ALLAH’IN
İSİMLERİ
"O Allah ki O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur. O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir; Kuddus'tür; Selam'dır; Mümin'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir. O Allah ki, yaratandır, (en güzel biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir."
(Haşr Suresi, 22-24)
MÜ'MİN
Emniyet verici, emin kılan
"O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur.
Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir;
Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir.
Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir."
(Haşr Suresi, 23)
Allah müminlere dünyada ve ahirette hoşnutluk içinde
bir yaşam sunar. Bu yaşam her yönüyle çok mükemmel
olduğu gibi manevi olarak da müminlerin çok güçlü
olmalarını sağlayacak şekildedir. Allah salih kullarına
manevi yönden huzur, güven ve eminlik verir. Müminlerin
dünyada zorluk içinde oldukları dönemlerde onları
destekler, kalplerini pekiştirir, Kendisine olan
tevekkülleriyle huzurlu bir yaşam sürmelerine izin
verir. Kuran'da Peygamberimiz (sav) döneminde savaşta
alınan bir yenilginin ardından Allah'ın müminlere olan
manevi desteği şöyle anlatılmıştır:
Andolsun, Allah birçok yerlerde ve
Huneyn gününde size yardım etti. Hani çok sayıda
oluşunuz sizi böbürlendirip-gururlandırmıştı, fakat size
bir şey de sağlayamamıştı. Yer ise, bütün genişliğine
rağmen size dar gelmişti, sonra arkanıza dönüp gerisin
geri gitmiştiniz. (Bundan) Sonra Allah, elçisi ile
mü'minlerin üzerine 'güven duygusu ve huzur' indirdi,
sizin görmediğiniz orduları indirdi ve inkar edenleri
azablandırdı. Bu, inkarcıların cezasıdır. Bunun ardından
Allah, dilediği kimseden tevbesini kabul eder. Allah,
bağışlayandır, esirgeyendir". (Tevbe Suresi, 25-27)
Kuşkusuz müminlerin karşısında her zaman inkarda
direnen bir grup olmuştur. Bu inkarcı kesim Allah'a
samimi bir kalple yönelen müminleri doğru yoldan
çevirmeye, kendi dinlerine uymaya çağırmışlardır. Bu
çağrıdan yüz çevirenleri ise şiddetli bir eziyetle
tehdit etmişlerdir. Ancak böyle dönemlerde de Allah
inkar edenlerin çabalarını boşa çıkarmış ve müminlere
her yönden destek olmuştur:
"Hani o inkar edenler, kendi
kalplerinde, 'öfkeli soy koruyuculuğu'nu (hamiyeti),
cahiliyenin 'öfkeli soy koruyuculuğunu'
kılıp-kışkırttıkları zaman, hemen Allah; elçisinin ve
mü'minlerin üzerine '(kalbi teskin eden) güven ve
yatışma duygusunu' indirdi ve onları "takva sözü"
üzerinde 'kararlılıkla ayakta tuttu'. Zaten onlar da,
buna layık ve ehil idiler. Allah, herşeyi hakkıyla
bilendir". (Fetih Suresi, 26)
Allah'ın tüm müminlere, özellikle de elçilerine olan
manevi desteği daha pek çok ayette haber verilmiştir.
Peygamberimiz (sav) dönemindeki inkarcı kavim,
peygamberin hicret etmesine sebebiyet verdiğinde, Allah
onu her türlü ortamda destekleyeceğini vaat etmiş,
inkarcıların saldırısını önlemiş, manevi olarak da
elçisine 'huzur ve güvenlik duygusu' indirmiştir.
Allah'ın bu yardımı ayetlerde şöyle haber
verilmektedir:
"Siz O'na (peygambere) yardım
etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir. Hani kafirler
ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi
mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne
kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece
Allah O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti,
O'nu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkara
edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı.
Oysa Allah'ın kelimesi, Yüce olandır. Allah üstün ve
güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir". (Tevbe Suresi,
40)
Yukarıda sayılanların tümü Allah'ın insanlara dünyada
verdiği güvenlik ve huzur duygusudur. Ancak ahirette
olan huzur ve güvenlik dünyadaki ile
karşılaştırılamayacak kadar büyük bir nimettir. Çünkü
oradaki manevi huzur sonsuza kadar sürecektir ve Allah
dilemedikçe yok olması mümkün değildir.
Allah müminlerin cennette yaşayacakları, maddi ve
manevi her yönden tatmin bulmuş bu hali şöyle tarif
etmektedir:
"Gerçekten takva sahibi olanlar,
cennetlerde ve pınar başlarındadır. Oraya esenlikle ve
güvenlikle girin. Onların göğüslerinde kinden (ne varsa
tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar
üzerinde karşı karşıyadırlar. Orada onlara hiçbir
yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak
değildirler". (Hicr Suresi, 45-48) |
MUCİB
Kendine yalvaranların isteklerini
veren, icabet eden
Kullarım Beni sana soracak olursa,
muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği
zaman dua edenin duasına cevap veririm... (Bakara
Suresi, 186)
Dua, Allah ile kulu arasında özel ve sıcak bir
bağlantıdır. Kul tüm sıkıntılarını ve isteklerini
Allah'a açar, O'na yakarır, Allah kulunun isteğini
işitir ve ona icabet eder.
Allah, insana şah damarından daha yakın olan, herşeyi
bilen, işitendir. İnsanın içinden geçirdiği tek bir
düşünce bile Allah'tan gizli kalmaz. O halde samimi
olarak Allah'tan bir istekte bulunulması için insanın
sadece düşünmesi bile yetmektedir. İşte Allah'ın icabeti
bu denli yakındır.
Mümin dua ettiği zaman Allah'ın kendisini
işittiğinden ve duasına mutlaka icabet edeceğinden
emindir. Çünkü tüm olayların ancak O'nun dilemesiyle
olduğunun farkındadır. Allah'ın icabetine karşı kuşku
ile yaklaşmak ise Allah'ın gücünü ve kudretini takdir
edememektir. Allah için, herhangi bir kişinin çağrısına
cevap vermek, duasına karşılık vermek çok kolaydır.
Kaldı ki "duaya icabet" birşeyin aynen gerçekleşmesi
anlamına gelmez. Allah bir ayette bu konuyla ilgili
olarak şöyle haber vermektedir:
İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de
dua etmektedir, insan pek acelecidir. (İsra Suresi,
11)
Kişi için neyin şer, neyin hayır olduğunu ise en iyi
Allah bilir. Çünkü herşeyi takdir eden O'dur. Her işinde
olduğu gibi dualara icabetinde de pek çok hikmet
gizlidir.
Bu gerçek Bakara Suresi'nde şöyle bir örnekle haber
verilir:
Savaş, hoşunuza gitmediği halde
üzerinize yazıldı (farz kılındı). Olur ki hoşunuza
gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki,
sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de
siz bilmezsiniz. (Bakara Suresi, 216)
Gizli açık her çağrıya daima icabet etmesi Allah'ın
şanından, Yüceliğindendir. Allah, dua mahiyetinde
akıldan geçen tek bir düşünceyi dahi asla karşılıksız
bırakmaz, boşa çıkarmaz. Allah'tan başka duaları duyan
ve onlara icabet edebilen yoktur. Allah Kendisi'nden
başka hiç kimsenin duaya icabet edemeyeceğini, insanlara
yardım edemeyeceğini şöyle bildirmiştir:
Allah'tan başka taptıklarınız sizler
gibi kullardır. Eğer doğru iseniz, hemen onları çağırın
da size icabet etsinler. (Araf Suresi, 194) |
MÜHEYMİN
Gözetici ve koruyucu olan
O Allah olan ki, O'ndan başka ilah
yoktur. Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir;
Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir.
Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir.
(Haşr Suresi, 23)
Tüm evrenin kusursuz bir düzen içerisinde var
olmasını sağlayan fizik yasaları, onları meydana getiren
Allah'ın, kulları üzerindeki İlahi korumasına da en
güzel delilleri oluştururlar.
Söz gelimi yer çekimi yasasını düşünelim. Bu çekim
kuvveti daha zayıf olsaydı neler olurdu? Öncelikle hafif
şeyler yeryüzünde sabit duramayacaktı. En ufak bir
esintide yerden kalkan toz ve kum taneleri saatlerce
havada uçuşacaktı. Yağmur damlalarının hızı çok
yavaşlayacak, yere inmeden yeniden buharlaşacaklardı.
Örnek olarak verilebilecek bir başka yasa Newton'un
kütlesel çekim kanunudur. Bu yasa dünyanın, ayın ve
gezegenlerin yörüngelerinin içinde bulundukları hassas
dengeyi açıklar. Bu dengede meydana gelebilecek en küçük
bir bozulma, Dünya'nın ya hızla Güneş'e yaklaşıp
sıcaktan kavrulmasına ya da Güneş'ten uzaklaşarak uzaya
savrulmasına ve mutlak soğuklukta donmasına sebep
olacaktır.
