ALLAH’IN
İSİMLERİ
"O Allah ki O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur. O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir; Kuddus'tür; Selam'dır; Mümin'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir. O Allah ki, yaratandır, (en güzel biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir."
(Haşr Suresi, 22-24)
MELCA
Kendisine Sığınılan
(Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi)
de (bağışladı). Öyle ki, bütün genişliğine rağmen
yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine
dar (sıkıntılı) gelmişti ve O'nun dışında (yine)
Allah'tan başka bir sığınacak olmadığını iyice
anladılar. Sonra tevbe etsinler diye onların tevbesini
kabul etti. Şüphesiz Allah, (yalnızca) O, tevbeleri
kabul edendir, esirgeyendir. (Tevbe Suresi, 118)
İnsanların tamamı dua etmeye muhtaçtır. Dua eden
insan, karşısına çıkabilecek zor ya da kolay her türlü
durumu, tüm olayları, kainatın Yaratıcısı ve hakimi olan
Allah'a yöneltmiş, O'na sığınmış demektir. Bir problemi
çözmenin ya da bir zararı önlemenin bütün yollarının
evrendeki tüm kudretin sahibi olan Allah'a dayandığını
bilmek, tüm işlerde O'nu vekil tutmak ve sadece O'na
sığınmak kullar için büyük bir güven kaynağıdır.
Bu sığınma, gücü sınırlı ve sonlu bir varlık olan
insanın, gücü sınırsız bir kudret karşısında acizliğini
ortaya koyarak, istekte bulunmasıyla gerçekleşir. İnsanı
sadece bir damla sudan yaratan, tüm varlık alemini
yoktan var eden Allah için herhangi bir kişinin
sıkıntısını ya da ihtiyacını gidermek çok kolaydır. Onun
dışında ise sığınılacak hiç kimse, hiçbir merci yoktur.
Gökte ve yerde ne varsa Allah'tan ister. Allah'ın
dışında medet umulanlar, yardım beklenenler kendi
nefislerine bile güç yetiremezler. İsteyen aciz olduğu
gibi kendisinden istenen de aynı konumdadır, acizdir.
Allah, Kendisi'nden başka medet umulan varlıkların,
içlerinde bulundukları zavallı ve güçsüz durumu
aşağıdaki ayetinde bir örnekle şöyle açıklamıştır:
Ey insanlar, (size) bir örnek verildi;
şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta
olduklarınız -hepsi bunun için biraraya gelseler dahi-
gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek
onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri
alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de. (Hac Suresi,
73)
İnsanların tümü zor bir durumla karşı karşıya
kaldıklarında, Allah'tan başka sığınacak bir güç
olmadığını anlarlar ve Allah'tan yardım umarlar ki bu
gerçek Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
De ki: "Sizi karanın ve denizin
karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve)
gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz:
-Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten
şükredenlerden oluruz." (Enam Suresi, 63)
İnsanın, zor bir anında yalnızca Allah'ı aklına
getirmesi, aslında tek sığınacağı varlığın Allah
olduğunu bildiği anlamına da gelmektedir. O halde insan
geç kalmadan ayette haber verildiği üzere Rabbimiz'e
sığınmalıdır:
Allah'tan, geri çevrilmesi olmayan bir
gün gelmeden evvel, Rabbiniz'e icabet edin. O gün, sizin
için ne sığınılacak bir yer var, ne sizin için inkar
(etmeye bir imkan). (Şura Suresi, 47) |
MELİK
Bütün kainatın sahibi ve mutlak
surette hükümdarı
De ki: İnsanların Rabbine sığınırım.
İnsanların malikine, insanların (gerçek) ilahına; (Nas
Suresi, 1-3)
Allah'ın 'Melik' sıfatı O'nun var olan herşeyin
sahibi olduğu anlamına gelir. Bizim gördüğümüz ve
göremediğimiz varlıkların her birinin içinde yaşadığı
alemlerin Yaratıcısı ve tek sahibi Allah'tır.
Yaşadığımız evrenin ezeli ve ebedi hükümdarı da O'dur.
Tüm yıldızlar, insanlar, hayvanlar ve bitkiler,
göremediğimiz alemlerde yaşayan cinler, şeytanlar,
melekler ve daha bilemediğimiz pek çok varlık Allah'ın
emri altındadır. Sayısız alemin mülkünü elinde
bulunduran ve buralarda hüküm süren olağanüstü düzenin
hayat bulmasını sağlayan yalnızca alemlerin Rabbi olan
Allah'tır.
Sonsuz kudret sahibi olan Yaratıcımız'a tabi olduğunu
bilen bir insanın, kendisini başıboş görmesi mümkün
değildir. Allah herşeyden haberdar, herşeye güç yetiren,
herşeyi gören ve işitendir. Bunu bilen bir insan,
kendisini Yaratana karşı sorumlu olduğunu da bilmelidir.
Nitekim müminlerin içinde bulundukları bu düzenin tek
bir sahibinin olduğunu bilmeleri, onları doğal olarak
yaptıkları her işte herşeye ve herkese hakim olan, her
dilediğini yerine getiren Allah'a yöneltir. Bu konu ile
ilgili olarak Kuran'da haber verilen ayetlerden birkaç
tanesi şöyledir:
Hak olan, biricik hükümdar olan
Allah Yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan
evvel, Kur'an'ı (okumada) acele etme ve de ki: "Rabbim,
ilmimi arttır." (Taha Suresi, 114)
Hak melik olan Allah pek Yücedir, Ondan
başka ilah yoktur; Kerim olan Arş'ın Rabbidir. (Müminun
Suresi, 116)
O Allah ki, O'ndan başka ilah
yoktur. Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir;
Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir.
Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir.
(Haşr Suresi, 23) |
METİN
Çok sağlam olan
Hiç şüphesiz, rızık veren O, metin
kuvvet sahibi olan Allah'tır. (Zariyat Suresi, 58)
İnkarcıların en çok yanılgıya düştükleri konu
Allah'ın varlığı değil, Allah'ın sıfatlarıdır. Kimisi
Allah'ın herşeyi en başta yaratıp bıraktığını, daha
sonra olayların kendi başına gelişip devam ettiğini,
kimisi Allah'ın insanı yarattığını fakat hiçbir şeyden
sorumlu olmadığını savunur.
Sonuçta imansızlığın temelinde Allah'ın varlığını
reddetme olduğu gibi bunun yanı sıra, "Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir
edemediler..." (Hac Suresi, 74) ayetinde de
belirtildiği gibi, Allah'ı gereği gibi takdir edememe
sorunu yatar. Ne var ki, dünya hayatında her türlü
delili görmelerine rağmen Allah'ın kudretini takdir
edemeyen insanların Allah'ın kuvvetini asla inkar
edemeyecekleri öyle bir gün gelecektir ki, o gün
Allah'ın azametini, kudretini çok büyük bir şiddetle
hissedeceklerdir. Allah'ın kuvvetiyle yeryüzündeki en
sağlam yapılar olan o heybetli, sarsılmaz dağlar
yerlerinden oynatılıp yürütülür, köklerinden savrulur,
paramparça edilirler.
Artık sur'a tek bir üfürülüşle
üfürüleceği.
Yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp
kaldırılacağı, ardından tek bir çarpma ile birbirlerine
çarpılıp parça parça olacağı zaman.
İşte o gün, vakıa (bir gerçek olan
kıyamet) artık vukubulmuş (gerçekleşmiş)tur.
Gök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün,
'sarkmış-za'fa uğramıştır.' (Hakka Suresi, 13-16)
O gün meydana gelecek yıkım Allah'ın şanına,
kudretine yakışacak şekildedir. Dünyadaki en büyük kütle
ve en büyük hayat kaynağı olan okyanuslar suyun
kaynaması gibi kaynar, tutuşur.
