişinin ölümüne sebebiyet verebilir.
Bu durumda insanın yapması gereken, kendi aczinin
yanında Rabbimiz'in sonsuz gücünü görebilmek ve sıkıntı
içinde olduğu her an O'ndan yardım dilemektir. Mümin
bilmelidir ki, hiçbir zaman Allah'tan başka bir yardımcı
ve veli bulamayacaktır. Hz. Eyüp bu konuda Kuran'da
örnek gösterilen, Allah'a teslimiyetli tavrıyla övülen
bir elçidir. Hz. Eyüb'ün şeytan tarafından kendisine
dokundurulan sıkıntı karşısında gösterdiği güzel ahlak,
sabır ve tevekkül tüm müminlere örnek olmuştur: Konuyla
ilgili ayette şöyle buyrulmaktadır:
Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda
bulunmuştu: "Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni
sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın."
(Enbiya Suresi, 83)
Bu çağrının ardından Allah onun duasına icabet etmiş
ve onu bu sıkıntıdan kurtarmıştır. Hz. Eyüp ise
sabretmenin ve yalnızca Allah'a yönelip dönmenin büyük
ecrini almıştır. |
ŞEFİ
Şefaatçi
Yoksa Allah'tan başka şefaat ediciler
mi edindiler? De ki: "Ya onlar, hiçbir şeye malik
değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?" De ki:
"Şefaatin tümü Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü
O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz." (Zümer Suresi,
43-44)
Allah'a şirk koşarak iman edenler O'nun huzuruna
getirildiklerinde mutlaka bir şefaatçinin arkasına
sığınacaklarını ve o şefaatçinin kendilerine yardımcı
olacağını zannederler. İnançlarına göre bu şefaatçi kimi
zaman onların günahlarını yüklenecek, kimi zaman da
onları savunarak temize çıkaracaktır. Bu yüzden dünya
hayatında sürekli bu sözde şefaatçiyi razı etmeye
çalışırlar, daima onu zikrederler. Halbuki bu asla
gerçekleşmeyecek olan bir zandır. Allah birçok ayetinde
din gününde -Allah'ın dilemesi dışında- kimsenin kimseye
şefaatte bulunamayacağını bildirmiştir. Bu ayetlerden
biri şöyledir:
Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu)
edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları
bırak. Onunla (Kur'an'la) hatırlat ki, bir nefis, kendi
kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin) Allah'tan
başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır; her türlü
fidyeyi verse de kabul olunmaz... (Enam Suresi, 70)
O gün kimse kimse ile dost değildir, kimse de bir
başkasının günahını yüklenemez. Allah ancak Kendisi'nden
hoşnut olunacak kişinin şefaat edebileceğini söyler. Bu
kişi de elbette yalnızca doğruyu söyleyecektir. İnkar
edenler için o gün ne bir yardımcı ne de bir şefaatçi
vardır. Hiç kimse kimse adına bir şey ödeyemez. O gün
hiçbir destek, hiçbir alış veriş ve hiçbir şefaat
yoktur. Hiçbir insanın Allah'tan başka velisi ve
şefaatçisi de yoktur...
Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında
olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti.
Sizin O'nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz
yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? (Secde
Suresi, 4) |
ŞARİH
Açan
Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa,
artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi?
Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış
olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık
içindedirler. (Zümer Suresi, 22)
Allah'ın ve ahiretin varlığı apaçıktır. Ancak buna
rağmen insanların çoğu iman etmezler. Gerçek bir imanın
kalbe yerleşmesi ise, ancak yukarıdaki ayette
bildirildiği gibi Allah'ın kişinin 'göğsünü İslam'a
açması' ile mümkündür. Bu yüzden iman, Allah'ın bir
insana verdiği en büyük nimettir. Allah'ın samimi
kulları üzerindeki fazlı ve rahmeti olmasa hiçbirinin
kurtuluş bulması mümkün olmazdı. Allah insanları
yaratırken onlara kötülüğe yönlendiren nefsi vermiş
fakat bunun yanında nefse de 'fücurunu (sınır tanımaz
günah ve kötülüğü) ve ondan sakınmayı ilham' ederek
samimi kullarının doğru yola ulaşabilmelerini
sağlamıştır.
Kişinin vicdanı vasıtasıyla ulaşabildiği bu doğru yol
elbette samimi imana sahip insanlara verilen bir
nimettir. Allah başka ayetlerde bu nimeti şöyle haber
vermektedir:
... Ancak Allah size imanı sevdirdi,
onu kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve size inkarı,
fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar, doğru yolu
bulmuş (irşad) olanlardır. Allah'tan bir fazl (bir ihsan
ve lütuf) ve bir nimet olarak... (Hucurat Suresi,
7-8)
Tüm delillere rağmen nasıl yaratıldığını unutarak
inkara sapanların ise durumu elbette farklıdır. Allah
vicdanını kullanmayan, nefsine uyan bu insanların
kalplerini İslam'a açmayacaktır. Allah'ın bu kimseler
için Kuran'da verdiği hüküm şöyledir:
Şüphesiz, inkar edenleri uyarsan da,
uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar. Allah,
onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir;
gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azab
onlaradır. (Bakara Suresi, 6-7)
Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen
ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı,
kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde
çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim
hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor
musunuz? (Casiye Suresi, 23) |
ŞEHİD
Şahit olan, her zaman ve her
yerde hazır ve nazır olan
De ki: "Benimle aranızda şahid olarak
Allah yeter; kuşkusuz O, kullarından gerçeğiyle
haberdardır, görendir." (İsra Suresi, 96)
Allah ezeli ve ebedidir. Mutlak olan tek varlıktır.
