ALLAH’IN
İSİMLERİ
"O Allah ki O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur. O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir; Kuddus'tür; Selam'dır; Mümin'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir. O Allah ki, yaratandır, (en güzel biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir."
(Haşr Suresi, 22-24)
HASİB
Hesap Gören
Ki onlar (o peygamberler) Allah'ın
risaletini tebliğ edenler, O'ndan içleri
titreyerek-korkanlar ve Allah'ın dışında hiç kimseden
korkmayanlardır. Hesap görücü olarak Allah yeter. (Ahzab
Suresi, 39)
Allah insanı yaratır ve henüz o anne karnındayken ona
suret verir. Her insanı özenle ve bambaşka bir
yaratılışla dünyaya getirir. Daha hiçbir şeyin şuurunda
değilken onu korur, beslenmesini ve gelişmesini sağlar.
Anne karnında geçen dokuz aylık süre insan için karanlık
bir devredir. Hiç kimse bu dönemi ve dokuz ay içinde
Allah'ın kendisi için nasıl inanılmaz mucizeler
gerçekleştirdiğini bilmez. Fakat Allah, daha insan tek
bir hücreyken bile onun ilk haline şahittir. Çocukluk
dönemi de aynı şekildedir. İnsanın hafızasında
çocukluğuyla da ilgili yalnızca birkaç anı kalır. Ama
Allah, o bilmezken bile her an yanındadır, her yaptığına
şahittir.
Allah'ın şahit olduğu yalnızca insanın amel olarak
yaptıkları değil, aynı zamanda içinden geçirdikleridir
de. Çünkü Allah insanın hem içine hem dışına kısaca
ruhuna tam anlamıyla hakimdir. O, nefsini koruyarak
neyi, ne için yaptığını bilmezken Allah onun her
hareketini ne amaçla yaptığını bilir. İnsan gizlenmiş
tek bir hücre halindeyken de, ölmek üzere son nefesini
verirken de Allah onun yaptıklarına şahittir. Dünyada
yaşadığı süre boyunca otururken, konuşurken, yemek
yerken, uyurken, gece gündüz her saniye işlediklerini
tüm ayrıntılarıyla bilir, ağzından çıkan her konuşmayı,
her lafı işitir, aklından geçirdiği her düşünceyi tespit
eder. Hiçbir şey O'ndan gizli kalmaz.
Oysa insan hayatı boyunca yaptığı işleri, söylediği
sözleri unutur. Yıllar geçtikçe zihnindeki anılar
bulanıklaşır. Geçmişte yaşadıklarını saymaya kalksa
ancak çok az şey sayabilir. On yıl önce yaşadığı bir
olay kendisine hatırlatılıp o an ne düşündüğü sorulsa
hiçbir şey hatırlayamaz. Sanki bütün yaşadıkları
zihninden silinmiş gibidir, geriye çok az bir kalıntı
kalmıştır. Allah ise bütün insanların hayatları boyunca
yaptıklarını, her saniye kafalarından neler geçtiğini
bilir. Hesap günü herkesin önüne kötülüklerini,
iyiliklerini, salih amellerini ve günahlarını eksiksiz
getirir. Bu yüzden insanın yapması gereken, Allah'ın
kendisine şahit olduğunu asla unutmamasıdır. Allah'ın
Hasib sıfatı ayetlerde şöyle haber verilmektedir:
Bir selamla selamlandığınızda, siz
ondan daha güzeliyle selam verin ya da aynıyla karşılık
verin. Şüphesiz, Allah herşeyin hesabını tam olarak
yapandır. (Nisa Suresi, 86)
Yetimleri, nikaha erişecekleri çağa
kadar deneyin; şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma
gördünüz mü, hemen onlara mallarını verin. Büyüyecekler
diye israf ile çarçabuk yemeyin. Zengin olan iffetli
olmaya çalışsın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve
örfe uygun) bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine
verdiğiniz zaman, onlara karşı şahid bulundurun. Hesap
görücü olarak Allah yeter. (Nisa Suresi, 6) |
HAYY
Diri, herşeyi bilen ve herşeye
gücü yeten.
O, Hayy (diri) olandır. O'ndan başka
ilah yoktur; öyleyse dini yalnızca kendisine halis
kılanlar olarak O'na dua edin. Alemlerin Rabbine
hamdolsun. (Mümin Suresi, 65)
İnsan acizdir ve çok az şeye güç yetirebilir. Dünyaya
geldiği andan itibaren hayatının 5-10 senesi yarı şuurlu
olarak geçer. Bu dönem boyunca sürekli bir ilgiye ve
bakıma muhtaçtır. Bundan sonra yaşadığı hayatın ise
büyük bir bölümü kendi bedenine bakmakla, temizlenmekle
geçer. Eğer bu sayılanları yapmak istemese ve ertelese
kısa süre içinde bakılamayacak bir görünüme girer.