İnsanın bildiği, alıştığı ve sonsuza dek süreceğini
sandığı bütün varlıklar ve düzenler temelinden bozulmaya
uğrar, darmadağın olurlar. Milyonlarca yıldır var olan
yer ve gök, onları inşa eden sonsuz güç tarafından
paramparça edilir. Yine milyonlarca yıldır ışık saçan
hayat kaynağı Güneş köreltilerek gerçek bir sahibinin
olduğu gözler önüne serilir. Böylelikle herşeyin
üstündeki tek ve gerçek kuvvet sahibinin Allah olduğu,
yegane hakimiyetin ve gücün de Rabbimiz'e ait olduğu tüm
açıklığıyla ortaya çıkar. Bir ayette bu gerçek şöyle
tarif edilir:
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir
edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucu
(kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle
dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından münezzeh ve
Yücedir. (Zümer Suresi, 67) |
MEVLA
Dost, sahip, müminlerin dostu
olan, onlara hayır yolları açan ve onları muvaffak
kılan.
Hayır, sizin mevlanız Allah'tır. O,
yardım edenlerin en hayırlısıdır. (Al-i İmran Suresi,
150)
Mümin, herkesin ve herşeyin varoluşunu Allah'a borçlu
olduğunu bilir. Kendisi de dahil tüm varlıkları Allah
ayakta tutmaktadır ve dilediği anda yok edip ortadan
kaldırabilir. Çünkü var olan herşeyin gerçek sahibi
Allah'tır. Bu yüzden de müminin yegane dostu Allah'tır.
Ve O'nu vekil edinmesinden dolayı yaşamı boyunca her
türlü sıkıntı ve üzüntüden de uzaktır. Herşeyden önce
Rabbimiz'in, en büyük dostunun yardımı ve desteği
kendisiyle beraberdir. Allah da velisi olduğu kulunun
üzerine "güven duygusu ve
huzur" (Tevbe Suresi, 26) indirmiştir.
Bu huzur, müminin; her namazda, her salih amelde,
Allah rızası için yaptığı küçük büyük her işte
Rabbimiz'in kendisini gördüğünü ve bunların karşılığını
kat kat fazlasıyla vereceğini bilmesinden doğar. Yine
Allah'ın kendisini görünmeyen ordularla ve meleklerle
desteklediğini, "önünden ve
arkasından izleyenleri" olduğunu ve bunların kendisini
"Allah'ın emriyle gözetip korumakta" (Rad Suresi,
11) olduklarını, O'nun yolunda yapılan mücadelede galip
gelecek olanların, cennetle müjdelenenlerin hep müminler
olduğunu bilmesinden kaynaklanan bir güven duygusudur.
İman eden bir insan, mevlamız olan Allah'ın kimseye güç
yetireceğinden fazlasını yüklemeyeceğini de bilir.
Kadere ve her işi evirip çevirenin Allah olduğuna kesin
bir bilgiyle iman eder ve böylece yalnız Allah'a
tevekkül eder. Müminlerin içinde bulundukları bu ruh
haline Kuran'da şu ifadeyle dikkat çekilmiştir:
De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları
dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O
bizim Mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a
tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 51)
Kuşkusuz Allah'ın dostluğu insanlarınkine benzemez. O
kimi dost edinmişse, o kişiyi dünyada ve ahirette
olabilecek en üstün nimete kavuşturmuştur. Herşeyi
yaratan Rabbimiz'in, yarattığını dost edinmesi ise çok
büyük bir lütuftur. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Allah adına gerektiği gibi cehd
edin (çaba harcayın). O, sizleri seçmiş ve din konusunda
size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in
dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de,
bunda (Kur'an'da) da sizi "Müslümanlar" olarak
isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de
insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru
namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın, sizin
Mevlanız O'dur. İşte, ne güzel Mevla ve ne güzel
yardımcı. (Hac Suresi, 78)
"... Rabbimiz, unuttuklarımızdan
veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma.
Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır
yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz
şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi
esirge, Sen bizim Mevlamızsın. Kafirler topluluğuna
karşı bize yardım et." (Bakara Suresi, 286)
Sonra da gerçek mevlaları olan Allah'a
döndürülürler. Haberiniz olsun; hüküm yalnızca O'nundur.
Ve O, hesap görenlerin en süratli olanıdır. (Enam
Suresi, 62)
Geri dönerlerse, bilin ki
gerçekten Allah, sizin Mevlanızdır. O, ne güzel Mevladır
ve ne güzel yardımcıdır. (Enfal Suresi,
40) |
MUAHHİR / MUKADDİM
İstediğini geri koyan, arkaya
bırakan istediğini ileri geçiren, öne alan
Eğer Allah, insanları zulümleri
nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde
(yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey bırakmazdı; ancak
onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir.
Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler,
ne de öne alınabilirler. (Nahl Suresi, 61)
Allah dilediğini erteleyen, geride bırakan,
dilediğini de öne alan, ileri geçirendir. Herşeyin tek
Yaratıcısı olduğu için kainat üzerindeki her türlü canlı
ve cansız varlık üzerinde dilediğini yapabilme gücüne
sahiptir. Dünya üzerinde gerçekleşen her olayın zamanı,
Allah Katında önceden tespit edilmiştir. Herşeyin
varlığının ve yazgısının gerçek sahibi olan Allah, bu
varlıkların yaşamları süresince görüp geçirecekleri tüm
olayları süresiyle belirlemiştir. Günü, saati hatta
saniyesi geldiğinde gerçekleşecek olan mutlaka
gerçekleşir. Ve bu gerçekleşen olay ancak Allah'ın
dilemesiyle olur; O'nun dışında hiç kimse herhangi bir
olayı öne alamaz veya erteleyemez. Nitekim bu gerçeğe
Kuran'da şöyle dikkat çekilmiştir:
Her ümmet için bir ecel vardır. Onların
ecelleri gelince, ne bir saat ertelenebilirler ne de öne
alınabilirler (tam zamanında çökerler.) (Araf Suresi,
34)
Tayin edilen bu vakitleri Allah'tan başka kimse
bilmez. Allah'ın takdir ettiği an gelmeden önce bir
yaprak dahi düşmez. Var olan herşey doğumundan ölümüne
bu ilahi zamanlamaya tabidir. Hiç kimse Allah'ın kendisi
için tayin ettiği vaktin dışına çıkamaz, hiçbir olayı
ertelemeye ya da öne almaya güç yetiremez. Ancak ve
ancak Allah takdir ederse, dilediğini erteler,
dilediğini de öne alır. Allah ayetlerinde bunu şöyle
bildirmektedir:
(Ey Muhammed,) Allah'ı sakın
zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma,
onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne
ertelemektedir. (İbrahim Suresi, 42)
Hiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne
alabilir, ne de onlar ertelenebilirler. (Hicr Suresi,
5)
Bu durumda Allah'a iman eden bir kula düşen ise,
Allah'ın neyi ileri aldığını neyi ertelediğini
araştırmadan O'na yakınlaşmaya çalışmak, Allah'ın
kendisine verdiklerinden kesin olarak razı olmaktır.
Çünkü ayetlerde de bildirildiği gibi insan 'acelecidir'.
(İsra Suresi, 11) Kimi zaman bir olayın hemen
gerçekleşmesini ister, kimi zaman da bir olayın hemen
bitmesini ister. Ama insan için en hayırlı olanı bilen,
tesbit eden Allah'tır. İnsanın hayırlı gördüğü bir şey
kendisi için bir şer olabilir. Dolayısıyla mümin için
önemli olan Allah'ın takdir ettiği olaylardan tamamen
razı olmasıdır. |
MUAZZİB
Azaplandıran
Artık o gün hiç kimse (Allah'ın)
vereceği azab gibi azablandıramaz. Onun vuracağı bağı
hiç kimse vuramaz. (Fecr Suresi, 25-26)
Etraflarındaki tüm delillere rağmen Allah'a iman
etmeyen, O'nun büyüklüğünü, kudretini tanımamakta
direnen insanlar kuşkusuz büyük bir azabı da hak
etmişlerdir. Çünkü Allah insanı yaratmış, yeryüzüne
yerleştirmiş ve orada ihtiyacı olan herşeyi kendisine
vermiştir. Ancak Allah'ın verdiği tüm bu nimetlere
rağmen bazı insanlar inkarda ısrar etmektedirler. Hatta
bir kısmı büyük bir azgınlıkla Allah'a iman eden
müminlere düşmanlık beslemekte, Allah'ın dinini
engelleyebilmek için çalışmalar yürütmektedirler.