Zamana ve mekana bağımlı değildir. Bu nedenle geçmiş ve
gelecek kavramları Allah Katında birdir. Allah geçmişte
olan bütün olayları da gelecekte olacak olanları da
bilir. Kainatın ilk yaratıldığı andan itibaren, yok
olacağı kıyamet gününe kadarki son ana kadar herşeye
şahit olandır.
Yaşanan her olayı, yapılan her konuşmayı bilir. Allah
Katında gizli olan hiçbir şey yoktur. O'nun için
gündüzün aydınlığı da gecenin karanlığı da birdir. Allah
'gecenin örtüsü' altında gizlenenlerin, biraraya gelerek
fısıldaşanların bütün konuşmalarına da şahittir. Cahil
olan insan gece karanlığının günahlarını gizleyeceğine,
hiç kimse tarafından görülmeyeceğine ve bilinmeyeceğine
inanır. Oysa Allah insana her an, her yerde şahittir.
Tek başınayken de milyarlarca insanın arasındayken de
insanın durumu Allah Katında aynıdır. Kuran'da bu durum
şöyle haber verilmektedir:
Allah'ın göklerde ve yerde olanların
tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun?
(Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip)
Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka
O'dur; beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya
çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle
beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine
haber verecektir. Şüphesiz Allah, herşeyi bilendir.
(Mücadele Suresi, 7)
Allah tüm insanların her an, her saniye kalplerindeki
niyete, akıllarından geçen her düşünceye şahit olandır.
Dünyada insanların yaşadıkları her olaya şahit olan
Allah hesap gününde onlara yapmakta olduklarının tam
karşılığını, eksiksizce verecektir. Allah'ın kendisini
görmeyeceğini, konuşmalarını duymayacağını zannedenler
ve gizli günahlarının karşılarına hiçbir zaman
çıkmayacağını düşünenler, kıyamet gününde ne kadar
yanıldıklarını anlayacaklardır. Zira Allah bir insanın
doğduğu andan son nefesini verdiği ölüm anına kadar
yaşadığı her olaya tüm ayrıntıları ile şahit olmuştur.
"Allah, hepsini dirilteceği gün, onlara neler
yaptıklarını haber verecektir. Allah, onları
(yaptıklarıyla bir bir) saymıştır; onlar ise onu
unutmuşlardır. Allah, herşeye şahid olandır" (Mücadele
Suresi, 6) ayetiyle bildirdiği gibi de, insanın işlediği
herşey ahirette tam karşılığını görecektir. Ayetlerde
şöyle buyrulur:
Senin içinde olduğun herhangi bir
durum, onun hakkında Kuran'dan okuduğun herhangi bir şey
ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona
(iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler
durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca
hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha
küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta
(kayıtlı) olmasın. (Yunus Suresi, 61)
Fakat Allah, sana indirdiğiyle şahidlik
eder ki, O, bunu kendi ilmiyle indirmiştir. Melekler de
şahittirler. Şahid olarak Allah yeter. (Nisa Suresi,
166)
Onlara vaadettiğimiz (azabın) bir
kısmını sana gösteririz veya senin hayatına son veririz
(de görmen ahirete kalır.) Onların dönüşleri Bizedir,
sonra Allah işlediklerine şahiddir. (Yunus Suresi,
46)
Biz ayetlerimizi hem afakta, hem
kendi nefislerinde onlara göstereceğiz; öyle ki,
şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun.
Herşeyin üzerinde Rabbinin şahid olması yetmez mi?
(Fussilet Suresi, 53)
|
ŞEKÜR
Kendi rızası için yapılan iyi
işlere daha güzeliyle karşılık veren
Eğer Allah'a güzel bir borç verecek
olursanız, onu sizin için kat kat artırır ve sizi
bağışlar. Allah Şekûr'dur (şükrü kabul edip çok ihsan
eden), Halim'dir (cezayı vermekte acele etmeyendir).
(Tegabün Suresi, 17)
Kuşkusuz Allah yeryüzünde insanlara sayısız nimet
vermiş ve bunların karşılığında da yalnızca şükredici
bir kul olmalarını emretmiştir. Allah İbrahim Suresi'nin
7. ayetinde şükrün önemine şöyle dikkat çekmektedir:
"Rabbiniz şöyle buyurmuştu: "Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size artırırım
ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, Benim
azabım pek şiddetlidir."