Ayrıca insanın bedenen ihtiyaç duyduğu büyük bir
eksikliği daha vardır: Uyku. İnsanın ömrünün neredeyse
üçte biri uykuyla geçer. Ancak ne kadar istemese de,
uykuya ayıracağı zamanlarda başka şeyler yapmayı tercih
etse de, buna bir iki günden fazla dayanması mümkün
değildir. Hatta 24 saat uyumayan bir insanın şuurunda
bir bulanıklık, idrakinde bir yavaşlık görülür. Her
zaman doğal olarak yapabildiği şeyleri yapamamaya,
karşılaştığı olayları sağlıklı muhakeme edememeye, hatta
konuşma güçlüğü çekmeye, bildiği şeyleri unutmaya
başlar.
Elbette insan ve insan gibi yaratılmış olan diğer
canlılar aciz varlıklardır. Canlı ve cansız tüm kainatın
Yaratıcısı olan Allah ise Hayy'dır. Daima diridir, her
an herşeye hakimdir, herşeyi bilir, herşeye güç yetirir,
O'nu uyku ve uyuklama tutmaz, her türlü acizlikten de
münezzehtir. O, yarattıklarına çeşitli acizlikler vermiş
ve bu eksiklikleri fark ederek yalnızca Kendisi'ne
kulluk etmelerini, herşeyi Kendisi'nden istemelerini
emretmiştir. İnsana düşen de, Allah dilemedikçe hiçbir
şeye güç yetiremeyeceğini, tek bir saniye bile hayatını
devam ettiremeyeceğini bilerek Rabbimiz'e yönelip
dönmesidir. Allah'ın Hayy sıfatının haber verildiği
ayetlerden bazıları şunlardır:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur.
Diridir, kaimdir. (Al-i İmran Suresi, 2)
Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan
(Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et.
Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter.
(Furkan Suresi, 58)
(Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın
önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup
gitmiştir. (Taha Suresi, 111) |
KABID
Sıkan, daraltan
Allah'a karşılığını çok artırma ile kat
kat artıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir?
Allah, daraltır ve genişletir ve siz O'na
döndürüleceksiniz. (Bakara Suresi, 245)
Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların
Yaratıcısı olan Allah, evrendeki herşeyin tek sahibidir.
O, tüm varlıkları yaratmış ve dünyayı da insanın
yaşayabileceği nimetlerle donatmıştır. Kullarının sahip
olduğu her türlü zenginlik Allah'a aittir; mülkün tek
sahibi O'dur. Allah dünyadayken dilediği insanları
zengin, dilediğini de fakir kılar. Ama mal-mülk sahibi
olanın da, hiçbir şeye sahip olmayanın da unutmaması
gereken birşey vardır: Sahip olunan herşeyi veren ve
bunların gerçek sahibi olan Allah'tır.
Allah, dilediği kişinin imkanlarını artırarak
şükredip etmeyeceğini, dilediğinin de imkanlarını
daraltarak nankörlük edip etmeyeceğini dener.
Dolayısıyla insanların sahip olduğu veya olamadığı
şeyler kendileri için bir kazanç değildir. Bunlar sadece
geçici dünya hayatını mı gerçek yurt olan ahireti mi
istediklerini denemek için Allah'ın yarattığı
imtihanlardır.
Eğer kişi bu gerçeğin farkına varmaz ve elindeki
herşeyi kendisinin zannedip cimrilik yapar, Allah'ın
dilediği şekilde harcamazsa o zaman Allah elindeki
imkanları daraltabilir. Tam aksi olarak elindeki
herşeyin kendisine Allah'ın rızasını kazanacak şekilde
kullanılması için verildiğini bilen kişilerin de
imkanlarını artırır, dünyada da ahirette de onlara en
güzeliyle karşılık verir. Ayetlerde bu gerçek şöyle
haber verilmektedir:
Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar
Allah'tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi
nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta
bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri
tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş)
bulanlardır. Eğer Allah'a güzel bir borç verecek
olursanız, onu sizin için kat kat artırır ve sizi
bağışlar... (Tegabün Suresi, 16-17) |
KABİL
Kabul eden, icabet eden,
bağışlayan
Kullarından tevbeyi kabul eden,
kötülükleri affeden ve işlediklerinizi bilen O'dur.
(Şura Suresi, 25)
İnsan son derece aciz bir varlıktır. Yaşaması için
gerekli şartların tümü sağlanmadığı sürece hayatını
sürdürmesi mümkün değildir. Ancak tüm bu acizliğine
rağmen kendini büyük görme, azgınlaşma ve Allah'a karşı
nankörlük etme eğilimi vardır. İnsanın bu özelliği ile
ilgili olarak Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere,
yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten
kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan
yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir. (Ahzap
Suresi, 72)
Gerçekten insan, Rabbine karşı
nankördür. (Adiyat Suresi, 6)
İnsanı yaratan Allah kuşkusuz onun içinde taşıdığı
kötülükleri de bilmektedir. İnsanın her an hata
yapabileceği, nankörlük, cahillik edebileceği O'nun
bilgisi dahilindedir. Ve kuşkusuz O, kullarına karşı son
derece şefkatli ve merhametlidir. Bu merhametinden
dolayı da insanlar için kurtuluş olacak bir yol
göstermiştir; tevbe etmek.