Elbette Allah bu insanlara hak ettikleri karşılığı
dünyada da, ahirette de verecektir.
Allah dünya üzerindeki hükmünü elçileri aracılığıyla
yürütür. Dolayısıyla inkar edenlere tattıracağı dünya
azabının bir kısmı da elçilerinin vesilesiyle olmuştur.
Allah, elçilerinin elleriyle inkarcıların önde
gelenlerini azaplandırdığını ayetlerinde şöyle
bildirir:
Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde
hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık yapan
(yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son
vermeyecek olurlarsa, gerçekten seni onlara saldırtırız,
sonra orada seninle pek az (bir süre) komşu
kalabilirler. (Ahzab Suresi, 60)
(Bu,) Daha önceden gelip-geçenler
hakkında (uygulanan) Allah'ın sünnetidir. Allah'ın
sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın.
(Ahzab Suresi, 62)
İnkarcıların ahirette tanışacakları azap ise sonsuza
dek son bulmayacak korkunç bir azaptır. Allah orada
insanı hem fiziksel, hem de psikolojik yönden
azaplandıracak çok çeşitli yöntemler var etmiştir. Çünkü
Allah yarattığı kullarının zaaflarını en iyi bilendir ve
bu zaaflar doğrultusunda en çok acıyı da yine Allah
verecektir. Muazzib olan Allah ahirette inkarcılara
vereceği azabı Kuran'da pek çok ayetle
bildirmiştir.Ayetlerde şöyle buyrulur:
Ve şüphesiz, ahirete inanmayanlar
için de acı bir azab hazırlamışızdır. (İsra Suresi,
10)
Fasık olanlar içinse, artık onların da
barınma yeri ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde,
geri çevrilirler ve onlara: "Kendisini yalanladığınız
ateş azabını tadın" denir. Andolsun, Biz onlara belki
(inkarcılıktan) dönerler diye o büyük (uhrevi) azabdan
önce, yakın (dünyevi) azabtan da taddıracağız. (Secde
Suresi, 20-21)
Haber ver kullarıma; şüphesiz Ben, Ben
bağışlayanım, esirgeyenim. Ve şüphesiz azabım; o acıklı
bir azaptır. (Hicr Suresi, 49-50)
Onlardan öncekiler, hileli-düzenler
kurmuşlardı da, Allah(ın azab emri) onların kurdukları
yapıların temellerine geldi, böylece üstlerindeki tavan
tepelerine çöktü; azab onlara şuurunda olmadıkları
yerden gelmişti. (Nahl Suresi, 26)
Küfre sapıp da Allah'ın yolundan
alıkoyanlar; Biz, işledikleri bozgunculuğa karşılık,
onlara azab üstüne azab ilave ettik. (Nahl Suresi,
88)
|
MUHİT
Kuşatan
Dikkatli olun; gerçekten onlar,
Rablerine kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler.
Dikkatli olun; gerçekten O, herşeyi sarıp-kuşatandır.
(Fussilet Suresi, 54)
Dinden uzak yaşayan insanlar, gizlice yaptıkları
sahtekarlıkları, söyledikleri yalanları karşılarındaki
insanların fark etmediğini düşündüklerinden içlerinde
garip bir heyecan duyarlar. Yaptıklarını çok büyük bir
kar olarak görür hatta bundan dolayı 'akılsızca' bir
büyüklük hissine kapılırlar. Oysa yapılan tüm sahtekarca
eylemler kişinin kendi aleyhinedir. Ne var ki inkar eden
kişi zararda olduğunun farkında bile değildir. Fakat
hesaba katmadığı bir nokta daha vardır: Herşeyin
üzerinde şahit olan, işiten, gören Allah kendisini her
yönden sarıp kuşatmaktadır.
İnkarcılar Allah'ı yaptıklarından habersiz sanırlar.
Bu gerçek aşağıdaki ayette şöyle bildirilmiştir:
Onlar, insanlardan gizlerler de
Allah'tan gizlemezler. Oysa O, kendileri, sözden (plan
olarak) hoşnut olmayacağı şeyi 'geceleri düzenleyip
kurarlarken' onlarla beraberdir. Allah, yaptıklarını
kuşatandır'. (Nisa Suresi, 108)
Hiçbir düşünce, hiçbir fısıltı Allah'tan gizli
kalmaz. O tüm insanların sinelerinin özünde saklı olanı
bilir, onlara 'şahdamarlarından daha yakın'dır. Allah
insanları ve yaptıklarını kuşattığı gibi tüm kainatı da
kuşatmıştır. O'nun hakim olmadığı tek bir varlık yoktur.
Allah cinlerin ve meleklerin bulunduğu ve daha
bilmediğimiz alemleri de Yaratan ve ilmiyle kuşatandır.
Al-i İmran Suresi'nde bu gerçeğe şöyle dikkat
çekilir:
Size bir iyilik dokununca tasalanırlar,
size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler.
Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların 'hileli
düzenleri' size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah,
yapmakta olduklarını kuşatandır. (Al-i İmran Suresi,
120) |
MUBKİ / MUDHİK
Ağlatan / güldüren
Doğrusu, güldüren ve ağlatan O'dur.
(Necm Suresi, 43)
Mümin yaşadığı herşeyi Allah'ın yarattığını bilir ve
bu nedenle her türlü olay karşısında Allah'tan razı
olur. En büyük sıkıntıyı bile tevekkkülle karşılar.
Dünyaya ait herşeyin geçici olduğunu bildiği için
bunların kaybından üzüntü duymaz. Çünkü bilir ki, bu
dünyada elinden çıkan herşey güzel ahlak gösterdiği için
ahirette kendisine misliyle geri verilecektir. Üstelik
Allah inananlara dünyada da en güzel hayatı vaat
etmiştir.
İnkar eden kimseler için ise durum elbette böyle
değildir. Onlar, sadece dünya hayatını kendine amaç
edinir ve yaşadığı tüm olayları, karşılaştıkları tüm
insanları Allah'tan bağımsız olarak değerlendirdikleri
için ruhları üzerinde yoğun bir baskı yaşarlar. Sürekli
çevrelerindeki insanları razı etmeye çalışmanın, dünya
hırslarına kavuşmak için çabalamanın doğurduğu bir korku
ve telaş içindedirler. Allah'ı dost ve yardımcı
edinmedikleri için, herşeyi kendi düşünmek, hesap etmek
durumundadırlar. Ama hiçbir şeye güç yetiremezler.
Yalnızca Allah'a tevekküle ve imana göre yaratılmış olan
insanın ne ruhu, ne de bedeni doğal olarak bu yükü
kaldıramaz. Nitekim ağlama, hüzün, sıkıntı da bu noktada
ortaya çıkar. Çünkü söz konusu kişiler Allah'tan yüz
çevirmekle en büyük zulmü yapmışlardır. Allah bu
kişilere hem dünyada hem de ahirette bela vereceğini şu
şekilde haber vermektedir:
Öyleyse kazandıklarının cezası olarak
az gülsünler, çok ağlasınlar. (Tevbe Suresi, 82)
Bu, yukarıda da belirttiğimiz gibi Allah'ın
inkarcılara takdir ettiği bir beladır. Ağlayacakları her
olayı, her sebebi Allah yaratır ve vaktini de o tayin
eder.