Peki cisimler ve yüzeyler arasında sürtünme kuvveti
yaratılmamış bir Dünya nasıl olurdu? Kalem insanların
ellerinden kayıp düşecek, kitaplar ve defterler masanın
üzerinde kayacak, masa, döşeme üzerinde kayıp bir köşeye
çarpacaktı; kısacası tüm cisimler, yanları bir yüzeye
gelene kadar kayacak ve yuvarlanacaklardı. Sürtünmesiz
bir Dünya'da tüm düğümler çözülecek, çiviler ve vidalar
yerlerinden çıkacak, arabalarda fren tutmayacak, ses
asla dinmeyip bir duvardan ötekine yankılanıp
duracaktı....
Allah'ın canlıların korunmasına yönelik yarattığı
özellikler, kuşkusuz sadece fizik yasaları ile sınırlı
değildir. Buna bir başka örnek de insanın üzerinde
bulunduğu yeryüzünün sağlam ve güvenlikli kılınmasıdır.
Dünyanın merkezine doğru inildikçe ısı, her kilometrede
30°C artar. Ve çekirdekte bu ısı 4.500°C gibi inanılmaz
bir yüksekliğe erişir. Yerin sadece 1 km aşağısındaki
sıcaklığın 60°C'ye yakın olduğu düşünüldüğünde bunun ne
kadar büyük bir tehlike olduğu açıkça görülmektedir.
Halbuki tüm canlılar büyük bir güvenlik içinde,
altlarında kaynayan magmadan habersizce yaşamlarını
sürdürmektedirler.
Açıkça görüldüğü gibi Allah içinde bir ateş topu
barındıran Dünya'nın yüzeyinde mükemmel bir düzen
yaratmıştır. Hiçbir yer için en ufak bir başı boşluk söz
konusu olmamaktadır. O, gökleri ve yeri kontrol altında
tutmakta, kainattaki tüm canlıları bildikleri veya
bilmedikleri büyük tehlikelere karşı her an
korumaktadır. İnsanı ise daha cenin halindeyken
savunması sağlam olan bir yere yerleştirerek korumaya
almıştır.
Görüyoruz ki insanların çoğunluğunun doğal
karşıladığı pek çok özellik asıl olarak Allah'ın
kullarına olan merhametine ve İlahi korumasına işaret
eder. Çünkü düzeni ve birliği sağlayan yüzlerce fizik
yasasının şu an oldukları şekilleriyle var olmaları için
hiçbir zorlayıcı neden yoktur. Allah koruyucuların en
hayırlısıdır. |
MÜTEALİ
Aklın alabileceği herşeyden pek
Yüce
Hak olan, biricik hükümdar olan Allah
Yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel,
Kur'an'ı (okumada) acele etme ve de ki: "Rabbim, ilmimi
arttır." (Taha Suresi, 114)
İnsanların bir kısmı etraflarındaki sayısız delile
rağmen Allah'ın ululuğunu, Yüceliğini takdir edemezler.
Son derece aciz oldukları halde kendilerini büyük
görmekte, kendilerini yaratan Allah'ı ise hiç
düşünmemektedirler. Bu büyüklenme duygusunun nedeni
insanın kötülüğü emreden bir nefse sahip olmasıdır.
Ancak iman edenler Allah'ın Yüceliği karşısında insanın
ne derece aciz bir varlık olduğunu bu nedenle hiçbir
şeye güç yetiremeyeceklerini bilirler. Çünkü Allah
Kuran'da insanların acizliğine ve Zatının Yüceliğine
şöyle bir misalle dikkat çekmektedir:
Ey insanlar, (size) bir örnek verildi;
şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta
olduklarınız -hepsi bunun için biraraya gelseler dahi-
gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek
onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri
alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir
edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir. (Hac
Suresi, 74)
Oysa evrenin her noktası Allah'ın büyüklüğünü
yansıtır. Ama O'nun sonsuz gücünü ve ilmini anlatmaya
asla kafi gelmez. Allah her türlü ortaklıktan, kusurdan,
eksiklikten, sınırlamadan münezzeh olandır. Bütün üstün
sıfatların ve bütün güzel isimlerin tek sahibidir. O'nun
ilmi, aklı, gücü, kudreti, rahmeti, şefkati, ve ihsanı
sonsuzdur.
'Sonsuz' kelimesi Allah'ın büyüklüğünü kavrayabilmek
için üzerinde iyi düşünülmesi gereken bir kavramdır.
Allah ölümlerinden sonra insanları yeni bir yaratılışla
yaratacak ve bundan sonra dünyada yaptıklarının
karşılığı olarak cennet veya cehennemde devam edecek
olan sonsuz hayatlarını başlatacaktır. Burada yüz değil,
bin değil, yüzbin veya milyar yıl da değil, trilyon ya
da katrilyon kere katrilyon yıl da değil, sonsuza kadar
sürecek bir ömürden bahsedilmektedir. Yani yüz trilyon
insan olsa, gece gündüz hiç durmadan yüz trilyonu yüz
trilyon ile çarparak ilerleseler, yüz trilyon ömürleri
olsa ve ömürleri boyunca bu işle uğraşsalar yine de yıl
sayısını hesaplayamayacaklardır.
Oysa Allah öyle büyük bir ilme sahiptir ki, insana
göre 'sonsuz' olan herşey, O'nun bilgisi dahilindedir.
Zamanın ilk yaratıldığı andan sonsuza değin geçecek olan
her olayı, her düşünceyi, vakitleri ve şekilleri ile
belirleyen ve bilen Allah'tır. Bu gerçeğe Kuran'da şöyle
dikkat çekilir:
"Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile
yarattık. Bizim emrimiz, bir göz kırpma gibi yalnızca
'bir keredir.' Andolsun Biz sizin benzerlerinizi yıkıma
uğrattık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı? Onların
işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır. Küçük,
büyük herşey satır satır (yazılı)dır." (Kamer Suresi,
49-53)
Ama O, onlara (Adem'in çocukları erkek
ve kadınlara) salih (bir çocuk) verince, kendilerine
verdiği şey konusunda O'na ortaklar kılmaya başladılar.
Allah, onların şirk koştuklarından Yücedir. (Araf
Suresi, 190)
Ya da karanın ve denizin karanlıkları
içinde size yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgarları
müjde vericiler olarak gönderen mi? Allah ile beraber
başka bir ilah mı? Allah, onların şirk koştuklarından
Yücedir. (Neml Suresi, 63)
Allah; sizi yarattı, sonra size rızık
verdi, sonra sizi öldürmekte, daha sonra sizi
diriltmektedir. Ortaklarınızdan bunlardan herhangi
birini yapacak var mı? O, şirk koştuklarından münezzeh
ve Yücedir. (Rum Suresi, 40) |
MÜTEKEBBİR
Herşeyde ve her hadisede
büyüklüğünü gösteren
O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur.
Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir;
Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir.
Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir.
(Haşr, 23)
Allah büyüklüğünü ve kudretini Kuran'da verdiği
örneklerle anlatır. Bu örneklerden bir tanesi Hz.
Musa'nın Allah'ı görmek istemesidir. Hz. Musa Allah'ı
görmek istemiş, bu yüzden de O'na seslenerek; "Rabbim, bana göster, Seni göreyim"
demiştir. Bunun üzerine Allah, "Beni asla göremezsin,
ama şu dağa bak; eğer o yerinde karar kılabilirse, sen
de Beni göreceksin." diye cevap verir. Allah dağa
tecelli edince onu paramparça eder ve Hz. Musa bayılarak
yere düşer. Kendine geldiğinde ilk söylediği ise "Sen ne
Yücesin (Rabbim)" (Araf Suresi, 143) olur.
Hz. İbrahim ise ayetlerde haber verildiğine göre,
"Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster"
demiştir. Bunun üzerine Allah, "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine
alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir
dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak
gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü
olandır, hüküm ve hikmet sahibidir" (Bakara Suresi,
260) şeklinde cevap verir. Böylece Allah ona
büyüklüğünün bir delilini daha gösterir.
Allah, Hz. Lut'a da sabah vakti kavminden iman etmiş
kişilerle birlikte çıkmasını ve kavmini terk ederken
arkasına bile bakmamasını söyler. Sabah vaktinde ise Hz.
Lut'u ve yakınlarını kurtararak inkarcı kavmi büyük bir
azapla helak eder.
Ateşe atılan Hz. İbrahim'e ise ateşi esenlik
kılmıştır. Hz. İsa'nın eliyle ölüleri diriltmiş, kör
olanları iyileştirmiştir. Denizi yararak Firavun'u ve
ordularını suda boğmuştur. Böylece Allah insanlara her
olayda büyüklüğünü ve sonsuz gücünün tecellilerinden
bazılarını açıkça göstermiştir.