Zalim, cahil ve nankör olan insana nefsindeki bu
kötülüklerden korunabilmek ve yaptığı hataları telafi
edebilmek için büyük bir imkan verilmiştir. İnsan her
türlü kötülüğü işlemiş olabilir, her türlü hataya
düşebilir, Allah'a hiç umulmadık şekilde nankörlük etmiş
de olabilir. Ancak eğer samimi, Allah'a içten bağlı ve
O'nun azaplandırmasından içi titreyerek korkup sakınan
bir insansa tevbe eder ve bu şekilde kurtuluş bulur.
Zira Allah samimi yapılan tevbeleri kabul edeceğini,
Kendisi'nden korkan kullarının kötülüklerini
affedeceğini vaat etmiştir.
Kuşkusuz Allah'ın 'Kabil' sıfatı insanlar üzerindeki
şefkatinin ve merhametinin açık bir göstergesidir.
Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Dileseydi
insanların tüm bu yaptıklarının hiçbirini kabul etmezdi.
Fakat Allah sonsuz rahmetiyle, insanların bunlara
ihtiyaçlarının olduğunu bilmiş ve samimi bir kalple
yapılan tevbeleri kabul edeceğini haber vermiştir. Allah
bağışlayan olduğunu bir ayette şöyle bildirmektedir:
Onlar bilmiyorlar mı ki, gerçekten
Allah kullarından tevbeleri kabul edecek ve sadakaları
alacak olan O'dur. Şüphesiz, tevbeleri kabul eden,
esirgeyen O'dur. (Tevbe Suresi, 104) |
KADİ
Hükmünü yerine getiren, işini
bitiren
Gökleri ve yeri (bir örnek
edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar
verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir.
(Bakara Suresi, 117)
Allah sonsuz kuvvet ve kudret sahibidir. Ayetlerde de
bildirildiği gibi bir şeyin olmasını istediği zaman ona
yalnızca 'OL' der ve dilediği şey hemen gerçekleşir.
Şüphesiz bu, Allah'ın azametinin, kainat üzerindeki
hakimiyetinin apaçık bir tecellisidir.
İnsanlar yeryüzünde birtakım sebep-sonuç ilişkilerine
bağımlı olarak yaşarlar. Örneğin dünya yüzeyinde sabit
durabilmeleri için yer çekimine, gemilerini suda
yüzdürebilmeleri için suyun kaldırma kuvvetine ve daha
sayısız sebebe, kanuna bağımlıdırlar. Oysa Allah bütün
bunlardan münezzeh olandır. Çünkü tüm sebepleri ve
bunlardan doğan tüm sonuçları yaratan O'dur. Allah,
herşeyi belirli kanunlar, sebep-sonuç ilişkileri
çerçevesinde yaratmakta ve bu şekilde insanları
denemekte, kimin gerçekten kulluk edeceğini kimin de
başka ilahlar edinerek Kendisini inkar edeceğini
belirlemektedir. Hiç şüphesiz Allah için sebepsiz
yaratmak son derece kolaydır. Nitekim Kuran'da Allah'ın
insanlara gösterdiği mucizelerden bahsedilmiştir.
Örneğin Hz. İsa'nın babasız doğumu bunlara bir
örnektir:
"Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken,
nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. (Fakat) Allah neyi
dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse,
yalnızca ona "Ol" der, o da hemen oluverir. (Al-i İmran
Suresi, 47)
Ayette de görüldüğü gibi Allah 'OL' dedikten sonra
gerçekleşmeyecek hiçbir olay yoktur. Allah'ın sonsuz
kudret sahibi, tüm kainatın maliki, tüm insanların
hakimi olduğu ayetlerde şöyle haber verilmektedir.
Şüphesiz, Allah katında İsa'nın durumu,
Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona
"ol" demesiyle o da hemen oluverdi. (Al-i İmran Suresi,
59)
O, gökleri ve yeri hak olarak
yaratandır. O'nun "ol" dediği gün (herşey) oluverir,
O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur.
O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve
hikmet sahibi olandır, haberdar olandır. (Enam Suresi,
73)
Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri
yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir. (Yasin
Suresi, 82)
Dirilten ve öldüren O'dur. Bir işin
olmasına hükmetti mi, ona yalnızca: "Ol" der, o da hemen
oluverir. (Mümin Suresi, 68) |
KADİM
Önceden yapan, önceden
bildiren
(Allah buyurur:) "Benim huzurumda
çekişip-durmayın. Ben size daha önce 'kesin bir uyarı'
göndermiştim." (Kaf Suresi, 28)
Allah sonsuz adalet sahibidir. Kendisi'ne kulluk
etmeleri için yarattığı insanlara elçiler yollamış,
elçileri vasıtasıyla onları uyarıp korkutmuştur. Yine
elçilerine indirdiği hak kitaplarla onlara doğruyu
yanlıştan ayıracak bir anlayış vermiş, yapmaları gereken
ibadetleri açıklamış, hoşnut olacağı ahlakı tarif
etmiştir. Ve yine kitaplarında gaybtan haberler vermiş;
ölümün insanları apansız yakalayabileceğini, tüm
kainatın yok olacağını, kıyametin yaklaşarak gelmekte
olduğunu, hesap gününde tüm insanların 'hurma
çekirdeğindeki iplikçik kadar bile haksızlığa
uğratılmadan' hesap vereceklerini, dünyada Kendisi'ne
kulluk etmeyenlerin ahirette sonsuz cehennem azabıyla
karşılaşacaklarını bildirmiştir.