Allah inkarcıları ağlatırken mümin kullarına Kendi
Katından neşe, rahatlık ve huzur verir; yüzlerini
sürekli güldürür. Onların velisi ve dostu olduğu için
hüznü ve kötülüğü onlardan giderir. Zorlukla, sıkıntıyla
karşılaşsalar bile onlara sabır ve güç verir, neşelerini
eksiltmez. Müminler ancak secdedeyken Rabbimiz'in
büyüklüğü karşısında duydukları haşyet dolu korkudan
dolayı ağlarlar. Bunun dışında Allah dilemedikçe hiçbir
olay onları ağlatamaz. Allah'ın onlar için hükmü dünyada
da, ahirette de pırıltılı bir sevinçtir. Müminlerin
hoşnutlukları ayetlerde şöyle bildirilir:
Böylece iman edip salih amellerde
bulunanlar; artık onlar 'bir cennet bahçesinde' 'sevinç
içinde ağırlanırlar'. (Rum Suresi, 15)
Gerçek şu ki, bugün cennet halkı,
'sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler.
(Yasin Suresi, 55)
"Ey kullarım, bugün sizin için
korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız. Ki onlar,
benim ayetlerime iman edenler ve Müslüman olanlardır.
Siz ve eşleriniz cennete girin; 'sevinç içinde
ağırlanacaksınız." (Zuhruf Suresi, 68-70)
Hiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve
nimet içindedirler; Rablerinin verdikleriyle 'sevinçli
ve mutludurlar'. Rableri, kendilerini 'çılgınca yanan
cehennemin' azabından korumuştur. (Tur Suresi,
17-18)
Kuşkusuz ahirette inkarcılarla müminler
birbirlerinden yüzlerindeki ifadeyle de ayrılacaklardır.
Allah müminlerle inkarcılar arasındaki ayrımı ayetlerde
şöyle bildirmiştir:
O gün, öyle yüzler vardır ki
apaydınlıktır; güler ve sevinç içindedir. Ve o gün, öyle
yüzler de vardır ki üzerini toz bürümüştür. Bir karartı
sarıp-kaplamıştır. İşte onlar da, kafir, facir
olanlardır. (Abese Suresi, 38-42) |
MUVEFFİ
Ahdini yerine getiren, tastamam
veren, ödeyen
Artık onların tapmakta oldukları şeyler
konusunda, sakın kuşkuda olma. Daha önceleri, ataları
nasıl tapıyor idiyseler, bunlar da ancak böyle
tapıyorlar. Şüphesiz Biz, onların paylarını
eksiltmeksizin onlara ödeyecek olanlarız. (Hud Suresi,
109)
İnsanın yaşamı boyunca her yaptığı her düşündüğü
Allah Katında yazılır. En ufak bir ayrıntı bile
unutulmaz. Ayete göre yapılan iş, "...gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında
olsa da, (bu,) ister bir kaya parçasından ya da göklerde
veya yer(in derinliklerinde) de bulunsa bile, Allah onu
getirir (açığa çıkarır). Şüphesiz Allah, latif olandır,
(herşeyden) haberdardır." (Lokman Suresi, 16)
Hesap günü gelince ise herkes kendi amel defterinden
neyi hazırladığını öğrenir ve buna uygun olarak da
karşılık görür. Allah Kuran'da şöyle bildirir:
O gün insanlar, amelleri kendilerine
gösterilsin diye, bölük bölük fırlayıp-çıkarlar. Artık
kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür. Artık
kim zerre ağırlığınca bir şer (kötülük) işlerse, onu
görür. (Zelzele Suresi, 6-8)
O gün kitaplardaki ameller, hesap günü için özel
olarak hazırlanmış duyarlı terazilerde tartılır.
Allah'ın adaleti karşısında kimse zerre kadar haksızlığa
uğratılmaz.
Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı
teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle
haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona
(teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak Biz
yeteriz. (Enbiya Suresi, 47)
Dünya hayatında yapılan her amel, en küçük ayrıntılar
bile eksik kalmaksızın bu tartıya konulur. Kişiye
verilecek karşılık bu hassas terazinin ağır bastığı
tarafa göre olur.
İşte, kimin tartıları ağır
basarsa,
Artık o, hoşnut olunan bir hayat
içindedir.
Kimin tartıları hafif kalırsa,
Artık
onun da anası (son durağı) "haviye"dir (uçurum).
Onun
ne olduğunu (mahiyetini) sana bildiren nedir?
O,
kızgın bir ateştir. (Kaaria Suresi, 6-11)
Böylelikle herkesin yaptıklarının karşılığını tam
olarak alması ile birlikte Allah'ın adaleti yerini
bulur. Diğer yönden Allah'ın insanlara dualarına ve
amellerine göre karşılık vermesi dünyada da tecelli
eder. Ne var ki bu, müminler için büyük bir lütufken,
inkarcılar için ise korku verici bir tuzaktır. Allah
ayetlerinde bu aldanışı şöyle bildirir:
Kim dünya hayatını ve onun çekiciliğini
isterse, onlara yapıp ettiklerini onda tastamam öderiz
ve onlar bunda hiçbir eksikliğe uğratılmazlar. İşte
bunların, ahirette kendileri için ateşten başkası
yoktur. Onların onda (dünyada) bütün işledikleri boşa
çıkmıştır ve yapmakta oldukları şeyler de geçersiz
olmuştur. (Hud Suresi, 15-16) |
MUHSİ
Sonsuz da olsa, herşeyin sayısını
bilen
Andolsun, onların tümünü kuşatmış ve
onları sayı olarak saymış bulunmaktadır. (Meryem Suresi,
94)
"O yarattığını bilmez mi?" (Mülk Suresi, 14) ayetinde
bildirildiği gibi, Allah kainatta yarattığı herşeyi en
ince ayrıntısına kadar bilir, tüm canlılara hakimdir.
Çünkü onların her birini renklerine, biçimlerine,
görünüşlerine, özelliklerine kadar Allah yaratmıştır.
Yarattığı canlı varlıklarla cansızların sayısını da
kesin olarak belirlemiştir. Kuşkusuz bu, insanoğlunun
asla sahip olamayacağı, güç yetiremeyeceği bir ilimdir
ve yalnızca alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
Allah uzayın boşluğunda kaç tane gezegen ve kaç tane
gök taşı olduğunu, yıldızların sayısını, atomun
çekirdeğinin çevresinde dönen elektronların sayısını
bilir. Dünyada bulunan ağaçların tümünde kaç yaprak
olduğunu ve her yaprakta ne kadar atom bulunduğunu da
bilir. Allah yerin içinde ve yüzeyinde kaç tane kum
taneciğinin bulunduğunu, yağan yağmur damlalarının,
dünyadaki tüm denizlerin dibinde yaşayan balıkların
sayısını bilir. Yeryüzünde kaç milyar bitki ve hayvan
çeşidinin olduğunun bilgisi de tam olarak yine
Kendisi'nde gizlidir. Yeryüzünde Hz. Adem'den beri
yaşayan, şu anda yaşamakta olan ve kıyamete kadar da
yaşayacak olan insan sayısını da yalnızca Allah
bilir...
Allah, insanların hayatları boyunca her yaptıklarını
ve tüm düşündüklerini eksiksizce bilir ve din gününde
bunları kendilerine haber verir. Yapılan her amel en
küçük ayrıntılar bile eksik kalmaksızın din gününde
ortaya getirilir. Allah bu gerçeği bir ayette şöyle
haber verir:
Allah, hepsini dirilteceği gün, onlara
neler yaptıklarını haber verecektir. Allah, onları
(yaptıklarıyla bir bir) saymıştır; onlar ise onu
unutmuşlardır. Allah, herşeye şahid olandır. (Mücadele
Suresi, 6) |
MUHSİN
İhsanı olan, veren
... De ki: "Şüphesiz 'lütuf ve ihsan
(fazl)' Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah
(rahmeti) geniş olandır, bilendir." O, kime dilerse
rahmetini tahsis eder, Allah büyük 'lütuf ve ihsan
(fazl)' sahibidir. (Al-i İmran Suresi, 73-74)
Hem bir mükafat ve şevk kaynağı, hem de karşılıksız
bir lütuf ve ihsanın göstergesi olarak salih kullarına
dünyada nimet ve güzellik vermesi Allah'ın değişmez bir
kanunudur.