Allah her an, her yerde ve her olayda büyüklüğünü ve
kudretini açıkça gösterir. Dünya hayatına ve hırslarına
dalan insanların üzerine sabah vakti bir kasırga
gönderir. Onların oturdukları şehrin altını üstün
çevirir ve bir daha oturulamayacak hale getirir.
Mallarını, mülklerini ve sahip oldukları herşeyi
ellerinden alır.
Bir şehri yalnızca yağmur yağdırarak suların içine
gömer, birkaç saniye süren bir depremle bir kenti
haritadan siler. O'nun azabıyla hareket eden yer, gök,
rüzgar ve yağmur uğradıkları şehre görülmemiş bir helak
getirirler. O şehrin halkı da Allah'ın sarsılmaz gücüne,
büyük bir yıkımla şahit olur.
Kuşkusuz Allah Mütekebbirdir. O'nun gücü ve kudreti
karşısında, yeryüzünde büyüklenebilecek kimse yoktur; O,
önünde secde edilecek tek makamdır. |
MUSEVVA
Şekillendiren, düzenleyen
Ey insan, 'üstün kerem sahibi' olan
Rabbine karşı seni aldatıp-yanıltan nedir? Ki O, seni
yarattı, 'sana bir düzen içinde biçim verdi' ve seni bir
itidal üzere kıldı. Dilediği bir surette seni tertib
etti. (İnfitar Suresi, 6-8)
İnsan, yumurta ile spermin birleşmesiyle meydana
gelen tek bir hücreden oluşur. Bu hücre ayetlerde
bildirildiği gibi önce 'bir çiğnem et parçası'
görünümündedir. Daha sonra Allah insanı şekilden şekle
sokarak anne karnında geliştirir ve bir insan olarak
yeryüzüne getirir. Yeryüzüne gelen insanın sureti ise
şüphesiz son derece düzgündür. Allah insanın yaratılışı
ile ilgili şöyle buyurmaktadır:
Allah, yeryüzünü sizin için bir karar,
gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi, suretinizi
de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve size
güzel-temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz
Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne Yücedir. (Mümin
Suresi, 64)
Elbette insan Kuran'da bildirildiği gibi,
yeryüzündeki en güzel suretli canlıdır. Ve Allah insan
bedeninin hem içinde hem de dış görünümünde sayısız iman
delilini sergilemektedir. İnsan bedenine yalnızca dıştan
bakıldığında dahi Allah'ın mükemmel sanatı hemen
görülebilir. Her insanda mevcut olan vücut simetrisi,
iki kolun, iki bacağın olması, gövdenin kollara,
bacaklara ve başa olan orantısı ilk bakışta dikkat
çekecek derecede muntazamdır. Bu orantının her birini
Allah tam bir uyum ile yaratmıştır. Örneğin, her insanın
beden uzunluğu baş uzunluğunun sekiz mislidir, yüzü
burun uzunluğunun üç katından oluşur, iki göz arasında
bir göz boyu mesafe vardır, kol ve bacak orantıları ve
uzunlukları hem estetiğe hem de tam anlamıyla ihtiyaca
yöneliktir.
Yukarıda verilen simetri ile ilgili detayları
görebilmek için etrafınızdaki insanlara göz gezdirmeniz
yeterlidir; bu özellikleri her birinde ayrı ayrı
görebilirsiniz. Ve hatta tüm bu özellikler şu ana kadar
yaşamış yaklaşık 150 milyar insan üzerinde de
görülmüştür ve (Allah'ın dilemesi dışında) bundan sonra
yaşayacak olan insanlarda da görülecektir. Çünkü bu,
Allah'ın yaratmasıdır ve Allah'ın yaratmasında kusur
görmek mümkün değildir. Allah'ın mükemmel yaratmasıyla
ilgili ayetlerden bazıları şöyledir:
Ki O, yarattı, 'bir düzen içinde biçim
verdi', (A'la Suresi, 2)
Gökleri ve yeri hak olmak üzere yarattı
ve size düzenli bir biçim (suret) verdi; suretlerinizi
de güzel yaptı. Dönüş O'nadır. (Teğabün Suresi, 3)
Döl yataklarında size dilediği gibi
suret veren O'dur. O'ndan başka ilah yoktur; üstün ve
güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Al-i İmran
Suresi, 6)
O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir
biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret'
verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde
olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz,
Hakimdir. (Haşr Suresi, 24) |
MÜSTEAN
Kendisine ihtiyaç olunan ve
Kendisinden yardım beklenen
(Resulullah) Dedi ki: "Rabbim, hak ile
hükmet. Bizim Rabbimiz, sizin her türlü
nitelendirmelerinize karşı yardımına sığınılan Rahman
(olan Allah)dır." (Enbiya Suresi, 112)
İnsanın sadece yalnız ve çaresiz kaldığı durumlarda
değil, rahat olduğu zamanlarında da Allah'ın varlığını,
gücünün büyüklüğünü hissederek dua etmeye ihtiyacı
vardır. Bir başka deyişle yaratılmış olan insanın, duaya
muhtaç olmadığı bir an bile yoktur. Çünkü Allah
dilemedikçe insan hiçbir şeye güç yetiremez. Büyük bir
acz içinde yaratılmıştır. İnsan ancak Allah'ın lütfu ve
rahmeti sayesinde yaşayabilir.
Allah ise, Kendisi'ne yegane sığınılan, ihtiyaç
olunan İlah'tır. Kendisi'nden yardım beklenilen, medet
umulan da yalnızca O'dur. O'nun dışında kimsenin, değil
başkasına, kendi nefsine bile yardım etme durumu yoktur.
Allah dilediğini dilediği şekilde yönlendirmeye,
değiştirmeye kadirdir. O'nun "Ol" demesiyle her dilediği
oluverir.
Kullarına rızkı tahsis eden, gökten suyu indiren,
nimetler bağışlayan, hastalanınca şifa veren, güldüren,
ağlatan, yücelten ya da öne geçiren, gökten yere işleri
evirip çeviren yalnızca Allah'tır. Rabbimiz nimetlerini
tutsa ya da bir musibet dilese insanı bundan koruyacak
yoktur ya da bir hayır dilese bunu da tutup engelleyecek
yoktur. Kendisi'ne ihtiyaç olunan ve yardım istenen de
yalnızca O'dur. Hayır O'nun elindedir. Yalnız insan
değil tüm kainat Allah'a sığınır, O'ndan yardım
diler.
Allah Kendisi'nden başka yardım dilenecek hiçbir
merci olmadığını pek çok ayette bildirmiştir. Ayetlerde
şöyle buyrulmaktadır:
Kendileri yaratılıp dururken, hiçbir
şeyi yaratamayan şeyleri mi ortak koşuyorlar?
Oysa (bu şirk koştukları güçler ve
nesneler) ne onlara bir yardıma güç yetirebilir, ne
kendi nefislerine yardım etmeğe.
Onları hidayete çağırırsanız size
uymazlar. Onları çağırırsanız da, suskun dursanız da
size karşı (tutumları) birdir.
Allah'tan başka taptıklarınız sizler
gibi kullardır. Eğer doğru iseniz, hemen onları çağırın
da size icabet etsinler.
Onların yürüyecek ayakları var mı? Ya
da tutacakları elleri mi var? Veya görecek gözleri mi
var? Yoksa işitecek kulakları mı var? De ki: "Ortak
koştuklarınızı çağırın, sonra bir düzen (tuzak) kurun da
bana göz bile açtırmayın."
Hiç şüphesiz, benim velim Kitabı
indiren Allah'tır ve O salihlerin koruyuculuğunu
(veliliğini) yapıyor.
O'ndan başka taptıklarınız ise size
yardıma güç yetiremezler, kendilerine de.
Eğer onları doğru yola çağırırsanız
işitmezler. Onları sana bakar (gibi) görürsün, oysa
onlar görmezler bile. (Araf Suresi, 191-198) |
MUTAHHİR
Temizleyen, şirkten,
kötülükten,manevi kirlerden temizleyen
Hani Kendisi'nden bir güvenlik olarak
sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz
kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek,
kalplerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu)
pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (arz üzerinde)
sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu. (Enfal
Suresi, 11)
İnsan çeşitli acizliklerle yaratılmış bir varlıktır.
Hayatı boyunca hatalar yapar. Elbette ki mümin elinden
geldiğince bunlardan sakınır; Allah'ın dinini uygulama
konusunda hata işlememeye ve günaha girmemeye gayret
gösterir. Ancak, Allah'ın aciz bir kulu olduğu için,
hatasız yaşaması mümkün değildir. Nitekim bu gerçek bir
Kuran ayetinde şöyle haber verilmektedir:
Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla
insanları (azab ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin)
sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları,
adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda
ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah kendi
kullarını görendir. (Fatır Suresi, 45)
Bu İlahi hüküm gereği, Allah'ın kullarından beklediği
tavır, hatasızlık ya da günahsızlık değildir. Müminden
beklenen Allah'ın hoşnutluğunu araması ve sınırlarına
dikkat etmesi ancak işlediği tüm hata ve günahlar için
Allah'a yönelmesi ve O'nun rahmetine sığınmasıdır.