Kuşkusuz tüm bu bildirilenler Allah'ın insanları
önceden uyarmasıdır. Nitekim Allah "Hayır; çünkü o (Kur'an), bir öğüttür.
Artık dileyen, onu 'düşünüp-öğüt alsın." (Abese Suresi,
11-12) ayetleriyle, insanların Kuran ile öğüt
alıp doğru yolu bulabileceklerine dikkat çekmiştir.
Ayrıca Allah diğer ayetlerinde nankörlük edenlerin
uğrayacakları sonu ve geçmiş kavimlerde yaşamış
inkarcıların başlarına gelenleri detaylarıyla tarif
etmiş ve onların bu durumundan kullarının ibret alması
gerektiğini bildirmiştir. Ayetlerde şöyle
buyrulmaktadır:
Yalanlamakta olan nimet (refah ve
servet) sahiplerini sen bana bırak ve onlara az bir süre
tanı. Çünkü Bizim yanımızda bukağılar ve cayır cayır
yanan bir ateş vardır: Boğazı tıkayıp kalan bir yemek ve
acı bir azab vardır. (Öyle) Bir gün ki, yeryüzü ve
dağlar titremeye-tutulur ve dağlar göçüveren bir kum
yığını olur. Şüphesiz size, üzerinize şahid olacak bir
elçi gönderdik; Firavun'a bir elçi gönderdiğimiz gibi.
Fakat Firavun elçiye isyan etti, Biz de onu pek vahim
bir tarzda (azabla) yakalayıverdik. Eğer inkar edecek
olursanız, çocukların saçlarını ağartan bir günde
kendinizi nasıl koruyacaksınız? Bu nedenle gök bile
yarılıp-çatlamıştır; (artık) O'nun va'di
gerçekleştirilip-yerine getirilmiştir. Şüphesiz, bu bir
öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol bulabilir.
(Müzzemmil Suresi, 11-19)
Elbette Allah'ın uyarıp korkutmaları sonucunda
yukarıdaki ayette de bildirildiği gibi 'dileyen
Rabbimiz'e bir yol bulabilir'. Ama tüm bunlara rağmen
yüz çevirmekte olanlar için de acıklı bir azap hak
olmuştur. Çünkü Allah en adil şekilde karşılık
verendir
|
KADİR
İstediğini istediği gibi yapmaya
gücü yeten
O'nun ayetlerinden biri de, senin
gerçekten yeryüzünü huşu içinde (solmuş, boynu bükülmüş
ve kupkuru) görmendir. Ama Biz onun üzerine suyu
indirdiğimiz zaman, deprenir ve kabarır. Şüphesiz onu
dirilten, ölüleri de elbette dirilticidir. Çünkü O,
herşeye güç yetirendir. (Fussilet Suresi, 39)
Kuran'ın pek çok ayetinde bildirildiği gibi
gerçekleşen her olay Allah'ın bilgisi dahilindedir ve
O'nun "Ol" demesiyle meydana gelir. Yeryüzünde her
yaprağın düşüşü O'nun izniyledir, yine hiçbir dişi O'nun
izni olmadan gebe kalamaz ve hiçbir canlı O'nun bilgisi
dışında doğuramaz. Kainatta gerçekleşen her olay ancak
O'nun dilemesiyle vuku bulur. O, iman etmeyen bir kavmin
yerine hemen yenisini getirebilecek güçtedir. Dilediğine
görülmemiş bir mülk verir, dilediğinden bütün mülkünü
çekip alır. İman etmeyen bir kavme, azap hiç ummadıkları
bir anda ve hiç ummadıkları bir şekilde gelir. Allah
dilerse yeryüzünün tüm bereketini çekip alır, onu
kurutur ve üzerinde yaşama dair hiçbir iz bırakmaz.
Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir kuvvet
yoktur. O, istediğini istediği gibi yapmaya güç
yetirendir. Allah'ın sonsuz güç ve kudreti ayetlerde
şöyle bildirilir:
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki,
kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını
görsünler; üstelik onlar kuvvet bakımından kendilerinden
daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz
bırakacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O, bilendir, güç
yetirendir. (Fatır Suresi, 44)
Artık, doğuların ve batıların Rabbine
yemin ederim; Biz gerçekten güç yetireniz; Onların
yerine kendilerinden daha hayırlılarına
getirip-değiştirmeye. Üstelik Bizim önümüze geçilemez.
(Mearic Suresi, 40-41) |
KAFİ
Yeterli, varlığı mevcudatın bütün
ihtiyaçlarına yeten.
Allah, kuluna yeterli değil mi? Seni
O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi
saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur.