Zenginlik, ihtişam ve güzellik cennetin en temel
özelliklerinden olduğu için, Allah sevdiği kullarına
cenneti hatırlatacak, onların cennete kavuşma arzu ve
heyecanlarını artıracak nimetlerin ve ortamların
benzerlerini bu dünyada da yaratır. Bu yüzden nasıl
inkarcıların ebedi azapları daha bu dünyadan başlıyorsa,
salih müminler için vaat edilen ebedi güzellikler de
kendilerine dünyadaki hayatlarında gösterilmeye
başlanır.
Allah Kendisi'nden bağışlanma dileyen, tevbe eden
salih müminleri cennetinin yanı sıra dünyada da güzel
bir surette faydalandıracağını ve onlara ihsanda
bulunacağını bir ayetlerinde bildirmiştir. Bir ayette
şöyle buyrulmaktadır:
Ve Rabbiniz'den bağışlanma dileyin;
sonra O'na tevbe edin. O da sizi, adı konulmuş bir vakte
kadar güzel bir meta (fayda) ile metalandırsın ve her
ihsan sahibine kendi ihsanını versin. Eğer yüz
çevirirseniz gerçekten ben, sizin için büyük bir günün
azabından korkarım. (Hud Suresi, 3)
Mümin, Kendisi'ni yaratan Yüce Allah'ın büyüklüğünün
bilincinde olmasından, O'nun emir ve yasaklarına
uymasından, O'nun insanlar için seçip beğendiği dini
yaşamasından ve en önemlisi ölümünden sonrası için çok
büyük umut ve beklentiler taşımasından dolayı daima
Allah'ın yardımı ve ihsanı ile karşılık görür. Allah tüm
yaptıklarına en güzeliyle karşılık verir. Çünkü Allah
Kendisi için yapılan hiçbir ihsanı karşılıksız bırakmaz.
Ayetlerde şöyle buyrulur:
İhsanın karşılığı ihsandan
başkası mıdır? (Rahman Suresi, 60)
Allah hakkında yalan uydurup iftira
edenlerin kıyamet günü zanları nedir? Şüphesiz Allah,
insanlara karşı büyük ihsan (Fazl) sahibidir, ancak
onların çoğu şükretmezler. (Yunus Suresi, 60)
Küçük, büyük infak ettileri her nafaka
ve (Allah yolunda) aştıkları her vadi, mutlaka Allah'ın
yaptıklarının daha güzeliyle onlara karşılığını vermesi
için, (bunlar) onlar adına yazılmıştır. (Tevbe Suresi,
121)
Mallarını Allah yolunda infak edenlerin
örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane
bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah,
dilediğine kat kat artırır. Allah (ihsanı) bol olandır,
bilendir. (Bakara Suresi, 261)
Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve
size çirkin -hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size
Kendisi'nden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vadediyor.
Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (Bakara
Suresi, 268) |
MUHYİ
Can bağışlayan, sağlık veren,
dirilten, yaşatan
O, diriltir ve öldürür. Ve O'na
döndürüleceksiniz. (Yunus Suresi, 56)
Bir varlığa can vermek, onu yoktan yaratmak ve onun
yaşamını sürdürebileceği şekilde dünya şartlarını
düzenlemek yalnızca sonsuz güç sahibi olan Allah'a
mahsus bir özelliktir.
Allah gözle görülemeyecek kadar küçük bir yumurta ile
spermi birleştirir. Sperm yumurtanın içine girer girmez
yumurtanın çevresi bir zarla örtülür. Ve hayat başlar.
Allah bu küçücük hücreyi önce ikiye, sonra dörde böler,
bu bölünme hızla devam eder. Böylelikle annenin karnında
mucizevi bir yaşam başlar. Aynı hücreler bir süre sonra
farklılaşarak hem beyni, hem sinir sistemini, hem de
sert kemikleri ve kıkırdakları oluşturur. Böylelikle
Allah dokuz ay içinde yoktan, gören, duyan, konuşan ve
akleden bir insan yaratır. Ona can bağışlar. Bir
canlının oluşum aşamalarında meydana gelen bu mucizevi
olayları, bir yumurtayla spermin başaramayacağı açıktır.
Onları birleştiren ve anne karnındaki bebeği dokuz ay
boyunca koruyarak büyüten yalnızca Allah'tır. İşte bu
ilk yaratılış ve ilk diriltmedir.
İnsanı dünyaya geldikten sonra onun yaşamasına izin
veren de Allah'tır. Sonra tüm insanlara kaderlerinde bir
ölüm günü tayin etmiştir. Bu ölüm gününe kadar da onları
belli bir süre dünya hayatında tutarak imtihan eder.
Tayin edilen süre geldiğinde de insanların canını alır
ve dünyada işledikleri amellerin karşılıklarını vermek
üzere, daha önce yoktan var ettiği gibi ölümlerinden
sonra tekrar diriltir. Kuşkusuz bu, sonsuz güce sahip
Allah için çok kolay bir iştir.
Ancak insanların bir kısmı bu dirilişten yana gaflet
içindedirler ve derler ki:
Kendi yaratılışını unutarak Bize bir
örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri
kim diriltecekmiş?" (Yasin Suresi, 78)
Elbette insanların gaflet içinde oldukları, inkar
ettikleri bu gerçeği Allah vaat eder ve onların
getirdiği misale karşılık en hikmetli cevabı Kuran'da
şöyle verir:
De ki: "Onları, ilk defa
yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir."
(Yasin Suresi, 79)
O, yaşatan ve öldürendir; gece ile
gündüzün aykırılığı (veya ardarda gelişi) da O'nun
(kanunu)dur. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?
(Müminun Suresi, 80)
Şimdi Allah'ın rahmetinin eserlerine
bak; ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltmektedir?
Şüphesiz O, ölüleri de gerçekten diriltecektir. O,
herşeye güç yetirendir. (Rum Suresi, 50)
O'nun ayetlerinden biri de, senin
gerçekten yeryüzünü huşu içinde (solmuş, boynu bükülmüş
ve kupkuru) görmendir. Ama Biz onun üzerine suyu
indirdiğimiz zaman, deprenir ve kabarır. Şüphesiz onu
dirilten, ölüleri de elbette dirilticidir. Çünkü O,
herşeye güç yetirendir. (Fussilet Suresi, 39) |
MUKALLİB
Çeviren (kalpleri)
Biz onların kalplerini ve gözlerini,
ilkin inanmadıkları gibi tersine çeviririz ve onları
tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda terk
ederiz. (Enam Suresi, 110)
İnsan Allah'ın kendisi için seçip beğendiği dini
öğrenmeden ve onu yaşamadan, Allah'ı gereği gibi
tanıyamaz, yaratılış amacını kavrayamaz. Hayatın,
ölümün, ahiretin, cennetin, cehennemin, şeytanın ve
meleklerin neden yaratıldığını da tam anlamıyla
kavraması mümkün olamaz. İçinde milyarlarca canlıyı
barındıran kainatın yaratılışındaki hikmetleri düşünmez
bile. Bu insan hayatı boyunca gaflet içinde yaşayıp yine
gaflet içinde ölür. Ancak Allah insanın kalbine iman
verdiği takdirde kişi bütün bu soruların cevabını bulur.
Böylelikle Allah daha önce Kendisi'ne inanmayan bir
insanın kalbini çevirerek samimi olan bir hale
döndürebilir. Önceden din hakkında olumsuz düşünen bir
insan artık olumlu düşünmeye, O'nun emirlerinden yüz
çeviren bir insan bunları titizlikle uygulamaya başlar.
Allah'ı hiç zikretmezken sürekli O'nu anmaya, hiç
şükretmezken sürekli şükretmeye başlar. Daha önce
Allah'ın varlığının delillerini, O'nun bağışladığı
nimetleri, şefkatini ve merhametini hiç fark edemezken
artık bunları açık bir şuurla fark eder. Kısaca iman
eden kişi adeta uykudan uyanmış gibidir. Çünkü Allah
onun kalbine imanı sindirmiş ve küfürden
çevirmiştir.