Bundan sonra Kuran'da bildirildiğine göre Allah onun
nefsinin pisliklerini giderecek, onu günahlarından
arındıracaktır. Çünkü Allah iman eden kullarını tertemiz
kılmak istemektedir. Rabbimiz bunu bir ayette şöyle
haber verir:
... Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah,
sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi
tertemiz kılmak ister. (Ahzab Suresi, 33)
İnsan büyük günahlar işlemiş, büyük isyankarlıklar
yapmış, Allah'a ve dine aykırı uzun bir hayat geçirmiş
olabilir. Ancak Allah o denli geniş bir rahmet sahibidir
ki, tek bir samimi tevbeyle kişiyi geçmişin tüm
günahlarından arındırabilir. Hatta en ağır günahları
işleyen, Allah'a ve elçisine savaş açmış olan kafirleri
ve münafıkları bile, eğer samimi bir kalp ile Kendisi'ne
yönelirlerse bağışlayacağını ve kötülüklerinden
arındıracağını bildirmiştir. Ayetlerde şöyle
buyrulur:
Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak
tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın. Ancak
tevbe edenler, ıslah edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar
ve dinlerini katıksız olarak Allah için (halis) kılanlar
başka; işte onlar mü'minlerle beraberdirler. Allah
mü'minlere büyük bir ecir verecektir. (Nisa Suresi,
145-146)
Bu hükümler Allah'ın kullarına olan sonsuz rahmetinin
tecellileridir. Kuşkusuz kullarını, O'ndan başka
şirkten, kötülükten, manevi kirlerden temizleyecek
yoktur. Allah, merhametlilerin en merhametlisidir. |
MÜYESSİR
Hayırda ve şerde kulunun yolunu
kolaylaştıran, dinde kolaylık veren, hiç kimseye gücünün
üstünde yük yüklemeyen
... Allah, size kolaylık diler, zorluk
dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru
yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah'ı büyük
tanımanız içindir. Umulur ki şükredersiniz. (Bakara
Suresi, 185)
Allah insanları daima kolaylığa yöneltir. Kulları
için seçip beğendiği İslam dininin temelinde de hep bu
kolaylık vardır. Kuran'da dinin kolaylığı şöyle
bildirilir:
Allah adına gerektiği gibi cehd edin
(çaba harcayın). O, sizleri seçmiş ve din konusunda size
bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde
olduğu gibi)... (Hac Suresi, 78)
Kuran öğüt almak isteyenler için kolaylaştırılmıştır.
İçindeki hükümler hep insan yaşamında kolaylık
sağlayacak şekildedir. Örneğin Allah kör, topal ya da
hasta olana sorumluluk yüklememiş, savaşın kızıştığı
anlarda, yolculukta, açlıkta, zor şartlarda özellikle
kullarına kolaylık sağlayacak yollar göstermiş,
insanları, günahları her ne olursa olsun ettikleri
samimi bir tevbeyle bağışlayacağını söylemiştir. Ayette
şöyle buyrulur:
Andolsun Biz Kuran'ı zikr (öğüt alıp
düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen
var mı? (Kamer Suresi, 17)
Öte yandan müminlerin her türlü başarıya ulaşmasının
kolaylığına da, "Ve seni kolay olan için başarılı
kılacağız." (Ala Suresi, 8) ayetiyle dikkat çekmiştir:
İnsanın hissettiği ya da gözüyle gördüğü her kolaylık
Allah'tandır. Tüm bu kolaylıklar Allah'ın şanındandır. O
merhametlilerin en merhametlisidir. Ve kulları üzerine
ağır yük yüklemeyendir:
Allah (ağır yükleri) sizden hafifletmek
ister. (Çünkü) insan zayıf olarak yaratılmıştır. (Nisa
Suresi, 28)
Allah insanı yarattığı gibi onun nelere güç yetirip
nelere yetiremeyeceğini bilir. Bu yüzden kullarının
hiçbir işinde zorluğa rıza göstermez. Allah Kuran'da, "... Allah, size kolaylık diler,
zorluk dilemez..." (Bakara Suresi, 185) ayetiyle
bu gerçeği haber verir.
Aksine Allah, kullarının üzerindeki yükü kaldırır.
Onlara en zor şartlarda bile mutlaka bir kolaylık verir.
Her zorluktan bir çıkış yolu gösterir. Bu nimetini
kullarına Kuran'da şöyle hatırlatır:
Biz, senin göğsünü yarıp-genişletmedik
mi?
Ve yükünü indirip-atmadık mı?
Ki o, senin belini bükmüştü;
Senin zikrini (şanını) yüceltmedik
mi?
Demek ki, gerçekten zorlukla beraber
kolaylık vardır.
Gerçekten güçlükle beraber kolaylık
vardır. (İnşirah Suresi, 1-6)
Allah mümin kullarına rızasına ve rahmetine ulaşmanın
yollarını kolaylaştırırken, inkarcılar için de
ahlaklarına uygun, hak ettikleri şekilde azabın
kolaylaştırılacağını haber vermektedir:
Kim de cimrilik eder, kendini müstağni
görürse,
Ve en güzel olanı yalan sayarsa,
Biz de ona en zorlu olanı (azaba
uğramasını) kolaylaştıracağız. (Leyl Suresi, 8-10) |
MÜZEKKİ
Her kusur ve ayıptan, manevi
kirlerden kullarını temize çıkaran, temizleyen
Kendilerini (övgüyle) temize
çıkaranları görmedin mi? Hayır; Allah, dilediğini
temizleyip yüceltir. Onlar, 'bir hurma çekirdeğindeki
iplikçik kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar. (Nisa
Suresi, 49)
Hatasızlık, kusursuzluk yalnız Allah'a mahsustur.
İnsan ise unutabilir, yanılabilir, gaflete düşüp hata
yapabilir. Bu durum insanın her konuda aciz olduğunun ve
herşeyde Allah'a muhtaç olduğunun bir göstergesidir.
Mümine düşen, hata ve günahını fark ettiğinde hemen
pişmanlık duyup vazgeçmek, tevbe ederek aynı günahı
tekrar işlememeye özen göstermektir. Yoksa kendini
hatasız, günahsız göstermek, temize çıkarmak değil...
Zira böyle yapmak başlı başına bir hatadır. Bir ayette
şöyle buyrulur:
Ki onlar, ufak tefek günahlar dışında,
günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan
kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş
olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan
inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin
karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse
kendinizi temize çıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi
bilendir. (Necm Suresi, 32)
Samimi bir mümin hatalarının, aczinin bilincindedir,
bu yüzden sürekli olarak Allah'tan bağışlanma diler.
Allah'ın rahmetini ve rızasını umar. Allah da onun
kusurlarını örter, günahlarını bağışlar, gerçek manada
temizleyip arındırır, üstün bir konuma yükseltir. |
MÜZEYYİN
Süsleyen
Ve bilin ki Allah'ın Resûlü
içinizdedir. Eğer o, size birçok işlerde uysaydı,
elbette sıkıntıya düşerdiniz. Ancak Allah size imanı
sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve
size inkarı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte
onlar, doğru yolu bulmuş (irşad) olanlardır. (Hucurat
Suresi, 7)
İmanı sevmek ve imanın etkisiyle maddi ve manevi
lezzetlerden zevk almak, inkardan ise nefret edip onu
çirkin görmek, her ne kadar doğal bir davranış gibi
görünse de aslında tamamen Allah'ın lütfu sayesinde
kavuşulan bir nimettir. Allah bu metafizik durumu
yukarıdaki ayetiyle bildirmiştir.
Buna karşın Allah, bu büyük lütuf ve ihsanın değerini
müminlere göstermek için aynı durumun tersini de inkar
edenler için yaratmıştır. İnkar edenler imanın içerdiği
güzellikleri "mucizevi bir biçimde" göremez, aksine
dinden uzak yaşayanların karanlık ve sıkıntı verici
"zulüm" sisteminden zevk alırlar. İnkar edenlerin
sistemlerinin içerdiği tüm pislikler ve kötülükler,
onlar için "süslü" kılınmıştır. Allah Kuran'da bu sırrı
şöyle haber verir:
Şimdi Rabbinden apaçık bir belge
üzerinde bulunan kimse, kötü ameli kendisine 'süslü ve
çekici gösterilmiş' ve kendi heva (istek ve tutku)larına
uyan kimseler gibi midir? (Muhammed Suresi, 14)
Allah'ı tanıyan, ve O'nun üzerindeki rahmetini gören,
O'nun sayesinde var olduğunu ve sevip-hoşlandığı
herşeyin O'ndan geldiğini fark eden mümin ise Allah
sevgisinin ve imanın üstünlüğüne ulaşır. İman eden bir
insan Allah'ın dışında hiç kimseyi hoşnut etme ihtiyacı
duymaz ve Allah'tan başkasından medet ummaz. Öyle ki
kalbi yalnızca Allah'ı anmakla tatmin bulur. Allah
rızası için bir iş yapmayı, güzel ahlaklı olmayı,
Allah'ın emir ve yasaklarını gözetmeyi, Müslümanlara
düşkünlüğü, ahiret için salih amellerde bulunmayı sevinç
ve mutluluk vesilesi olarak görür.