(Zümer Suresi, 36)
Allah'a kesin bilgiyle iman etmeyen insanlar için
yeryüzünde korku duyacakları pek çok olay ve varlık
mevcuttur. Kimi insanlardan gelebilecek zararlardan
korkar, kimi doğa olaylarından, kimi elindeki
mallarınyok olmasından, kimi sevdiği bir yakınını
kaybetmekten...
Oysa Allah kesin bilgiyle iman eden insanlara
Kuran'da şöyle buyurmaktadır:
"Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız
(Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında
bulunanların Rabbidir. O'ndan başka ilah yoktur;
diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş
atalarınızın da Rabbidir." (Duhan Suresi, 7-8)
Ayetlerde de bildirildiği gibi göklerde ve yerde tek
ilah Allah'tır. Müminler bilirler ki, O'ndan başka
hiçbir varlık kendilerine bir zarar vermeye veya bir
yarar sağlamaya güç yetiremez. Eğer bir zorlukla
karşılaşırlarsa Allah'a yönelip dönerler ve O'nun
kendilerine yardım edeceğini, dualarına icabet edeceğini
bilirler. Ve asla Allah'tan başkasından bir yardım, bir
fayda ummazlar. Çünkü yeryüzünde tek güç sahibi olan
O'dur ve hiçbir varlığın O'nun dilemesi dışında bir
zarar verme veya fayda getirme kabiliyeti yoktur.
Dolayısıyla gerçekten iman eden bir insan için Allah,
yardım dilenecek, korkulacak tek makamdır. Nitekim
yukarıdaki ayetlerde haber verilen, 'Allah kuluna
yeterli değil mi?' şeklindeki sorudan sonraki ayetler
şöyle devam eder:
Allah, kimi hidayete erdirirse, onun
için bir saptırıcı yoktur. Allah, intikam sahibi, güçlü
ve üstün olan değil midir?.. De ki: "Gördünüz mü-haber
verin; Allah'tan başka taptıklarınız, eğer Allah bana
bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler
mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun
rahmetini tutup-önleyebilecekler mi" De ki: "Allah, bana
yeter... (Zümer Suresi, 37-38) |
KAHHAR
Kahreden, herşeye, her istediğini
yapacak surette galip ve hakim olan
Yerin başka bir yere, göklerin de
(başka göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan,
kahhar olan Allah'ın huzuruna çıka(rıla)caklardır.
(İbrahim Suresi, 48)
Allah insanlardan nasıl sıkıntıyı giderme gücüne ve
onların kalplerine ferahlık vermeye kadirse, onları
büyük bir azapla kahretmeye de kadirdir. Kuran'da
Allah'ın Kendi Katından gönderdiği azaplarla helak olmuş
kavimlerden örnekler verilir. Bu insanlar hak dinden yüz
çevirdikleri ve Allah'a baş kaldırdıkları için sabah
vakti, hiç şuurunda değillerken, üzerlerinde dolaşan
büyük bir felaketle yok edilmişlerdir. Allah inkar eden
toplulukların üzerine evlerini yerinden söken kasırgalar
göndermiş, üzerlerine balçıktan taşlar yağdırmıştır.
Uyardığı insanların üzerine onların içinde oturdukları
şehirleri yerle bir eden sağanaklar isabet ettirmiştir.
Toprağın altını üstüne getiren depremleri üstlerine
göndermiş, tek bir çığlıkla hepsini yerin dibine
geçirmiştir. Açıkça görüldüğü gibi Allah'ın bir insanı
kahretmesi hiçbir şeyle kıyaslanamaz.
Fakat bütün bu sayılanlar Allah'ın dünya hayatında
insanlara tattırdığı acılardır. Ve onları yaptıklarından
dolayı dünyada yaşarken kahretmesidir. Ama asıl olan,
insanın cehennemde görülmemiş bir azapla
kahredilmesidir. Allah'ın sonsuz rahmetine karşılık
O'nun kadrini takdir edemeyen ve nankörlük eden insanlar
ahirette cehennem azabıyla karşılaşacaklardır. Dünyada
işledikleri suçların tam karşılığı ahirette kendilerine
verilecektir.
Allah onları cehennemin en dar yerine attığında,
inkarcılara daha önce hiç karşılaşmadıkları bir acı
tattırır; cehennem ateşiyle yanan derilerini yenileriyle
değiştirir ve onların üzerine ateşten duvarlar örer.
Öyle ki insanın dünyada çektiği acılar cehennemde
karşılaştıklarının yanında çok hafif kalır. Nitekim
Kuran'da cehenneme giren insanların Allah'ın kendilerini
öldürmesi ve azaptan kurtarması için yalvardıkları haber
verilir.
Allah dünya hayatında Kendisi'nden yüz çevirenleri
cehennemde sonsuz gücüyle kahredecektir. Allah'ın kesin
olarak gerçekleşecek olan bu vaadi ayetlerde şöyle haber
verilir:
O, kulları üzerinde kahredici olandır.
O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.