Elbette Allah'tan gelen tüm nimetlere karşılık olarak
şükretmekten kaçınan bir insanın karşılığı ahirette
eksiksiz olarak verilecektir. Bu, Allah'ın sonsuz
adaletinin bir tecellisidir. Ancak Allah kullarına karşı
çok şefkatli ve merhametlidir. Bir başka ayetinde şöyle
hükmetmiştir:
Gerçek şu ki, Allah zerre ağırlığı
kadar haksızlık yapmaz. (Bu ağırlıkta) Bir iyilik
olursa, onu kat kat kılar ve Kendi yanından pek büyük
bir ecir verir. (Nisa Suresi, 40)
Yukarıdaki ayette de görüldüğü gibi Allah nankörlük
edeni azapla cezalandıracak ancak iyilikte bulunanların
ecrini de kat kat artıracaktır. Kim Allah için bir hayır
işlerse hesap gününde daha güzeliyle karşılığını
alacaktır. Kim Allah için bir sevapta bulunursa hesap
gününde daha iyisiyle karşılaşacaktır.
İşte Allah, iman edip salih amellerde
bulunan kullarına böyle müjde vermektedir. De ki: "Ben
buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiçbir ücret
istemiyorum. "Kim bir iyilik kazanırsa, Biz ondaki
iyiliği artırırız. Gerçekten Allah, bağışlayandır,
şükredene karşılığını verendir. (Şura Suresi, 23)
Çünkü (Allah,) ecirlerini noksansız
olarak öder ve Kendi fazlından onlara artırır. Şüphesiz
O, bağışlayandır, şükrü kabul edendir. (Fatır Suresi,
30)
Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok
eden Allah'a hamdolsun; şüphesiz Rabbimiz, gerçekten
bağışlayandır, şükrü kabul edendir." (Fatır Suresi,
34) |
TEVVAB
Tevbeleri kabul edip günahları
bağışlayan
Ancak tevbe edenler, (kendilerini ve
başkalarını) düzeltenler ve (indirileni) açıklayanlar(a
gelince); artık onların tevbelerini kabul ederim. Ben,
tevbeleri kabul edenim, esirgeyenim. (Bakara Suresi,
160)
Allah'ın ayetlerinde de bildirdiği gibi insan 'cahil
ve nankör' olarak yaratılmıştır. Her an hata yapmaya,
günah işlemeye, zaafa düşmeye açık bir nefse sahiptir.
Ayrıca kendisini sürekli olarak Allah'a isyana
sürüklemeye, vesvese vermeye çalışan şeytan gibi bir de
düşmanı vardır. Ancak insana sayılan bu olumsuzluklar
sebebiyle düşebileceği hataları telafi etmek için bir
yol gösterilmiştir: Tevbe etmek...
Yukarıda da belirttiğimiz gibi insan her an hataya
düşebilir, günah işleyebilir veya bir vesveseye
kapılabilir. Ancak ne kadar büyük bir hata yaparsa
yapsın kendisi için bir dönüş yolu vardır. Allah samimi
olarak tevbe eden kullarının tevbelerini kabul eder ve
onları bağışlar. Bu yüzden bir insan geçmişinde ne kadar
gafil olursa olsun, umutsuzluğa kapılması doğru olmaz.
Allah Kuran'da şöyle haber verir:
(Benden onlara) De ki: "Ey kendi
aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım.
Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah,
bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır,
esirgeyendir. (Zümer Suresi, 53)
Ancak tüm bunların yanında unutulmaması gereken çok
önemli bir gerçek vardır:
Allah'ın (kabulünü) üzerine aldığı
tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra
hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah,
böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir,
hüküm ve hikmet sahibi olandır. Tevbe; ne, kötülükleri
yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi
gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak
ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azap
hazırlamışızdır. (Nisa Suresi, 17-18)
Yukarıdaki ayetlerde de bildirildiği gibi Allah,
ancak samimi kullarının tevbelerini kabul eder. Çünkü
tevbe gerçek bir pişmanlık ve bir daha tekrar etmeme
kararı ile bir anlam kazanır. Aksi takdirde tüm yaşamını
Allah'ın emirlerine isyan edip, şeytanın yoluna uyarak
geçirmiş birinin ölümle karşılaştığı anda gerçeği fark
ettiğinden dolayı tavrını değiştirmesinin anlamı
olmayacaktır. Nitekim bu konuda Kuran'da Firavun'un
samimiyetsiz tevbesinden şöyle bahsedilmiştir:
Biz, İsrailoğullarını denizden
geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla
peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince
(Firavun): "İsrailoğullarının kendisine inandığı
(ilahtan) başka ilah olmadığına inandım ve ben de
Müslümanlardanım" dedi. Şimdi, öyle mi? Oysa sen
önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın.
(Yunus Suresi, 90-91)
(Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi)
de (bağışladı). Öyle ki, bütün genişliğine rağmen
yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine
dar (sıkıntılı) gelmişti ve O'nun dışında (yine)
Allah'tan başka bir sığınacak olmadığını iyice
anladılar. Sonra tevbe etsinler diye onların tevbesini
kabul etti. Şüphesiz Allah, (yalnızca) O, tevbeleri
kabul edendir, esirgeyendir. (Tevbe Suresi, 118)
Eğer Allah'ın sizin üzerinizde fazlı ve
rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten tevbeleri kabul
eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (ne yapardınız)?