Kuşkusuz böylesine sağlam ve güçlü bir iman, ancak
Allah'ın müminlere olan lütfu sayesinde olmaktadır.
|
MÜZİL
Zillete düşüren, hor ve hakir
eden
Bundan böyle yeryüzünde (size tanınmış
bir süre olarak) dört ay dolaşın. Ve bilin ki Allah'ı
aciz bırakacak değilsiniz. Gerçekten Allah, inkar
edenleri hor ve aşağılık kılıcıdır. (Tevbe Suresi,
2)
Hor ve hakir edilme, Allah'ın inkarcıları uğrattığı
"dünya azabı"nın bir parçasıdır. Tüm hayatlarını
başkalarına gösteriş yapmak, onlardan takdir toplamak
için sürdüren inkarcılar için 'hor ve aşağılık kılınma',
son derece büyük bir azaptır. Allah Kuran'da dünyada
verilen bu azabın özelliğini şöyle bildirir:
Onlardan öncekiler de yalanladı;
böylece azab onlara hiç şuurunda olmadıkları bir yerden
gelip-çattı. Artık Allah, onlara dünya hayatında
'horluğu ve aşağılanmayı' tattırdı. Eğer bilmiş
olsalardı, ahiretin azabı gerçekten daha büyüktür.
(Zümer Suresi, 25-26)
İşte Allah, bu hor ve aşağılık kılıcı sıfatını
müminlerin ve özellikle de elçinin eliyle gösterir. Bu
gerçeğe, yani müminlerin inkarcılara musallat
kılınmasına Kuran'da şöyle işaret edilmiştir:
... Allah, onları sizin ellerinizle
azablandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı
size zafer versin, mü'minler topluluğunun göğsünü şifaya
kavuştursun. Ve kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah
dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hüküm
ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 14-15)
Kuran'da bize bildirildiğine göre, Hz. Süleyman kendi
iktidarında, inkarcılara korku salmış ve onları hor ve
aşağılık kılma konusunda hiç taviz vermemiştir. Hz.
Süleyman inkarcı kavme yolladığı mesajda şöyle
demişti:
"Sen onlara dön, Biz onlara öyle
ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün
değil ve Biz onları oradan horlanmış-aşağılanmış ve
küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız." (Neml
Suresi, 37)
Öte yandan Allah pek çok ayetinde, ahirette
inkarcılara alçaltıcı bir azap olduğunu haber verir. Bu,
inkarcıların dünya hayatındaki kibir ve büyüklenmelerine
karşılık Allah'ın takdir ettiği bir cezadır. Çünkü dünya
hayatında inkarcıların en büyük hedeflerinden biri,
başka insanlar tarafından takdir edilmektir. Bu nedenle
de hayatlarını Allah'ı övmekle değil, kendilerine övgü
toplamakla geçirirler. Allah da bu beklentilerine
karşılık olarak cehennemdeki azaplarını bunun üzerine
kurmuştur. Cehennemde en büyük yıkımı ise insanların
karşısında küçük düşüp aşağılanınca yaşayacaklardır. Bir
ayette şöyle buyrulur:
İnkar edenler ateşe sunulacakları gün,
(onlara şöyle denir:) "Siz dünya hayatınızda bütün
'güzellikleriniz ve zevklerinizi tüketip-yok ettiniz,
onlarla yaşayıp-zevk sürdünüz. İşte yeryüzünde haksız
yere büyüklenmeniz (istikbarınız) ve fasıklıkta
bulunmanızdan dolayı, bugün alçaltıcı bir azab ile
cezalandırılacaksınız." (Ahkaf Suresi, 20)
Allah'ın cehennemde hazırladığı horlanma ve
aşağılanma benzersizdir ve binbir çeşidi vardır.
Cehennemdeki bu aşağılanmanın inkarcıların ruhunda
yarattığı küçülmüşlük, fiziklerine de yansır, yüzlerini
bir zillet sarıp kaplar: Konuyla ilgili ayetler
şöyledir:
O gün, öyle yüzler vardır ki, 'zillet
içinde aşağılanmıştır.' (Gaşiye Suresi, 2)
Kötülükler kazanmış olanlar ise; her
bir kötülüğün karşılığı, kendi misliyledir. Bunları bir
zillet sarıp kaplar. Onları Allah'tan (kurtaracak)
hiçbir koruyucu yok. Onların yüzleri, sanki bir karanlık
gecenin parçalarına bürünmüş gibidir. İşte bunlar ateşin
halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır. (Yunus Suresi,
27) |
MUĞNİ
İstediğini zengin eden
Doğrusu muhtaç olmaktan O kurtardı ve
sermaye verip-hoşnut kıldı. (Necm Suresi, 48)
Gerçek zenginlik yalnızca Allah'a aittir. O
dilediğini Kendi fazlından zengin kılar, dilediğini de
belli bir süreye kadar yoklukla dener. 'Varis' sıfatında
da belirttiğimiz gibi herşeyin varisi yalnızca
Allah'tır. İnsanların dünyada sahip oldukları
zenginlikler, mal-mülk de yalnızca Allah'a aittir.
Her insan hayatı boyunca çalışıp kazandığı herşeyi
ölümüyle birlikte muhakkak geride bırakmaktadır. Ancak
tüm bunlara rağmen yaşadığı kısa hayatta mal-mülk sahibi
olmakla övünen, zenginliğiyle büyüklenen ve bunun
sonucunda Allah'ı unutan kişiler için Kuran'da şöyle
hükmedilmektedir:
Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine
verdiğimiz mal ve çocuklarla Biz onların hayırlarına
koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda
değiller. (Müminun Suresi, 55-56)
Allah dilediği kullarını ise dünyada büyük bir mülkle
ödüllendirmiştir. Özellikle elçilere verilen büyük mülke
Kuran'da pek çok ayetle dikkat çekilmiştir. Hz. İbrahim,
Hz. Muhammed (sav), Hz. Davud ve Hz. Yusuf, Allah'ın
dünyada büyük bir zenginlikle ödüllendirdiği
elçilerdendir. Hz. Süleyman ise dünya üzerinde hiç
kimseye verilmeyen büyük bir mülkü Allah'tan talep etmiş
ve buna sahip olmuştur.
Ancak bu noktada unutulmamalıdır ki, Allah'ın
elçileri kendilerine verilen mülkü Rabbimiz'i razı
etmek, O'nun hoşnut olacağı hayırlar işlemek için
kullanmışlardır. Ellerindeki herşeyi, sahip olduklarıyla
övünüp şımaran, mülkün gerçek sahibini unutan
insanlardan çok farklı bir amaçla harcamışlardır. Çünkü
onlar bilirler ki, mülkün tümü Allah'a aittir,
dilediğine mülk veren Allah, dilediğinden de mülkünü
geri alabilir.
Görüldüğü gibi evrendeki herşeyin tek hakimi, mülkün
yegane sahibi olan Allah, dünyada dilediği insanı zengin
kılmaktadır. Gerçek zenginliği ise ahirette verecektir.
Kendisi'ne iman eden, tüm hayatını salih ameller
işleyerek, O'nun rızasını kazanmaya çalışarak geçiren
müminleri, ahirette çok büyük bir zenginlikle
nimetlendirecektir.
Allah'ı razı ederek cennete girmeye hak kazanan
sayılı insanın orada karşılaşacağı zenginlik, Kuran'da
çok sayıdaki ayette detaylı olarak tarif edilmiştir.
Ayetlerde bu ihtişam şöyle haber verilmektedir:
Artık Allah, onları böyle bir günün
şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve
bir sevinç vermiştir.
Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve
ipekle ödüllendirmiştir.
Orada tahtlar üzerinde
yaslanıp-dayanmışlardır. Orada ne (yakıcı) bir güneş ve
ne de dondurucu bir soğuk görürler.
(Meyvelerin) Gölgeleri onlara pek yakın
ve devşirilmeleri kolaylaştırıldıkça
kolaylaştırılmış.
Çevrelerinde gümüşten billur kablar,
kupalar dolaştırılır.
Gümüşten billur kaplar ki, onları belli
bir ölçüyle tesbit etmişlerdir.
Orada onlara bir kadeh içirilir ki,
karışımı zencefildir.
Bir pınar ki orada "selsebil" olarak
adlandırılır.
Çevrelerinde (gençlikleri ve
dinçlikleri) ebedi kılınmış civanlar dolaşır-durur; sen
onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın.
Her nereye baksan, bir nimet ve büyük
bir mülk görürsün.