(Enam Suresi, 18)
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi
kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki: "Öyleyse, O'nu
bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya
güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar)
edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören
(basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla
nur eşit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması
gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma,
kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah,
herşeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır."
(Rad Suresi, 16)
O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan
hiçbir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar:)
"Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhar olan
Allah'ındır." (Mümin Suresi, 16) |
KAİM
İdare edip ayakta tutan
Allah... O'ndan başka ilah yoktur.
Diridir, kaimdir. (Al-i İmran Suresi, 2)
Bazı insanlar kainattaki kusursuz sistemin bir kez
var edildiğini ve bundan sonra da işleyişine kendi
kendine devam ettiğini düşünürler. Bu çarpık inanç
sürekli dile getirilmese de insanların bilinçaltlarında
hakim olan genel kanı budur. Kendilerini Allah'a karşı
sorumlu hissetmek istemeyen, Allah'ın kendilerinden
istediklerini yerine getirmeyi kabullenmeyen insanlar
arasında bu düşünce, bir nevi kaçış yoludur. Böyle
düşündüklerinde Rabbimiz'e karşı olan sorumluluklarının
azalacağı gibi yanlış bir fikre kapılırlar.
Ancak varlığın temelinde o kadar ince ve hassas
detaylarla bezenmiş kanunlar, sebepler vardır ki, her an
üstün bir gücün kontrolü olmadan bunların işleyişini
sürdürmesi mümkün değildir. Gören, duyan ve görüp
duyduklarından basiretle sonuç çıkarabilen insanlar bu
büyük gerçeği hemen fark ederler. Nitekim Fatır
Suresi'nin 41. ayetinde Allah gökleri ve yeri
Kendisi'nin tuttuğunu şöyle bildirir:
Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval
bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor.
Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, kendisinden
sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir,
bağışlayandır. (Fatır Suresi, 41)
Yukarıdaki ayette de görüldüğü gibi kainatı Allah
yaratmıştır ve her an denetimi altında tutmaktadır.
Yaşamın sürmesi, evrendeki hassas dengelerin, olağanüstü
inceliklerle dizayn edilmiş sistemlerin devam etmesi
Allah'ın kontrolüyle mümkündür. O'nun dilemesi dışında
hiçbir şey varlığını sürdüremez. Allah'ın yoktan var
ettiği evren yine O'nun 'Kaim' sıfatı ile ayakta
durmaktadır. Bu gerçeği haber veren ayetler
şöyledir:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur.
Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde
ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun
katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve
arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının
dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi
kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve
yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç
gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi,
255)
(Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın
önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup
gitmiştir. (Taha Suresi, 111) |
KARİB
Yakın olan
Kullarım Beni sana soracak olursa,
muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği
zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar
da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler.
Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara
Suresi, 186)
Allah'ı gereği gibi tanımayanlar ve Kuran
ayetlerinden uzak yaşayanlar, Allah'ın varlığı hakkında
çok puslu, gerçekten yetersiz bilgi ve düşüncelere
sahiptirler. Bu kimselere sorulduğu zaman "yeri ve
gökleri yaratan Allah'tır" derler. Fakat insanı en ince
ayrıntısına kadar planlayıp, en güzel surette yaratan
Allah'ın göklerde olduğunu ve kendilerinden çok uzakta
bulunduğunu zannederler. Halbuki Allah Katından
gönderdiği ayetlerle Kendisi'ni kullarına tanıtır.
İnsana ne kadar yakın olduğunu Kaf Suresi'nin 16.
ayetinde şöyle bildirir:
Andolsun, insanı Biz yarattık ve
nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz.
Biz ona şahdamarından daha yakınız. (Kaf Suresi, 16)
Öyle ki "iki kişi konuşurken üçüncüsü Allah'tır, üç
kişi konuşurken dördüncüsü Allah'tır." Bir insan
fısıldasa da Allah onu duyar, yerinden kıpırdasa bile
onu görür. Allah kişinin içinden geçen her düşünceyi
bilir. O uyurken de, yürürken de, konuşurken de Allah
yanındadır. O bütün bunları yaparken Allah'ı yanında
göremez, fakat Allah onu görür.
... Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin,
sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz benim Rabbim, yakın
olandır, (duaları) kabul edendir." (Hud Suresi, 61)
De ki: "Eğer ben sapacak olsam, artık
kendi nefsim aleyhine sapmış olurum; eğer hidayeti
bulacak olsam, bu da Rabbimin bana vahyetmekte olduğu
(Kur'an) sayesindedir. Şüphesiz O, işitendir, yakın
olandır." (Sebe Suresi, 50) |
KASİM
Kısımlandıran, rızıkları,
nimetleri adalet,hikmet ve rahmet içinde taksim edip
herkese nasibini veren
Senin Rabbinin rahmetini onlar mı
paylaştırıyorlar? Dünya hayatında maişetlerini
aralarında Biz paylaştırdık ve onlardan bir bölümü
(diğer) bir bölümünü 'teshir etmesi için, bir bölümünü
bir bölümü üzerinde derecelerle yükselttik. Rabbinin
rahmeti; toplayıp-yığdıklarından daha hayırlıdır.