(Nur Suresi, 10) |
VAHİD
Tek olan, Zatında, sıfatlarında,
işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde, asla ortağı veya
benzeri, dengi bulunmayan
Sizin ilahınız tek bir ilahtır; O'ndan
başka ilah yoktur; O, Rahman'dır, Rahim'dir (bağışlayan
ve esirgeyendir). (Bakara Suresi, 163)
Allah'ın büyüklüğünü kavrayamayan insanlar
yüzyıllardır Allah'a denk güçler bulmaya çalışmışlar ve
bunun sonucunda gözlerinde yücelttikleri şeylere
tapmışlardır. Kimisi çok parlak ve güçlü gördüğü için
Güneş'i daha üstün tutmuş ve ona tapmış, kimisi de
yıldızların önünde eğilmiştir. Hatta bazıları tüm
acizliklerine rağmen, kendilerinin de güç sahibi
olduklarını söyleme cesaretini göstermişlerdir. Kuran'da
Hz. İbrahim'le Allah'ın gücü ve birliği konusunda
tartışan kişi bu konuya verilebilecek en vurucu
örnektir. Hz. İbrahim ise Allah'a kimsenin ortak
olamayacağını şöyle bir örnekle ispat etmiştir:
Allah, kendisine mülk verdi, diye Rabbi
konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani
İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür" demişti; o
da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti. (O zaman)
İbrahim: "Şüphe yok, Allah Güneş'i doğudan getirir,
(hadi) sen de onu batıdan getir" deyince, o inkarcı
böylece afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu
hidayete erdirmez. (Bakara Suresi, 258)
Allah'tan başka ilahlar edinmek, yalnızca geçmişte
yaşayan insanlara mahsus bir akılsızlık değildir.
Günümüzde de pek çok insan Allah'a ortak koşarak, O'nun
eşinin ve benzerinin olamayacağını inkar eder. Bu
kimseler belki görünürde Güneş, yıldızlar vs. gibi birer
put edinmemişlerdir; ama onlar da kendileri gibi aciz
olan diğer insanlara veya değer verdikleri metalara
(zenginlik, güzellik, güç vs.) taparlar. Örneğin, tüm
yaşamlarını zenginlik, mal-mülk edinmek uğruna harcar ve
bu arada Allah'ın kendilerinden razı olup olmadığını hiç
düşünmezler. Allah'ı insanlarla, diğer varlıklarla veya
metalarla eş tutarlar ki bu da apaçık bir şirktir.
Allah yaratandır. Kimse Güneş'i batıdan getiremez,
kimse uzayda olağanüstü bir hızla genişleyen kainatı
durduramaz, kimse göğü ve yeri tutamaz ve kimse yoktan
bir insan yaratamaz. Bunları ancak kainatta tek olan ve
eşi olmayan Allah yapar. Yaratan'la yaratılan ise asla
eşit değildir. Kuran'da şirk koşulanların acizliğinden
şöyle bahsedilir:
Ey insanlar, (size) bir örnek verildi;
şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta
olduklarınız -hepsi bunun için biraraya gelseler dahi-
gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek
onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri
alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de. (Hac Suresi,
73)
... Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi
yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince
birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah, herşeyin
yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır. (Rad
Suresi,16)
... Meryem oğlu Mesih İsa, ancak
Allah'ın elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini)
Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse
Allah'a ve elçisine inanınız; "üçtür" demeyiniz.
(Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak
bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir.
Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak
Allah yeter. (Nisa Suresi, 171) |
VARİS
Servetlerin geçici sahipleri
elleri boş olarak yokluğa döndükten sonra varlığı devam
eden, servetlerin hakiki sahibi
Biz, yaşama biçimleriyle 'refah içinde
şımarıp azmış' nice şehri yıkıma uğrattık. İşte
meskenleri; çok az (bir zaman) dışında (onlarda)
kendilerinden sonra oturulabilmiş değildir. (Onlara)
Varis olanlar Biziz. (Kasas Suresi, 58)
İnsanlar dünyadaki yaşamları boyunca sürekli olarak
bir şeyler kazanmaya, zenginliklerini, mallarını,
mülklerini artırmaya çalışırlar. Hatta kimi insanda bu,
öylesine büyük bir hırstır ki, hayatı boyunca başka
hiçbir amaç edinmeden, varlığının gerçek nedenini hiç
düşünmeden sabah akşam daha fazlasını elde etmek uğruna
çalışıp didinir. Ancak bu insanların göz ardı ettikleri
bir gerçek vardır:
De ki: "Davranış (ameller) bakımından
en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?
Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa
gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta
sanıyorlar. (Kehf Suresi, 103-104)
Evet, bu insanlar hayatları boyunca kendilerine
edindikleri boş bir amaç uğruna çaba harcayıp dururlar.