Görüldüğü gibi imanı insana ancak Allah verir;
dilediği anda da geri alır. İnsanın iman sahibi olması
ise, kalbinin Allah'ın ayetlerine karşı yumuşamasına
bağlıdır. Ancak Allah'a teslim olmuş bir kalp hidayet
bulur.
İnkarcılar iman etmedikleri için etraflarındaki büyük
gerçekleri göremezler. Tüm kainat Allah'ın varlığının
apaçık delilleriyle doludur; ama inkar eden kimse bunu
fark edemez. Allah bu durumla ilgili olarak pek çok
ayette, inkarcıların kalpleri üzerinde kavramalarını
engelleyen bir perde olduğunu bildirir. Bir ayette şöyle
buyrulur:
Kendisine Rabbinin ayetleri öğütle
hatırlatıldığı zaman, sırt çeviren ve ellerinin önden
gönderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir?
Biz gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp
anlamalarını engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına
bir ağırlık koyduk. Sen onları hidayete çağırsan bile,
onlar sonsuza kadar asla hidayet bulamazlar. (Kehf
Suresi, 57)
İnkarcılar da kimi zaman kendilerine tebliğ edilen
dini anlamadıklarını itiraf ederler. Kendilerini
hidayete davet eden Hz. Şuayb'a karşı, Kuran'da haber
verilen ve "Ey Şuayb" dediler,
"Senin söylediklerinin çoğunu biz kavrayıp
anlamıyoruz..." diyen (Hud Suresi, 91) inkarcılar
bunlara bir örnektir.
Eğer bir insanın kalbi üzerinde perde varsa ve Allah
bu kişinin anlayışını kapatıyorsa, artık onu doğru yola
çevirmek, Allah'ın dilemesi dışında mümkün değildir.
Allah bu konuya Kuran'da şöyle dikkat çeker:
Onlardan seni dinleyecekler vardır. Ama
hiç duymayan -sağırlara -üstelik hiç akılları ermiyorsa-
sen mi duyuracaksın? Ve sana bakacak olanlar vardır. Ama
kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa- sen mi doğru
yola ulaştıracaksın? (Yunus Suresi, 42-43)
Allah ancak kalpten iman etmeyi ve Kendisi'ne yakın
olmayı isteyenin kalbini yumuşatır, böyle bir kişiyi
samimi Müslümanların arasına katar. Samimiyetsiz
olanların da kalbini çevirerek onları küfre geri
döndürür. O dilediğinin kalbini dilediği anda çevirmeye
kadirdir. O'nun çevirdiği kalbi tekrar geri
döndürebilecek olan da yoktur. |
MUKMİL
Kemale erdiren
... Bugün inkara sapanlar, sizin
dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün
size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi
tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim.
Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı
karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin- (bu
haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir) Çünkü
Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Maide Suresi, 3)
İnsanı yaratan Allah'tır ve "O,
yarattığını bilmez mi? O, latif'tir; Habir'dir"
(Mülk Suresi, 14) ayetiyle de vurgulandığı gibi,
yarattığı kulunu en iyi tanıyan, onun istek ve
ihtiyaçlarını en iyi bilendir.
Allah, kulları için belirlediği dini, fıtratlarına en
uygun biçimde düzenlemiştir. Amaç, insanların sıkıntı
çekmeden, fıtratlarına en uygun olan sistem içinde
Allah'ı tanımaları, O'na kulluk etmeleri ve böylece
gerçek kurtuluş ve mutluluğa ulaşmalarıdır.
İslam
dini sonsuz akıl sahibi olan Rabbimiz'in seçip beğendiği
bir dindir. Kuşkusuz dinini ve bu dinin rehberliğiyle
kullarını kemale erdiren yalnızca Allah'tır. |
MUKTEDİR
Kuvvet ve kudret sahiplerinin
üzerinde olan
Onlara, dünya hayatının örneğini ver;
gökten indirdiğimiz suya benzer, onunla yeryüzünün
bitkileri birbirine karıştı, böylece rüzgarların
savurduğu çalı-çırpı oluverdi. Allah, herşeyin üzerinde
güç yetirendir. (Kehf Suresi, 45)
Allah tarihte kimi insanları kudret sahibi kılmış;
onlara hem benzerine az rastlanır bir mülk vermiş, hem
de makam sahibi yapmıştır. Yaşadıkları kavmin başına
geçirmiş, tüm insanların ve toprakların yönetimini
kendilerine vermiştir. Firavun da bu insanlardan
biridir. Ancak Firavun, Allah'a karşı büyüklenmiş,
gerçek kuvvetin ve gücün kendisinde olduğunu
zannetmiştir. Öyle ki bu, kendini ilah ilan etmesine
kadar varmıştır. Bu durum bir ayette şöyle haber
verilir:
Firavun dedi ki: "Ey önde
gelenler, sizin için Benden başka ilah olduğunu
bilmiyorum... (Kasas Suresi, 38)
Firavun, kendi kavmi içinde bağırdı;
dedi ki: "Ey kavmim, Mısır'ın mülkü ve şu altımda
akmakta olan nehirler benim değil mi?.. (Zuhruf Suresi,
51)
Bunun üzerine tüm gücün tek sahibi olan Allah,
Firavun ve ordusunu suda boğarak onlardan büyük bir
intikam almıştır:
O ve askerleri, yeryüzünde haksız yere
büyüklendiler ve gerçekten Bize döndürülmeyeceklerini
sandılar. Bunun üzerine, onu ve askerlerini tutup suya
attık. Böylelikle zulmedenlerin nasıl bir sona
uğradıklarına bir bak. (Kasas Suresi, 39-40)
Haman ve Karun da yaptıkları dolayısıyla Firavun'la
aynı sonu paylaşmışlardır. Bu azgın insanlar malları ve
orduları dolayısıyla yeryüzünde büyüklendikçe
büyüklenmişler, gerçek gücün ve kudretin kendilerinde
olduğunu zannetmişlerdir. Böylelikle de Allah gerçek
gücün kimde olduğunu tüm kavme göstermiştir.
Karun'u, Firavun'u ve Haman'ı da
(yıkıma uğrattık). Andolsun, Musa onlara apaçık
delillerle gelmişti, ancak yeryüzünde büyüklendiler.
Oysa onlar (azabtan kurtulup) geçecek değillerdi. İşte
Biz, onların her birini kendi günahıyla yakalayıverdik.
Böylece onlardan kiminin üstüne taş fırtınası gönderdik,
kimini şiddetli bir çığlık sarıverdi, kimini yerin
dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara
zulmedici değildi, ancak onlar kendi nefislerine
zulmediyorlardı. (Ankebut Suresi, 39-40)
Halbuki kainattaki tüm iktidar ve kudretin yegane
sahibi Allah'tır. Yeryüzünde güç ve yetki sahibi
olanlara ellerinde olan malları, bulundukları makamları
ve orduları veren de Kendisi'dir. Her gün Güneş'i
doğuran, geceyi ve gündüzü ardı ardına getiren, uzayda
hızla yol alan gezegenleri yörüngelerinde tutan ve
kainattaki sayısız düzeni kusursuzca kontrol altında
tutan Allah'ın gücü ortadadır. İnsan ise elinden malı
alındığında, makamından indirildiğinde hemen tüm gücünü
yitirir. Vücudundan direnci çekilip alındığında ise
görülmemiş bir acizlik içinde kalır. Böylelikle Allah
kullarına gerçek gücün kimde olduğunu gösterir. Allah'ın
herşeyin üstünde güç sahibi olduğu Kuran'da şöyle
bildirilir:
Onlar Bizim ayetlerimizin tümünü
yalanladılar. Biz de onları üstün ve güçlü, kudretli
olanın yakalayışıyla yakalayıverdik. (Kamer Suresi,
42)
Ya da kendilerine va'dettiğimiz
şeyi onlara gösteririz ki, Biz gerçekten onların üstünde
güç yetirenleriz. (Zuhruf Suresi,
42) |
MUNTAKİM
İntikam alan, suçluları müstahak
oldukları cezaya çarpan.