Onların üzerinde hafif ipek ve ağır
işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten
bileziklerle bezenmişlerdir.
Şüphesiz, bu, sizin için bir
mükafaattır. Sizin çaba-harcamanız şükre değer
(meşkur:makbul) görülmüştür. (İnsan Suresi, 11-22) |
NASIR
Yardım eden
Onlara yardım ettik, böylece üstün
gelenler oldular. (Saffat Suresi, 116)
İnananların tek yardımcısı ve velisi Allah'tır.
Müminler her türlü zorlukta, her türlü şartta O'ndan
yardım dilemişler ve Allah da onlara icabet etmiştir.
Peygamberler bir hüküm vermeleri gerektiğinde adaleti
sağlayabilmek ve dünyada Allah'ın rızasını kazanmak
amacıyla harcanabilecek mal, mülk için ayrıca
hastalandıklarında şifa bulmak için ve bir insanın
hayatının her anında isteyebileceği herşey için yalnızca
Allah'a yönelmişlerdir. Allah da onların bu samimi
isteklerine icabet etmiş ve onlara her konuda yardım
etmiştir. Allah kitabında elçilerine şu vaatlerde
bulunmuştur:
Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen
kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir: Gerçekten onlar,
muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır. (Saffat
Suresi, 171-172)
İşte böyle; Biz, her peygambere
suçlu-günahkarlardan bir düşman kıldık. Yol gösterici ve
yardımcı olarak Rabbin yeter. (Furkan Suresi, 31)
Allah müminlerin de yegane yardımcısıdır. Kuran'da
Allah, "... İman edenlere yardım
etmek ise, bizim üzerimizde bir haktır." (Rum Suresi,
47) ayetiyle tüm iman eden kullarına yardım
edeceğini haber vermiştir. Ancak Allah'ın yardımını
kazanmak için en önemli şartlardan bazıları, O'nun
dinine yardım etmek, sınırlarını koruma konusunda
titizlik göstermek ve bu uğurda gayret etmektir.
İşte böyle samimi bir çabanın karşılığında müminler
daima Allah'ın yardımıyla karşılık bulurlar. Zafer,
Allah'ın vaat ettiği gibi, yalnızca Rabbimiz'e
inananların, O'nun rızası ve hoşnutluğu için gayret
gösterenlerindir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
Allah, içinizden iman edenlere ve salih
amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz
onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi'
kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi'
kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini
kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları
korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar,
yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak
koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar
fasıktır. (Nur Suresi, 55)
Dünyada müminleri yalnız ve yardımsız bırakmayan
Allah, ölümlerinden sonra ahiret hayatlarında da onların
yegane velisi ve yardımcısı olacaktır. Allah müminlere
dünyada ve ahirette yardım edeceğini vaat etmiştir ve
şüphesiz Allah vaadinden asla dönmeyendir:
Şüphesiz Biz elçilerimize ve iman
edenlere, dünya hayatında ve şahidlerin (şahidlik için)
duracakları gün elbette yardım edeceğiz. (Mümin Suresi,
51) |
NUR
Alemleri nurlandıran, istediği
simalara, zihinlere ve gönüllere nur yağdıran
Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun
nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir;
çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir
yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir
zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki)
neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,)
Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna
yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir.
Allah, herşeyi bilendir. (Bu nur,) Allah'ın, onların
yüceltilmesine ve isminin zikredilmesine izin verdiği
evlerdedir; onların içinde sabah akşam O'nu tesbih
ederler. (Nur Suresi, 35-36)
Allah 'Nur' sıfatının sahibidir ve yukarıdaki ayette
de bildirildiği gibi göklerin ve yerin nuru O'dur. Ancak
Allah bu sıfatını insanlar üzerinde de tecelli ettirir.
Allah'a iman eden, O'nun büyüklüğünü tanıyıp takdir
eden, hak din olan İslam'a yönelen ve İslam ahlakıyla
yaşayan kullarına da Kendinden bir 'nuru' nimet olarak
verir:
Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa,
artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi?
Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış
olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık
içindedirler. (Zümer Suresi, 22)
İnkarcıların durumu ise tam zıttıdır. Onlar için
yeryüzünde tek bir 'nur' kaynağı dahi yoktur. İçinde
bulundukları karanlıklardan çıkmak için bir yol
bulabilmeleri de mümkün değildir. Allah inkarcıların
içlerinde yaşadıkları karanlığı şöyle tarif
etmiştir:
Ya da (inkar edenlerin amelleri) engin
bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga
kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir
bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan
karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse
göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için
nur yoktur. (Nur Suresi, 40)
Allah kafirleri karanlıklar içinde bıraktığı gibi
mümin kullarını da her işlerinde karanlıktan aydınlığa
çıkarır. Bu iki grubun durumlarının birbirinden çok
farklı olduğuna ve müminlerin kesin bir üstünlük içinde
olduklarına dair Kuran'da şöyle bir örnek
verilmiştir:
Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve
insanlar içinde yürümesi için kendisine bir nur
verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan
bir çıkış bulamıyanın durumu gibi midir? İşte, kafirlere
yapmakta oldukları böyle 'süslü ve çekici'
gösterilmiştir. (Enam Suresi, 122)
Müminleri doğru yola, 'Kendinden olan bir nura'
yöneltmek için Allah çeşitli uyarılar gönderir. Gerek
elçileri gerekse elçileriyle gönderdiği hak kitapları
birer 'nur' kaynağı kılar. Onların getirdiği hükümlere
uyanlar ise doğru yola ulaşmış ve Allah Katından bir
'nuru' kazanmışlardır. Bu gerçek ayetlerde şöyle haber
verilir:
Ey Peygamber, gerçekten Biz seni bir
şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
Ve Kendi izniyle Allah'a çağıran ve nur saçan bir çerağ
olarak (gönderdik). (Ahzab Suresi, 45-46)
Sizi karanlıklardan nura çıkarması için
kuluna apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah,
size karşı elbette şefkatli olandır, esirgeyendir.
(Hadid Suresi, 9)
Ey Kitap Ehli, Kitaptan gizlemekte
olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve bir çoğundan
geçiveren elçimiz geldi. Size Allah'tan bir nur ve
apaçık bir Kitap geldi. Allah, rızasına uyanları bununla
kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle
karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola
yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 15-16)
Allah'ın salih kulları sonsuza kadar hoşnutluk içinde
yaşayacak, nurlarıyla tanınacaklardır. İnkar edenler ise
ahirette de sonsuz bir karanlık içinde kalacak ve
müminlerin sahip olduğu nurdan isteyeceklerdir.
Müminlerle inkarcıların ahiretteki bu zıtlıkları
ayetlerde şöyle bildirilmiştir:
O gün, mü'min erkekler ile mü'min
kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken
görürsün. "Bugün sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar
(olduğunuz), altından ırmaklar akan cennetlerdir." İşte
'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. O gün, münafık
erkekler ile münafık kadınlar, iman edenlere derler ki:
"(Ne olur) Bize bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık
alıp-yararlanalım." Onlara: "Arkanıza (dünyaya) dönün de
bir nur arayıp-bulmaya çalışın" denilir. Derken
aralarında kapısı olan bir sur çekilmiştir; onun iç
yanında rahmet, dış yanında o yönden azab vardır. (Hadid
Suresi, 12-13)
Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve
destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır;
inkar edenlerin velileri ise tağut'tur. Onları nurdan
karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar,
onda süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 257)
O'dur ki, sizi karanlıklardan nura
çıkarmak için size rahmet etmekte; melekleri de (size
dua etmektedir). O, mü'minleri çok esirgeyicidir. (Ahzab
Suresi, 43)
Yer, Rabbinin nuruyla parıldadı; (orta
yere) kitap kondu; peygamberler ve şahidler getirildi ve
aralarında hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa
uğratılmazlar. (Zümer Suresi, 69)
Allah'a ve O'nun Resûlü'ne iman
edenler; işte onlar Rableri katında sıddîklar ve
şehidler (veya şahid)lerdir. Onların ecirleri ve nurları
vardır. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise; işte
onlar da cehennem halkıdır. (Hadid Suresi, 19)
Ey iman edenler, Allah'tan
sakınıp-korkun ve O'nun elçisine iman edin, size kendi
rahmetinden iki kat (güzel karşılık) versin. Size
kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve size mağfiret
etsin. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Hadid
Suresi, 28) |
RABBİL ALEMİN
Alemlerin Rabbi
Şu halde hamd, göklerin Rabbi, yerin
Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah'ındır. Göklerde ve yerde
büyüklük O'nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet
sahibidir. (Casiye Suresi, 36-37)
Kainatta birbirinden farklı pek çok alem vardır ve
insanın bunların hepsinin adını, sayısını ve
özelliklerini bilmesi imkansızdır. Zira kainatta
yaratılan canlı ve cansız, sayısız alem, kendi içinde de
farklı alemlere ayrılır. Tek bir balık türünün kendisine
benzer binlerce türü, tek bir meyvenin kendisine
benzeyen yüzlerce çeşidi vardır. Hayvanların,
bitkilerin, eşyaların milyarlarca, rüzgarların ve
bulutların onlarca çeşidi vardır. Allah birbirine hiç
benzemeyen, farklı ırklara, tenlere, dillere ve
kültürlere sahip olan milyarlarca insan yaratmıştır.