Fakat bir gün, belki de hiç beklemedikleri bir anda ölüm
melekleri gelir ve Allah'ın emriyle onların canlarını
alır. Herkesin imrendiği büyük bir servete sahip olan bu
insanlar yalnızca bir beze sarılarak toprağın birkaç
metre altına gömülürler ve ahirete giderken hayatları
boyunca kazandıkları hiçbir şeyi yanlarında
götüremezler. Toprağın içine çıplak bedenlerinden başka
hiçbirşey konmaz. Onlar istemeseler de evleri,
arabaları, tüm malları, toprakları ve evlatları geride
kalır. Ahirette yanlarında buldukları ise yalnızca
takvaları ve Allah'a olan yakınlıklarıdır.
Onların arkasından yeryüzüne mirasçı olan ise
yalnızca Allah ve O'nun zengin kıldığı samimi
kullarıdır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bir insan ne
kadar isterse istesin malına, mülküne, dünyadaki
itibarına, zenginliğine sonsuza kadar sahip olamaz.
Elindeki herşey ona kısa bir süre kullanması için
dünyada verilen nimetlerdir. Ancak bu nimetleri veren
Allah dilediği zaman kişinin canını alır ve malını
dünyada, bedenini de toprakta bırakarak Allah'ın
huzuruna çıkarılır...
Şüphesiz Biz, gerçekten Biz yaşatır ve
öldürürüz ve varis olanlar Biziz. (Hicr Suresi, 23)
Zekeriya da; hani Rabbine çağrıda
bulunmuştu: "Rabbim, beni yalnız başıma bırakma, sen
mirasçıların en hayırlısısın." (Enbiya Suresi, 89) |
VASİ
Geniş olan
Ey iman edenler, içinizden kim dininden
geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) Kendisinin
onları sevdiği, onların da Kendisini sevdiği müminlere
karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü ve
onurlu,' Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının
kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu,
Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah
(rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (Maide Suresi,
54)
Allah'ın genişliği tüm evreni kuşatmıştır. Yokluktan
varlığı yaratan Allah mekana bağımlı değildir, tüm
mekanların üstündedir. Çünkü mekanı da yaratan
Allah'tır. Birçok toplumda Allah'ın göklerde olduğu
zannı yaygındır. Allah'a dua ettiklerinde insanlar,
yüzlerini göğe çevirerek batıl bir tutum içine girerler.
Gerçekte ise; "Doğu da Allah'ındır,
batı da. Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (kıblesi)
orasıdır. Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir."
(Bakara Suresi, 115)
Oysa Allah, Kuran'da 'göklerin ve yerin Rabbi'
olduğunu bizlere bildirir. Bütün genişliğe sahip olanın
da Kendisi olduğunu söyler. Allah her yere istiva
etmiştir. Allah'ın mülkü geniştir. Nimetleri tükenmez,
rahmetinin sınırı yoktur, bağışlaması da çok geniş
olandır. Kullarının tüm ihtiyaçlarını onlar hiçbir şey
yapmadan karşılayan Allah'ın rahmeti ve merhameti
sonsuzdur.
''Vasi' sıfatı özellikle müminler üzerinde çok yoğun
olarak tecelli eder. Yukarıda da belirttiğimiz gibi
Allah'ın rahmeti ve merhameti son derece geniştir.
İnanan kullarını rahmetiyle sarıp kuşatmıştır ve dünyada
onları tüm düşmanlardan korur. Örneğin insanlardan
bazıları dine zarar verebilmek kastıyla müminlere
gelecek nimetleri engellemeye, onlara zorluk çıkarmaya
çalışırlar. Veya münafıklar, "...
Allah'ın Resûlü yanında bulunanlara hiçbir infak
(harcama)da bulunmayın, sonunda dağılıp
gitsinler..." (Münafikun Suresi, 7) diyerek sözde
inananlara zarar verebileceklerini zannederler. Oysaki
münafıkların göz ardı ettikleri bir gerçek vardır:
Allah, dilediği kulunu geniş rahmet hazinesinden zengin
kılar. Çünkü göklerin ve yerin hazineleri O'nundur.
Allah'ın geniş rahmet sahibi olduğu bir ayette şöyle
bildirilir:
"Ve sizin dininize uyanlardan
başkasına inanıp güvenmeyin." De ki: "Şüphesiz doğru yol
Allah'ın dosdoğru yoludur. Size verilenin bir benzeri
birine (İslam peygamberine) veriliyor ya da Rabbinizin
katında onlar (Müslümanlar) size karşı deliller
getiriyorlar, diye mi (bu telaşınız?) De ki: "Şüphesiz
'lutuf ve ihsan (fazl)' Allah'ın elindedir, onu
dilediğine verir. Allah (rahmeti) geniş olandır,
bilendir." (Al-i İmran Suresi, 73) |
VEDUD
İyi kullarını seven, onları
rahmet ve rızasına erdiren, yahut sevilmeye ve dostluğu
kazanılmaya tek layık olan
O, çok bağışlayandır, çok sevendir.