Sonunda Bizi öfkelendirince, Biz de
onlardan intikam aldık, böylece onları toplu olarak suda
boğduk. (Zuhruf Suresi, 55)
Allah her toplumu, içinde bulunduğu şirk ve
dejenerasyondan kurtulabilmeleri için seçtiği elçileri
yoluyla uyarır. Söz konusu toplumların bu uyarıları
dinlememeleri ve hatta taşkınlıklarını daha da artırarak
sürdürmeleri durumunda ise Allah intikam alır. Allah'ın
intikamı ise elbette insanlarınkine benzemez:
Şüphesiz küfredenlere de (şöyle)
seslenilir: "Allah'ın gazablanması, elbette sizin kendi
nefislerinize gazablanmanızdan daha büyüktür. Çünkü siz,
imana çağrıldığınız zaman inkar ediyordunuz. (Mümin
Suresi, 10)
Allah uyarılan ve gerçeği öğrenen insanlardan çoğu
zaman hemen intikam almaz. Onlara iman etmeleri ve
günahlarından arınmaları için belli bir süre tanır. Oysa
insanların çoğu kendilerine tanınan bu süreyi
aleyhlerinde kullanarak daha da şımarıp isyankar
olurlar. Böylelikle de azap üzerlerine hak olur. Allah
ayette şöyle buyurur:
Sen buna müstahaksın, dahasına
müstahaksın. Yine müstahaksın, dahasına da müstahaksın.
İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı
sanıyor? (Kıyamet Suresi, 34-36)
Kuşkusuz insanın Rabbimiz'i inkar etmesi, isyan
etmesi, nankörlük yapması ve bu tutumunda kararlı
davranması işlenebilecek en büyük suçlardandır. İşte
burada Allah inkarcılardan intikam alarak daha önce hiç
karşılaşmadıkları azaplarla onları tanıştırır. Çünkü
bunu fazlasıyla hak etmişlerdir. Allah bir ayetinde
intikam alıcı olduğunu şöyle bildirir:
Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün,
elbette Biz intikam alacağız. (Duhan Suresi, 16) |
MUSAVVİR
Tasvir eden, herşeye şekil ve
suret veren
O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir
biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret'
verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde
olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz,
Hakimdir. (Haşr Suresi, 24)
Dünya üstünde yüz binlerce farklı türde canlı yaşar.
Bu türlerin hepsi birbirlerinden tamamen farklı
görünüşlere ve olağanüstü özelliklere sahiptir.
Mesela bir kelebeğin kanatlarındaki kusursuz
simetriyi ele alalım. Her bir kanadın üstü türlü
şekiller ve etkileyici renklerle bezenmiştir. Bu
şekiller ve renkler ne kadar karışık olurlarsa olsunlar,
kanatlardaki benzersiz simetri asla bozulmaz. Öyle ki
bütün kelebekler, bir ressamın fırçasından çıkmış gibi,
göz zevkine hitap eden bir güzellik oluştururlar. Bu
güzellikte tecelli eden aklın bir kaynağı olduğu
açıktır. Zira basitçe çizilmiş bir resmin dahi bir
ressamı vardır ve resmin kendi başına ortaya çıkması
mümkün değildir. O halde kimse, böylesine kusursuz
yaratılmış ve bir sanat eseri kadar estetik olan böyle
bir canlı için tesadüfen var olmuş diyemez. Bunların
tümünü yaratan, tasarlayan, meydana getiren, bütün
kainatın Rabbi olan Allah'tır.
İnsanı yaratan, bedeninin dışındaki ve içindeki tüm
sistemleri son derece mükemmel bir şekilde tasarlayan
Allah, bu kompleks yapıdaki her noktada üstün
yaratmasını ve izzetini göstermektedir. Örneğin insan
bedeninin çatısını oluşturan iskelet başlıbaşına bir
mühendislik harikasıdır. Vücudun yapısal destek
sistemidir ve beyin, kalp, akciğer gibi hayati
organların korunmasını sağlar, iç organlara destek olur.
İnsan vücuduna, hiçbir yapay makina tarafından taklit
edilemeyen üstün bir hareket kabiliyeti verir. Dahası
kemik dokusu çoğu kimsenin zannettiği gibi cansız
değildir. Vücudun ihtiyacına göre kalsiyum, fosfat vb.
mineralleri depo eder veya daha önceden depo ettiklerini
vücuda verir. Bütün bunların yanı sıra kırmızı kan
hücrelerinin üretimi de kemikler tarafından yapılır. Ve
bu bahsedilen çok fonksiyonlu sistem, insan bedenindeki
onlarca mükemmel sistemden yalnızca bir tanesidir.
İşte bunların hepsini eşsiz bir dizayn ile yaratmış
olan ve hala yaratmaya devam eden Allah kudretinin
tecellilerini bizlere sürekli göstermektedir. Bir ayette
müminlerin şöyle söyledikleri haber verilmektedir:
Dedi ki: "Bizim Rabbimiz, herşeye
yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir."
(Taha Suresi, 50) |
MÜBEŞŞİR
Müjdeleyen
İşte Allah, iman edip salih amellerde
bulunan kullarına böyle müjde vermektedir. De ki: "Ben
buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiçbir ücret
istemiyorum." Kim bir iyilik kazanırsa, Biz ondaki
iyiliği artırırız. Gerçekten Allah, bağışlayandır,
şükredene karşılığını verendir. (Şura Suresi, 23)
Kuran'da bildirilen mümin alametlerini gösteren,
Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmayan ve Allah'ın seçip
beğendiği din ahlakına sonuna dek sadık kalarak iman
eden salih kullar, dünyada ve ahirette alacakları
karşılıklarla müjdelenmişlerdir. Allah'ın ayetleriyle
bildirdiği bir müjdesi şöyledir:
Rableri onlara Katından bir rahmeti,
bir hoşnutluğu ve onlar için, kendisine sürekli bir
nimet bulunan cennetleri müjdeler. (Tevbe Suresi,
21)
Bir başka ayette ise müminlere bir müjde olarak şu
hüküm bildirilmektedir:
Müjde, dünya hayatında ve ahirette
onlarındır. Allah'ın sözleri için değişiklik yoktur.
İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (Yunus Suresi,
64)
Allah Kuran'da müminleri, melekler vasıtasıyla da
müjdelediğini açık ve net olarak bildirmiştir:
Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır"
deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu);
onların üzerine melekler iner (ve der ki:) "Korkmayın ve
hüzne kapılmayın, size vadolunan cennetle sevinin. Biz,
dünya hayatında da, ahirette de sizin velileriniziz.
Orda nefislerinizin arzuladığı herşey sizindir ve
istediğiniz herşey de sizindir. Çok bağışlayan, çok
esirgeyen (Allah)tan bir ağırlanma olarak." (Fussilet
Suresi, 30-32)
Sonsuz mutluluk ve sevinç kaynağı olan cennetin yanı
sıra Allah dünya hayatında da mümin kullarına pek çok
müjde verir. Kuran'da bu müjdeler sayılmış ve Allah'ın
dualara nasıl icabet ettiği örneklerle tarif edilmiştir.
Allah, peygamberlere azgınlıkla başkaldıran
kavimlerin yerle bir edileceği müjdesini ayetlerde haber
verildiği üzere önceden vermiştir. Ayrıca Allah
Kendisi'ne dua ederek evlat isteyen peygamberlerin
dualarını kabul etmiş, Hz. Zekeriya'yı Hz. Yahya ile,
Hz. Meryem'i Hz. İsa ile, Hz. İbrahim'i de Hz. İshak ve
Hz. Yakup'la müjdelemiştir. Ayetlerde şöyle
buyrulmaktadır:
(Allah buyurdu:) "Ey Zekeriya, şüphesiz
Biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz;
Biz bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız." (Meryem
Suresi, 7)
Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik.