(Zuhruf Suresi, 32)
Amazon'da yüzlerce sene dimdik duran ağaçlar, kuzey
kutbunda her tarafı buzlarla çevrili bir adada yaşayan
penguen sürüsü, çölde 30 senedir hiç kıpırdamadan duran
bir kaktüs, yağmur ormanlarında taşıdıkları yapraklardan
ürettikleri mantarla beslenen karıncalar ve bunlar gibi
milyonlarca yıldır yaşamlarını sürdüren canlılar
ordusu...
Yukarıda sayılan ve sayılamayan canlıların hepsi
yaşamak için beslenmeye muhtaçtır. Kimi kesinlikle suya
ihtiyaç duyarken, kimi senelerce hiç su istemez, birisi
sıcağı severken diğeri sıcakta yaşayamaz. Üstelik
hepsinin birarada yaşaması için bunlar gibi birçok
şartın aynı anda oluşması gerekir. Tüm bu canlıları
yaratan Allah, her birinin ihtiyaçlarını ayrı ayrı
düzenlemiştir.
100 senedir ormanın içinde duran ağacı ve burada ismi
anılan veya anılmayan tüm canlıları beslemekte ve
korumaktadır. Üstelik hepsini aynı topraktan
rızıklandırır. Toprağın içindeki tüm mineralleri, gökten
indirdiği yağmuru canlılar arasında eşit paylaştırır.
Allah yarattığı herşeyin ihtiyacını karşılaması ve
rahmetini yarattığı canlılar arasında paylaştırmasıyla
sonsuz şefkatini, merhametini gösterir. Elbette bu
canlılar arasında insan da vardır. Allah insanın
yaşayabilmesi için çeşit çeşit nimet var etmiş, ihtiyacı
olan herşeyi kendisine vermiştir. Nitekim bu önemli
gerçeğe Kuran'da şöyle dikkat çekilmektedir:
Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer
Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu
sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan
pek zalimdir, pek nankördür. (İbrahim Suresi, 34) |
KAVİ
Pek güçlü olan
Firavun ailesinin ve onlardan
öncekilerin gidiş tarzı gibi Allah'ın ayetlerini inkar
ettiler de, Allah da onları günahlarından dolayı
yakalayıverdi. Şüphesiz, Allah, en büyük kuvvet
sahibidir, sonuçlandırması pek şiddetlidir. (Enfal
Suresi, 52)
Tarih boyunca Allah çeşitli kavimlere elçiler
göndermiş, onlar vasıtasıyla insanlara uymaları gereken
doğru yolu bildirmiştir. Gönderilen elçiler de tek
ilahın Allah olduğunu, yalnızca Allah'tan korkup
sakınmak ve O'nun emirlerini yerine getirmek gerektiğini
kavimlerine tebliğ etmişlerdir. Ancak "Çünkü gerçekten onlar, Resulleri
kendilerine apaçık belgeler getirirdi; fakat onlar inkar
ederlerdi. Bu yüzden Allah, onları (azabla)
yakalayıverdi. Şüphesiz O, kuvvetli olandır,
cezalandırması şiddetlidir." (Mümin Suresi, 22) ayetinde bildirildiği üzere, kavimlerin çoğu
inkara sapmış, elçileri yalanlamış ve Allah'ın azabını
hak etmişlerdir.
Her dönemde Allah'ın gönderdiği elçileri inkar eden,
onlara mümkün olduğu kadar zorluk çıkaran, sıkıntı
vermeye çalışan inkarcılar, Allah'ın azabını görünceye
kadar bu tutumlarından vazgeçmemişlerdir. Onlar,
yeryüzünde iktidar, güç ve servet sahibi olduklarını
düşündükleri için kendilerini haklı görmüş,
büyüklenmekten vazgeçmemişlerdir. Oysa unuttukları çok
önemli bir gerçek vardır: Allah, en büyük güç sahibi
olandır.
Bu önemli gerçeği kavrayamayan inkarcılar, asla
erişemeyecekleri bir büyüklük hevesi içerisinde
olmuşlardır. Allah'ın dilediğinde tek bir fırtınayla tüm
mallarını yok edebileceğini, şiddetli bir yağmurla
ekinlerini helak edebileceğini, bir mikropla tüm
yakınlarını öldürebileceğini ve daha bunun gibi
ellerindeki gücü, serveti yok edebilecek sayısız sebebi
göz ardı etmişlerdir. Sonuç olarak yeryüzünde de,
ölümden sonra ahirette de Allah'ın azabı ile yüz yüze
gelmişlerdir. Allah inkarcılara Kuran'da şöyle
seslenmektedir:
İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını
'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları),
Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a
olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba
uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle
Allah'ın olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten
şiddetli olduğunu bir bilselerdi. (Bakara Suresi,
165)
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir
edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir. (Hac
Suresi, 74)
Allah, inkar edenleri kin ve
öfkeleriyle geri çevirdi, onlar hiçbir hayra
varamadılar. Savaşta Allah (yardımcı ve zafer nasib
edici olarak) mü'minlere yetti. Allah çok güçlüdür,
üstün ve galib olandır. (Ahzab Suresi, 25) |
KEBİR
Pek büyük
O, gaybı da, müşahede edileni de
bilendir. Pek büyüktür, Yücedir. (Rad Suresi, 9)
Allah evrendeki tüm canlıları kontrolü altında
tutandır; toprağın içine atılan binlerce tohumun ne
zaman filizleneceğini, bir kuyrukluyıldızın dünyanın kaç
kilometre uzağından geçeceğini, hangi canlının ne zaman
doğacağını ve ne zaman öleceğini, atomun çekirdeğinin
etrafında durmaksızın dönen elektronların yörüngelerini
ve burada sayarak bitiremeyeceğimiz herşeyi bilir. Allah
sonsuz büyüklüğü ile yeryüzünde yaşayan tüm insanların
aklından geçen düşüncelere, hepsinin bilinçaltına,
yaptıkları işlerindeki niyetlerine de hakimdir.