(Büruc Suresi, 14)
Allah insanları Kendisi'ne kulluk etmeleri için
yaratmıştır. Fakat buna rağmen kimisi Allah'ı inkar
eder, kimisi de ölene kadar içten bir samimiyetle O'na
sadık kalır. Allah, Kendisi'ne vefa gösteren kullarına
çok yakındır, dua ettikleri zaman onları işitir ve
icabet eder, bir zorlukla karşılaştıklarında daima
onların yanındadır. Allah iman edenleri hayatlarının her
döneminde yardımıyla destekler.
Bir insanın dünya hayatında kazanabileceği en büyük
nimetlerden biri olan Allah'ın dostluğudur. Allah'ın
sevdiği kulları son derece şerefli ve seçkin bir yaşantı
sürdürürler. Böyle insanlar her zaman hayranlık ve
takdir kazanabilecek üstün bir ahlaka sahip olurlar.
Allah sevgili kullarını Kendi rahmeti içine sokar,
onların cennete girmelerine izin verir. Peygamberler ve
salih müminler Allah'ın sevgisini kazanmış çok değerli
insanlardır. Onlar da Allah'ı çok severler ve yalnızca
O'nun hoşnutluğunu kazanmak için yaşamlarının
sürdürürler. Şüphesiz Allah'ın bir insanı sevmesi ve onu
dost edinmesi insana verilebilecek en büyük nimetlerden
biridir.
Rabbinizden bağışlanma dileyin,
sonra O'na tevbe edin. Gerçekten benim Rabbim,
esirgeyendir, sevendir. (Hud Suresi,
90) |
VEHHAB
Bağışı çok olan, karşılıksız
armağan eden
Yoksa, güçlü ve üstün olan, karşılıksız
bağışlayan Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır?
(Sad Suresi, 9)
Daha önce de bahsettiğimiz gibi Allah müminlere
cennette sonsuz bir mutluluk vaat etmiş ve bu sonsuz
mutluluğu dünya hayatları sırasında da başlatmıştır.
Salih kullarını dünyada da güzel bir hayatla
yaşatacağını vaat etmiştir. Bu yüzden samimi müminlerin
Rabbimizden isteyecekleri hiçbir şeyin sınırı yoktur.
Müminler, kendilerini Allah'a yaklaştıracak, O'nu
anmalarını, O'na şükretmelerini sağlayacak herşeyi
sınırsız olarak isteyebilirler. Elbette Allah bu
isteklere dilediği şekilde icabet eder ve müminler için
Rabbimiz'in icabeti her zaman en hayırlı şekilde olur.
Bu konuda Kuran'da verilen bir örnek Hz. Süleyman'ın
duasıdır. Bir ayette Hz. Süleyman'ın 'gerçekten ben mal sevgisini Allah'ı
zikretmekten dolayı tercih ettim' (Sad Suresi,
32) dediği ve daha sonra başka bir ayette şöyle
dua ettiği bildirilmiştir:
Rabbim, beni bağışla ve benden sonra
hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et.
Şüphesiz Sen, karşılıksız armağan edensin. (Sad Suresi,
35)
Yukarıdaki ayette görüldüğü gibi Hz. Süleyman
Allah'tan 'hiç kimseye nasip olmayan bir mülk' istemiş
ve Rabbimiz'i 'Vehhab' sıfatı ile anmıştır. Çünkü
bilmektedir ki, Allah samimi kullarına dünyada ve
ahirette karşılıksız olarak armağan eden, işledikleri
salih amellerin karşılığını kat kat artırandır. Bir
ayette şöyle buyrulur:
Rabbimiz, bizi hidayete
erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize
bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan Sensin
Sen. (Al-i İmran Suresi, 8) |
VEKİL
İşlerini Kendisine bırakanların
işini düzeltip, onların yapabileceğinden daha iyisini
temin eden
"Tamam-kabul" derler. Ama yanından
çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin
söylediğinin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda
kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve
Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter. (Nisa
Suresi, 81)
Allah iman sahibi olan, samimi kullarına
karşılaştıkları her türlü durum ve şartta Kendisi'ne
güvenmelerini söyler. Nitekim tüm peygamberler Allah'ın
dinini anlatırken, birçok zorlukla karşılaşmış, hitap
ettikleri topluluklar çoğu zaman onlara düşmanlıkla
karşı çıkmışlardır. Ancak elçiler, Allah'ın birliğini,
O'nun emir ve yasaklarını anlatma konusunda her zaman
cesur ve kararlı bir tutum sergilemişlerdir. Hep Allah'ı
vekil edinmişler, yalnızca O'nun hoşnutluğunu
gözetmişlerdir.
Allah dinine yardım edenlere yardım edeceğini
Kuran'da bizlere bildirmiştir. Elbette ki müminlerin
karşısında onlara karşı mücadele eden, şeytanı izleyen
topluluklar daima olur. Bu topluluklar müminleri
engellemek için geniş kapsamlı planlar kurabilirler.
İncitici sözler ve iftiralarla müminlerin şevklerini
kırmaya çalışırlar. Ama hiçbir zaman istedikleri olmaz.
Onların güvendiği şeyler Allah'ın gücü ve sonsuz aklı
yanında geçersizdir. Allah kurdukları her planı en ince
detayına kadar bilen ve görendir. Allah küfrün
tuzaklarını bozulmuş olarak yaratır. Allah Kendisi'ni
dost edinmiş, sabırlı ve kararlı müminlere yardım eder.