Bunların yanında Allah gözle görülemeyen atomların
dünyasını, bedenimizin her milimetresini oluşturan
görkemli sistemlere sahip hücreleri ve yine insan
gözüyle görülemeyen yüzlerce canlıyı yaratmıştır.
Denizin binlerce metre altında yaşayan kimsenin
görmediği bir mercan kolonisinin de Rabbi Allah'tır.
Allah mikroorganizmaların oluşturduğu mikro alemden,
uzaydaki gök cisimlerinin oluşturduğu makro aleme kadar
sayamayacağımız kadar çok alemi biz uyurken, uyanıkken
ya da bir işle uğraşırken sürekli kontrol eder, hepsini
yönetir, hepsini besler ve yaşamlarını devam
ettirmelerine izin verir. Allah tüm alemlerin Rabbi
olduğunu insanlara şöyle duyurmuştur:
Allah, yeryüzünü sizin için bir karar,
gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi, suretinizi
de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve size
güzel-temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz
Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir. O, Hayy
(diri) olandır. O'ndan başka ilah yoktur; öyleyse dini
yalnızca kendisine halis kılanlar olarak O'na dua edin.
Alemlerin Rabbine hamdolsun. (Mümin Suresi, 64-65)
İnsan yalnız okyanusun içindeki hayatı ve burada
yaşayan canlıların bakımlarını, yiyeceklerini, kendi
içlerinde yaşadıkları ortak yaşamı, üremelerini ve
soylarının devamı için korunan hassas dengeyi
düşündüğünde, Allah'ın yaratmasındaki sonsuz kudreti
takdir edecektir.
Kuşkusuz Allah yalnızca kainatın içinde yer alan
sayısız alemin değil, bütün bunların dışında apayrı bir
zamanda ve mekanda yaşayan cinlerin ve meleklerin de
Rabbidir. Bu varlıkların da hepsini Allah yaratmış ve
hepsine boyun eğdirmiştir. Allah'ın yarattığı alemler
insan aklının ve hayal gücünün çok ötesindedir. Hepsi
O'nun kusursuz yaratmasının, sanatının ve sonsuz gücünün
eseridirler.
Allah'ın bu Yüceliği ve büyüklüğü
karşısında insana düşen ise, Hz. İbrahim gibi kendisine
'Teslim ol' çağrısında bulunan Rabbimiz'e yine Kuran'da
haber verildiği üzere, "...
Alemlerin Rabbine teslim oldum" (Bakara Suresi,
131) cevabıyla yönelmektir. Ve tüm yaşantısını
Kuran'da kendisine "De ki: "Şüphesiz
benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin
Rabbi olan Allah'ındır." (Enam Suresi, 162) ayetiyle emredildiği gibi, yalnızca Allah'ın rızasını
kazanmak için yaşamaktır. Ayetlerde şöyle buyrulur:
Böylece zulmeden topluluğun kökü
kurutuldu. Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'adır. (Enam
Suresi, 45)
Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde
gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden
Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan
geceyle örten, Güneş'e, Ay'a ve yıldızlara kendi
buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da,
emir de (yalnızca) O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah
ne yücedir. (Araf Suresi, 54) |
RAFİ
Yukarı kaldıran, yükselten
Kitap'ta İdris'i de zikret. Çünkü o,
doğru olan bir peygamberdi. Biz onu yüce bir mekan
(makam)a yükseltmiştik. (Meryem Suresi, 56-57)
Cahiliye toplumunda yaşayan insanlar Allah'tan uzak,
O'nun emir ve yasaklarını uygulamayan, kendilerine
verilen sayısız nimeti takdir edemeyen bir yaşam
sürerler. Düşünmedikleri, akletmedikleri, takdir
edemedikleri için de tam anlamıyla bir bilgisizlik ve
cehalet içindedirler.
İşte Allah tarih boyunca yaşamış olan tüm toplumlara
Kendi emirlerini, yasaklarını ve tavsiyelerini iletecek
elçiler göndermiştir. Bu yolla dinden uzak yaşayan
toplumları, içinde bulundukları cehaletten,
bilgisizlikten kurtulmaya davet etmiş, onlara doğru yola
ulaşmaları için bir imkan daha vermiştir.
Allah'ın gönderdiği elçiler aynı kavmin içinden
çıkan, fakat üstün ahlak, akıl ve yüksek vicdanlarıyla
toplum içinde dikkat çeken kişilerdir. Kuran'da pek çok
kez belirtildiği gibi, elçiler, Allah'ın içinde
bulundukları kavme özel olarak gönderdiği ve seçtiği
insanlardır. Elçiler yaşadıkları toplumun insanlarından
farklıdırlar; tek başlarına ve ilk olarak Allah'ın
varlığının ve ahiretin kesin yakınlığının farkına
varmışlardır. Elbette bu özellikler elçilerin üstün
insanlar olduklarının apaçık delillerindendir.
Allah'ın varlığının ve büyüklüğünün bilincinde olan
elçiler, kendilerine peygamberlik makamının
verilmesinden sonra içinde yaşadıkları toplumları Kuran
ahlakını yaşamaya davet etmişler, onları ahiret azabına
karşı uyarıp-korkutmuşlardır. İçinde bulundukları zorlu
koşullar, gönderildikleri inkarcı ve azgın kavimler,
kendilerine sürekli zorluk çıkaran, hatta kimi zaman
canlarına kasteden topluluklar, onları kesinlikle
yollarından döndürememiş, aksine imanlarını
güçlendirmiştir. Veya kimi zaman 'iman ettik, teslim
olduk' dedikten sonra zor bir durumda aniden elçiyi
yalnız bırakan ve 'gerisin geri dönen' topluluklarla da
karşılaşmış, ancak bu zorluklar elçileri asla
yıldırmamıştır. Onlar Allah'ın seçtiği, 'Yüce bir
makama' layık görülmüş kullardır ve en belirgin
özellikleri ise Allah'a olan samimi teslimiyetleri ve
tevekkülleridir.
Bu samimiyetlerinin karşılığını da dünyada ve
ahirette seçkin kılınarak almışlardır. Ayetlerde Allah
şöyle haber vermektedir:
Bu, İbrahim'e, kavmine karşı verdiğimiz
delilimizdir. Biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz.
Şüphesiz senin Rabbin, hüküm ve hikmet sahibidir,
bilendir. Ve ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik,
hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nuh'u ve
onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u,
Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik
yapanları işte böyle ödüllendiririz. Zekeriya'yı,
Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete eriştirdik.)
Onların hepsi salihlerdendir. İsmail'i, Elyasa'yı,
Yunus'u ve Lut'u da (hidayete eriştirdik). Onların
hepsini alemlere üstün kıldık. (Enam Suresi, 83-86) |
RAHMAN-RAHİM
Merhamet eden, verdiği nimetleri
iyi kullananları daha büyük ve ebedi nimetler vermek
suretiyle mükafatlandıran, ezelde bütün yaratılmışlar
hakkında hayır, rahmet ve irade buyuran, sevdiğini
sevmediğini ayırt etmeyerek sayısız nimetlere
kavuşturan
O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur.
Gaybı da, müşahede edilebileni de bilendir. Rahman,
Rahim olan O'dur. (Haşr Suresi, 22)
Rahman olan Allah sonsuz merhametini ve lütfunu
görünen ve görünmeyen herşeyde tecelli ettirir. İnsan bu
görünen ve görünmeyen nimetlerin Allah'ın emrine boyun
eğmiş birlikteliği ile hayatını devam ettirir.
Allah her gün toprağın içinden milyonlarca tohumu
filizlendiren, bu bereketli toprakla yerin altındaki
4.500 derece sıcaklıktaki dev kütleyi saklayıp örten,
gökten tonlarca berrak su indiren, aynı anda dünyanın
her yerinde milyarlarca canlıya rızık veren, her an
ciğerlerimize dolan oksijeni yaratan ve hayat veren
sayısız nimetleriyle yarattıklarını çevreleyendir.