(Saffat Suresi, 101) |
MÜBEYYİN
Açıklayan
İşte Allah, size ayetlerini böyle
açıklar; ki akıl erdiresiniz. (Bakara Suresi, 242)
İnsan, neden yaratıldığını, ne yapması gerektiğini ve
öldükten sonra ne ile karşılaşacağını, sadece Allah
kendisine açıkladığı için bilebilmektedir. Yoksa insan,
Allah'ın indirdiği kitaplar, gönderdiği elçiler ve onlar
kanalıyla açıklanan bilgiler olmasa, son derece çaresiz,
aciz ve korku dolu bir bekleyiş içinde yaşamak zorunda
kalırdı. Halbuki kullarına karşı çok şefkatli ve
merhametli olan Allah, tüm sorularının cevabını
insanlara gönderdiği kitabıyla açıklamış ve onları içine
düşecekleri çaresizlikten kurtarmıştır.
Yapılan tüm bu açıklamalar müminlere adeta hayat
verir. Nitekim Allah'ın gerek elçiler, gerekse indirdiği
kitaplar aracılığı ile gösterdiği yollar, yasakladığı ya
da tavsiye ettiği şeyler, yaptığı uyarı ve çağrılar,
dikkat çektiği tüm konular sadece insanların kurtuluşu
ve Allah'ın huzurunda sevinç dolu bir hesap vermeleri
içindir.
Kulları için dünyada ve ahirette zulüm istemeyen Yüce
Allah, onları sonsuz azaptan kurtaracak olan bütün çıkış
yollarını detaylı olarak tarif etmiş, insanın kulluğunu
yerine getirmek için bilmesi gereken her konuyu
açıklamıştır. Ayrıca kendilerinden öncekilerin
hatalarını tekrarlamamaları için insanlara geçmiş
kavimlerden de örnekler vermiş ve doğru yolu
bulabilmeleri için peygamberlerin hayatlarından bilgiler
iletmiştir. Öyle ki, insanlar, bilmeye asla güç
yetiremeyecekleri ve sonsuza kadar da öğrenemeyecekleri
birtakım olayları ve konuşmaları da ancak Allah'ın
kitabındaki açıklamalardan öğrenebilmişlerdir. Örneğin
hiç kimse Hz. Musa'nın kutsal vadi olan Tuva'da Allah'la
olan konuşmasına şahit olmamıştır ve bugün hiçbir insan,
tarihi bir bilgiyle bu olayı öğrenme imkanına sahip
değildir. Ama Allah Kuran'da bizlere bu konuşma ilgili
bazı detayları açıklamıştır. Böylece asırlar önce,
Rabbimiz'in karşısında tek başına olduğu bir anda, Hz.
Musa'ya söylenen sözler, kıyamete kadar yaşayacak her
insana kelime kelime ulaşmaktadır. Bunu haber veren
ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Musa'ya o işi (ilahi vahyi verip)
gerçekleştirdiğimiz zaman, sen (Tur'un) batı yanında
değildin ve (buna) şahid olanlardan da değildin. Ancak
Biz birçok nesiller inşa ettik de onların üzerinde
(nice) ömür(ler) uzayıp geçti. Ve sen Medyen halkı
içinde yaşayıp da ayetlerimizi onlardan okuyarak
öğrenmiş değilsin. Ancak (bu bilgileri sana) gönderen
Biziz. (Musa'ya) Seslendiğimiz zaman da, sen Tur'un
yanında değildin... (Kasas Suresi, 44-46)
İnsanların Allah'ın kitabını okuyup öğrenmeleri
dışında hiçbir bilgi edinme imkanlarının olmadığı
konulardan biri de ahiret hayatıdır. Ölümden sonra bir
hayat olduğu, dünyada geçen sürenin ise sadece bu hayata
bir hazırlık safhası olduğu Kuran'da haber
verilmektedir. Aksi takdirde insanlar sadece dünyaya ait
bilgilerle yetinmek zorunda kalacak ve ölümden sonra ne
olacağıyla ilgili en ufak bir fikirleri dahi
olmayacaktı. Bunlar Allah'ın kullarına açıkladığı
konulara sadece birkaç örnektir. Rabbimiz, Kuran
aracılığıyla insanlara ihtiyaçları olan herşeyi
açıklamıştır. Ayette şöyle buyrulmaktadır:
... (Bu Kur'an) düzüp uydurulacak bir
söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı,
herşeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve iman edecek
bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir. (Yusuf
Suresi, 111)
Kuşkusuz Allah'ın bize açıkladıklarından başka bizim
hiçbir bilgimiz yoktur. |
MÜDEBBİR
İdare eden, yöneten, bütün
yaratılmışları düzenle ve dengeyle idare eden ve
birbirine yardımcı eden
Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde
gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri
evirip-çeviren Allah'tır.... (Yunus Suresi, 3)
Allah tüm kainatı kontrol altında tutar. O'nun haberi
olmaksızın tek bir atom bile hareket etmez. Allah, bir
toz zerresinden, boşlukta hızla yol alan gezegenlere ve
insan gözünün asla göremeyeceği mikro alemde yaşayan
milyarlarca canlıya kadar herşeyin üzerinde idareci olan
tek güçtür. Allah'ın izniyle ayakta duran gökyüzü,
içinde bulunan milyarlarca yıldız, birbiri ardınca
ilerleyen gezegenler ve Güneş, tam bir teslimiyetle
Allah'a boyun eğmişlerdir. Evrendeki kusursuz düzen, tüm
varlıkların düzenini, intizamını an an kontrol eden ve
herşeyin üzerinde olan bir gücün varlığını bize
kanıtlar. Bu, Allah'ın kusursuz yaratmasıdır.
Yeryüzüne bakıldığında da yine olağanüstü bir
intizamla karşılaşılır. Her canlıya Allah belli görevler
vermiştir. Bunlar kendilerine verilen görevleri bir gün,
bir dakika bile aksatmadan yerine getirirler. Örneğin
ağaçlar mutlaka havadaki karbondioksiti alıp yerine
oksijen vermek zorundadırlar. Toprak, mutlaka içinden
canlıların yiyeceği çeşit çeşit rızık çıkarır. Gökten
yağan yağmur, mutlaka belli bir hızda ve belli bir
miktarda yağar, şimşeğin arkasından mutlaka gök
gürültüsü gelir. Doğadaki denge her zaman korunur,
birileri ölürken mutlaka yenileri dünyaya gelir. Tüm
varlık alemini yaratan Allah, her bir varlığa kendi
görevini ilham ederek yaşamlarını sürdürmelerini sağlar.
Allah yarattığı tüm canlıların vücutlarını da büyük
bir dengeyle ve düzenle idare eder, tüm organları
birbirine yardımcı kılar. Söz gelimi insan vücudunun
fonksiyonlarının tamamına yakını, insanların bilgisi ve
kontrolü dışındadır. Hiç kimse kalbinin atmasını ya da
bağırsaklarının yediklerini özümsemesini sağlayamaz.
Kanındaki akyuvarların mikroplara karşı verdiği savaştan
haberi bile olmaz. Vücudunu oluşturan hücrelerdeki
sayısız kimyasal işlemlerin ne farkındadır, ne de
bunları denetleyebilir.
Aynı vücudundaki bu iç faktörler gibi, insanın
yaşamının bağımlı olduğu sayısız dış faktör de vardır.
Ve bu milyonlarca dış faktörden her birini Allah büyük
bir düzenle ve dengeyle uyum içinde yönetmektedir.
Eğer bazı insanların iddia ettiği gibi Allah dünyayı
yaratıp bırakmış olsaydı, kuşkusuz herşey daha o an
korkunç bir bozulmaya uğrardı. Gerçek şu ki iç içe
geçmiş bunca sistemi ancak Yaratıcımız olan Allah
korumakta ve kainat ancak Rabbimiz'in idaresiyle
varlığını sürdürebilmektedir. Çünkü Allah kainatın
gerçek sahibidir, yaratılışı O'na ait olduğu gibi
yönetimi de yalnızca O'na aittir. Bu konuya Kuran'da
şöyle dikkat çekilir:
Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval
bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor.
Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, Kendisi'nden
sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir,
bağışlayandır. (Fatır Suresi, 41) |
|
|
|