Olabilecek en güzel sonuçla müminleri başarıya
kavuşturur. Bu son derece metafizik, asla inkarcıların
anlayamayacakları ve sahip olamayacakları büyük bir
güçtür. Mütevekkil müminler bu sayede maddi ve manevi
yönden büyük bir kuvvet kazanmış olurlar. Allah Kuran'da
yalnızca Kendisi'ne yönelen kullarının kazandığı güçle
ilgili ayetlerde şöyle buyurmaktadır:
Kim ihsanda bulunan (biri) olarak
yüzünü (kendini) Allah'a teslim ederse, artık gerçekten
o kopmayan bir kulpa yapışmıştır. Bütün işlerin sonu
Allah'a varır. (Lokman Suresi, 22)
Onlar, kendilerine insanlar: "Size
karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun"
dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter,
O ne güzel vekildir" diyenlerdir. (Al-i İmran Suresi,
173)
Allah'ı vekil edinmelerinin karşılığını ise
herzamanki gibi zafer olmuştur. Ayetlerde şöyle
buyrulur:
Bundan dolayı, kendilerine hiçbir
kötülük dokunmadan bir bolluk (fazl) ve Allah'tan bir
nimetle geri döndüler. Onlar, Allah'ın rızasına uydular.
Allah, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir. (Al-i İmran
Suresi, 174)
(Allah,) Doğunun ve batının Rabbidir.
O'ndan başka ilah yoktur. Şu halde (yalnızca) O'nu vekil
tut. (Müzzemmil Suresi, 9)
De ki: "Allah'ın bizim için
yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet
etmez. O, bizim mevlamızdır. Ve müminler yalnızca
Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi,
51) |
VELİ
İyi kullarına dost olan
Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve
destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır;
inkar edenlerin velileri ise tağut'tur. Onları nurdan
karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar,
onda süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 257)
İnsanın hem dünyada hem de ahirette tek bir gerçek
dostu vardır. Bu dost onu hiçbir zaman bırakıp gitmez,
asla terk etmez, her zorlukta yanındadır ve ona
yardımcıdır. Doğduğu günden öldüğü güne kadar daima
onunla birliktedir. Onu düşmanlarına karşı korur. Onun
için herkesten daha güvenilirdir, daima karşılıksız
armağan edendir. Kuşkusuz bu dost Rabbimiz olan
Allah'tır. Allah müminlerin en çok güvendiği, en yakın
dostudur. Kendisi'ne inanan insanları her türlü
eksiklikten ve hatadan arındırır, onlara çok seçkin bir
yaşam ve ahirette de hiç tükenmeyecek olan mülkünü vaat
eder.
İnsan hayatı boyunca gerçekten güveneceği, her
durumda sıkıntısını gideren, zengin ve muktedir bir
insan ya da bir güç arayışı içindedir. Fakat bunu
ararken zaten kendisini yaratmış, yaşamını sürdürmesini
sağlayan, büyük kuvvet sahibi, herşeyi yapmaya kadir
olan Rabbimiz'i unutur. Kendisine kötülükten başka
hiçbir katkısı olmayan, ahirette de cennette bir pay
sahibi olmasını engelleyen şeytanı dost edinir. İşte bu,
onun için karanlık bir dünyanın başlangıcıdır.
Allah'a iman eden, imanında da samimi olan insanlar
ise artık içinde hiç mağlubiyeti olmayan şerefli ve
hayırlı bir hayatın içine girerler. Çünkü Allah
inananlara dinine ve sözlerine sadık oldukları sürece
zafer nasip edecektir. Asıl büyük karşılığı ise
ahirettte onlara verecektir. Allah inananların dünyada
ve ahiretteki tek gerçek dostudur. Allah'ın veli sıfatı
ayetlerde şöyle haber verilir:
Allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi
bilendir; bir veli (en güvenilir bir dost) olarak Allah
yeter, bir yardımcı olarak da Allah yeter. (Nisa Suresi,
45)
O zaman sizden iki grup, neredeyse
'çözülüp geri çekilmek' istemişti. Oysa Allah onların
(velisi) yardımcısıydı. Artık mü'minler, yalnızca
Allah'a tevekkül etmelidir. (Al-i İmran Suresi, 122)
O'dur ki, onlar umutlarını
kestikten sonra yağmuru indirir ve rahmetini
serip-yayar. O, Veli'dir, Hamid'dir. (Şura Suresi,
28) |
ZÜLCELAL-İ VE'L İKRAM
Hem büyüklük sahibi hem kerem ve ikram
sahibi olan
Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin adı
ne yücedir. (Rahman Suresi, 78)
Dünyada insanın hoşuna gidecek sayısız nimet vardır.
Allah kullarının hoşnut olacağı çeşitli detaylarla
dünyayı süslemiştir. Ancak elbette Allah'ın sonsuz kerem
ve ihsanını asıl olarak göstereceği yer cennettir.
Kuran'da tasvir edilen cennet, O'nun sonsuz ikramını
gözler önüne sermektedir.