Allah 100 trilyon hücreden oluşan insanın her bir
hücresini yaratan, bunların hepsine ayrı ayrı görevini
öğreten, içlerine her biri 1 milyon sayfalık bilgiyi
içeren DNA'ları yerleştiren, bu sistemi milimetreden çok
daha küçük bir küpün içine sığdırdığı protein, yağ ve su
moleküllerine yaptıran ve bütün bunlarla insana can
veren ve varlığını her an sürdürmesini sağlayandır. Tüm
insanlar ana rahmine düştüğü andan, toprağa geri döndüğü
ana kadar sadece Allah'ın yarattığı nimetleri tanır,
bilir ve onlarla yaşarlar. İnsanlardan bu nimetleri
gören ve yaratılış amacını kavrayarak O'na kulluk
edenler olduğu gibi nankörlük ederek Allah'a kulluk
etmekten yüz çevirenler de vardır. Buna rağmen Allah
insanların üzerinde Rahman ismini en güzel şekilde
tecelli ettirir. İman etmeyenler, münafıklar ve
müşrikler de dünya hayatında aldıkları hava, içtikleri
su dahil olmak üzere gizli açık tüm nimetlerden
faydalanırlar. Allah müminlere verdiği gibi onlara da
mal-mülk, içinde oturacakları güzel evler ve soylarını
devam ettirecekleri evlatlar verir. Onları da güzel
rızıklarla besler. Onlara da sağlık, güç ve güzellik
verir. Çünkü Allah Rahman'dır.
Allah dünya hayatında inkar edenleri belki dine
dönerler, düşünüp aklederler ve Kendisi'ne şükrederler
diye yararlandırmaktadır. Fakat yüz çevirenler, Allah'ın
nimetlerinden ancak göz açıp kapama vakti kadar olan
dünya hayatları süresince yararlanabilirler. Ahirette
ise bütün nimetler, sahip olduklarını yalnızca Allah'a
yakınlaşmak ve O'nun rızasını aramak için kullanan ve
Rabbimiz'e her an şükreden müminlere aittir. Çünkü Allah
Rahim'dir ve cenneti yalnızca mümin kullarına
müjdelemiştir. Ayetlerde şöyle buyrulur:
Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman
(olan Allah, onu) Kendi kullarına gaybtan vadetmiştir.
Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir. (Meryem Suresi,
61)
Rahman ve Rahimdir. (Fatiha Suresi,
2)
De ki: "Allah, diye çağırın, 'Rahman'
diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel
isimler O'nundur." Namazında sesini çok yükseltme, çok
da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse.
(İsra Suresi, 110)
O gün, kendisinden sapma imkanı
olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a
karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir
şey işitemezsin. (Taha Suresi, 108)
(Resulullah) Dedi ki: "Rabbim, hak ile
hükmet. Bizim Rabbimiz, sizin her türlü
nitelendirmelerinize karşı yardımına sığınılan Rahman
(olan Allah)dır." (Enbiya Suresi, 112)
Ruh ve meleklerin saflar halinde
duracakları gün; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri
dışında olanlar konuşmazlar. (Konuşacak olan da,)
Doğruyu söyleyecektir. (Nebe Suresi, 38) |
RAKIB
Bütün varlıklar üzerinde gözcü
olan,bütün işler kontrolü altında tutan
Ey insanlar sizi tek bir nefisten
yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok
erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının.
Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz
Allah'tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının.
Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözeticidir. (Nisa
Suresi, 1)
Allah yoktan yarattığı tüm varlıkları koruyup
gözetendir. Uzayın derinliklerindeki yıldızlar ve
sistemlerden, dünyayı kuşatan atmosferdeki olaylara,
insanın meydana getirdiği toplumlardan, yeryüzünü
kaplayan bitki örtüsüne, insan bedenindeki kompleks ve
karmaşık sistemlerden, mikro ve makro alemlere, gözle
göremediğimiz tüm boyutlara kadar herşeyi her an kontrol
eden, gözetleyen, şahit olan, denetleyen Allah'tır.
İnsan başıboş bırakıldığını, amaçsızca hayatını
sürüdürebileceğini zannedebilir. Ama hangi iş üzerinde
olursa olsun Allah onun üzerinde şahittir. Hiç kimse
Allah'tan bir şey gizleyemez. Gizli anlaşma, plan, sır,
tuzak; bunlar Allah Katında asla gizlenemeyecek
olaylardır. Herşeyi gören, işiten ve bilen Allah'ın
Zatından hiçbir şey gizli kalamadığı için, herkesin
yaptığına eksiksiz bir adaletle karşılık verilir. Birçok
kişide "Allah'ın kainatı yarattığı sonra herşeyi kendi
haline bıraktığı" gibi çarpık bir düşünce vardır. Oysa
bu çok büyük bir yanılgı ve zandır.
İnsanın çıplak gözle hiçbir zaman göremeyeceği hücre
içindeki ayrıntıları Allah en ince ayrıntısına kadar
bilendir. Vücut içindeki bir hücre diğer trilyonlarca
hücreyle birlikte son derece uyumlu bir şekilde hareket
ederken, bazen birden farklı bir davranış içine girer ve
bugün tam olarak kaynağı ve tedavisi bulunamamış olan
kanser ortaya çıkar. İnsan kendi içinde oluşan bu
yapıdan hiç haberdar değilken Allah tüm bunların
üzerinde şahittir ve her evreyi kontrolü altında tutar.
Nasıl bir insan Allah'ın izni dışında bir adım bile
atamazsa, o hücre de Allah'tan habersiz en ufak bir
davranışta bulunamaz.
Allah herşeyi yaratandır bilendir. O, tüm bilgilerin
tek kaynağıdır. Hiçbir varlık O'nun ilmi dışında bir şey
yapamaz. Bir ayette şöyle buyrulur:
... Allah herşeyi gözetleyip
denetleyendir. (Ahzab Suresi, 52) |
RAUF
Pek esirgeyen, çok acıyan
Böylece Biz sizi, insanlara şahid (ve
örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de
üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun
(yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları,
topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırt etmek
içindir. Doğrusu (bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin
dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah,
imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah,
insanlara şefkat edendir, esirgeyendir. (Bakara Suresi,
143)
Allah'ın yarattığı tüm canlılar kusursuz, üstün bir
yaratılış ve kompleks bir yapı sayesinde yaşamlarını
sürdürmektedir. Bu, Rabbimiz'in merhametinin ve
rahmetinin delillerindendir. Çünkü hiçbir canlı kendisi
için en uygun, en elverişli şekilde yaşamak için güç
sarf etmemiş, sadece Allah'ın üstün aklına teslim
olmuştur. Allah ihtiyaç duyabilecekleri herşeyi zaten
onlara vermiştir. Mesela bütün canlıların kendilerini
savunmak için farklı yetenekleri vardır. Kimisi son
derece korkutucu bir görünüme sahiptir, kimisi zehirli,
kötü kokulu veya yakıcı gazlar püskürtür. Bazıları
atiktir, düşmanlarından hızla kaçarlar, bazıları ise
farklı bir savunma şekli olarak dayanıklı zırhlarla
kaplıdır. Bir kısmı bedenlerini düşmanlarından
saklayabilecek şekilde bir görüntüye sahiptir, diğer bir
bölümü de ölü taklidi yaparak düşmanı kandırabilecek
şekilde yaratılmışlardır.
Şüphesiz canlılar bütün bu niteliklere tesadüfen ya
da kendi istekleriyle ulaşmamışlardır. Herşeyi böylesine
kusursuz ve büyük bir ilimle yaratan Allah, onların
üzerindeki şefkatini, her birini hayatlarını
sürdürebilecek şekilde noksansız özelliklere sahip
olarak yaratmasıyla göstermektedir.
Tüm bu canlıların sahip oldukları özellikler yanında
insanların hizmetine verilen imkanlar ise çok daha
üstündür. Öyle ki insan maddi ve manevi sahip olduğu tüm
özellikleri düşündüğünde, hayatını sürdürebilmesi için
özel olarak yaratılmış bir dünyada yaşadığını çok açık
bir şekilde fark edebilir. Varlığını sürdürebilmek için
ihtiyaç duyduğu herşeyi yakınında bulması da Allah'ın
rahmetinin çok büyük delillerindendir. Fakat tüm
bunlardan çok daha önemli bir nokta vardır: İnsanın
görebilmesi, işitebilmesi, konuşabilmesi... Tüm bunları
yapabilmesi için göz, kulak ve dili yaratan Allah, aynı
zamanda verdiği düşünme kabiliyetiyle de insanı
yeryüzündeki tüm canlılardan üstün kılmıştır. Allah'ın
Rauf sıfatı Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
Her bir nefsin hayırdan yaptıklarını
hazır bulduğu ve her ne kötülük işlediyse onunla kendisi
arasında uzak bir mesafe olmasını istediği o günü
(düşünün). Allah, sizi kendisinden sakındırır. Allah,
kullarına karşı şefkatli olandır. (Al-i İmran Suresi,
30)
Görmedin mi, Allah, yerdekileri ve
denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin
yararınıza verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne
düşmekten alıkoyar. Şüphesiz Allah, insanlara karşı
şefkatlidir, çok merhametlidir. (Hac Suresi, 65)
Sizi karanlıklardan nura çıkarması için
kuluna apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah,
size karşı elbette şefkatli olandır, esirgeyendir.
(Hadid Suresi, 9) |
|
|
|