Cennetin Kuran'da anlatılan en belirgin
özelliklerinden biri, 'nefislerin arzuladığı herşeyin'
müminlere verilmiş olmasıdır. Cennetin 'altından
ırmaklar akar', 'yemişleri ve gölgelikleri süreklidir',
'ne sıcak-ne soğuk, tam kararında bir gölgelik' vardır.
Allah Kendisi'nden bir rahmet olarak salih kullarını
cennet bahçelerindeki 'gölgeliklerde ve pınar
başlarında' bulunduracaktır. 'Çeşit çeşit inceliklere ve
güzelliklere sahip' olan cennette müminlere 'istek
duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol'
verilecektir.
Müminler, 'içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak
üzere cennete girerler.' Ayrıca cennette inananlar için
'yüksek köşkler bina edilmiştir.' Bu köşklerin
altlarından ırmaklar akmaktadır. 'Özenle işlenmiş
mücevher tahtlar üzerinde' oturur ve etraflarını 'bakıp
seyrederler.' Bu arada yapılan ikram da son derece
ihtişamlıdır. 'Kendileri için hizmet eden civanlar'
'çevrelerinde gümüşten billur kaplar ve kupalar
dolaştırırlar.' Bu hizmetler esnasında müminlerin
giyimleri de son derece göz alıcıdır; '... orada altından bileziklerle ve
incilerle süslenirler, oradaki elbiseleri
ipek(ten)dir.' (Enbiya Suresi, 23)
Kuşkusuz Kuran'daki cennet tasviri yukarıda
anlatabildiğimizin çok üstündedir. Aşağıdaki ayetler
Allah'ın cennetteki sonsuz keremini ve ikramını açıkça
bildirmektedir:
... Orada nefislerin arzu ettiği ve
gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz orada
süresiz kalacaksınız. (Zuhruf Suresi, 71)
Her nereye baksan, bir nimet ve
büyük bir mülk görürsün. (İnsan Suresi,
20) |
ZAHİR
Aşikar olan
O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir,
Batındır. O, herşeyi bilendir. (Hadid, 3)
Allah'ın varlığının delilleri, düşünebilen her
insanın rahatlıkla tespit edebileceği kadar aşikardır,
tüm evrene yayılmıştır. Bir insanın Allah'ın varlığını
kavrayabilmesi için hiçbir araştırma yapmadan, sadece
içinde bulunduğu ortamı dikkatli bir gözle incelemesi
yeterlidir. Çünkü bütün kainat yaratılış delillerini
gözler önüne seren detaylarla doludur. En sadesinden en
karmaşığına kadar var olan tüm sistemler, son derece
kompleks, içlerine girildikçe daha çok sırrı açığa
çıkaran yaratılış mucizeleri ile doludur. Allah bu
mucizelerle ilgili Kuran'da şöyle örnekler
vermiştir:
Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz,
onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onun hiçbir
çatlağı yok.
Yeri de (nasıl) döşeyip-yaydık? Onda
sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda 'göz alıcı ve iç
açıcı' her çiftten (nice bitkiler) bitirdik. (Kaf
Suresi, 6-7)
Onlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp
kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman
(olan Allah')tan başkası (boşlukta) tutmuyor. Şüphesiz
O, herşeyi hakkıyla görendir. (Mülk Suresi, 19)
Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz
Allah'tır. O, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden
çıkarır. İşte Allah budur. Öyleyse nasıl oluyor da
çevriliyorsunuz? O sabahı yarıp çıkarandır. Geceyi bir
sükun (dinlenme), Güneş ve Ay'ı bir hesap (ile) kıldı.
Bu, üstün ve güçlü olan, bilen Allah'ın takdiridir. O,
karanın ve denizin karanlıklarından yolunuzu bulmanız
için size yıldızları var edendir. Bilebilen bir topluluk
için Biz ayetleri birer birer (bölüm bölüm) açıkladık.
(Enam Suresi, 95-97)
Kuşkusuz yukarıdaki ayetlerde verilenler yalnızca
sayılı birkaç konudur. Allah Kuran'da verdiği daha pek
çok örnekle kullarına Kendi varlığını hatırlatmaktadır.
Müminlerin en önemli özelliklerinden biri de
çevrelerinde gördükleri herşey üzerinde derin derin
düşünmeleri ve sonucunda Allah'ın varlığını ve
büyüklüğünü fark etmeleridir. Zira yukarıda da
belirttiğimiz gibi içinde yaşadığımız evrendeki her
detay insana kendisinin yaratılmış olduğunu
hissettirmektedir.
Tüm kainatın Yaratıcısı olan Allah'ın büyüklüğünü,
Yüceliğini fark eden akıl sahibi bir insan elbette ki
ahirette hesap vereceği Allah'a karşı içli bir korku
duyar ve tüm yaşamını O'nu razı etmeye çalışarak
geçirir. Bir ayette müminlerle ilgili olarak şöyle
buyrulmaktadır:
Onlar, ayakta iken, otururken, yan
yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin
yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:)
"Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin,
bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191) |
|
| |
|