Allah hepsinin kaderini en ince ayrıntısına kadar
belirler. Gaybın bilgisi yalnızca Kendisi'ne aittir.
Allah'ın sonsuz aklı, ilmi, bilgisi, affediliciliği,
merhameti ve azabı insanın kavrayışının çok üzerindedir.
Allah dilediği herşeye güç yetirir.
Hiç kimse O'nun kararlarına en ufak bir müdahalede
bulunmaya güç yetiremez. Allah, kainattaki herhangi bir
canlı için bir zarar dileyecek olsa onu kaldırabilecek
yoktur, bir rahmet dilediğinde de O'nun rahmetini
engelleyebilecek olan yoktur.
İnsanın yapması gereken ise, ancak ve ancak böylesine
büyük bir gücün karşısında saygı dolu bir korku ile
secde etmek, herşeyin hakimi olan Rabbimiz'e sığınıp
kendisine merhamet etmesini istemektir. Çünkü Allah
merhamet etmediği sürece insanın kurtuluş bulması mümkün
değildir. Allah'ın büyüklüğü ve O'ndan başka ilah
olmadığı ayetlerde şöyle haber verilmektedir:
İşte böyle; çünkü Allah, hakkın ta
kendisidir. O'nun dışında, onların taptıkları ise,
şüphesiz batılın ta kendisidir. Gerçekten Allah,
Yücedir, büyüktür. (Hac Suresi, 62)
İşte-böyle; şüphesiz Allah, O, Hak
olandır ve şüphesiz O'nun dışında taptıkları (tanrılar)
ise, batıldır. Şüphesiz Allah, Yücedir, büyüktür.
(Lokman Suresi, 30) |
KERİM
Keremi bol, cömert olan
... Kim şükrederse, artık o kendisi
için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim
Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı
olmayan)dır, Kerim olandır. (Neml Suresi, 40)
Evreni en ince ayrıntısına kadar Allah yaratmış ve
Kendi sıfatlarıyla şekillendirmiştir. Var olan herşey,
O'ndandır. Tüm güzellikler, incelikler O'nun aklının
tecellileridir. Diğer tüm varlıklar gibi insanlar da
O'nun dilemesi ile yeryüzüne gelirler. Anne karnında bir
çiğnem et parçası olan insan doğar, büyür, güzel bir
yüze sahip olur ve böylece Allah'ın sanatını yansıtır.
Nitekim ayetlerde insanın üstünlüğü şöyle
bildirilmiştir:
Ey insan, 'üstün kerem sahibi' olan
Rabbine karşı seni aldatıp-yanıltan nedir? Ki O, seni
yarattı, 'sana bir düzen içinde biçim verdi' ve seni bir
itidal üzere kıldı. Dilediği bir surette seni tertib
etti. (İnfitar Suresi, 6-8)
Ancak bazı insanlar düşünebilme yeteneğine sahip
oldukları halde, böyle mükemmel düzenlenmiş bir dünyaya
nasıl geldiklerini, çevrelerindeki sayısız nimetin kim
tarafından verildiğini düşünmezler. Kuran'da bu insanlar
için şöyle denilmektedir:
Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha
kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun
zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti. Şüphesiz
Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu
deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. Biz
ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da
nankör. (İnsan Suresi, 1-3)
Kendisine verilmiş olan yeteneğini kullanan ve görüp
akleden bir insan ise; kim tarafından yaratıldığını,
kendi başına elde etmeye asla güç yetiremeyeceği sayısız
nimeti kimin verdiğini, algılama, düşünebilme,
akledebilme kabiliyetlerine nasıl sahip olduğunu
düşünür. Bunları düşünen insanın karşısına çıkan gerçek
tektir: Onu var eden ve asla güç yetiremeyeceği üstün
nimetleri bağışlayan, son derece cömert bir Yaratıcı
vardır. Bu Yaratıcı göklerin ve yerin Rabbi olan
Allah'tır ve Kuran'da insanlara şöyle buyurmaktadır:
Yaratan Rabbin adıyla oku.
O, insanı bir alak'tan yarattı.
Oku, Rabbin en büyük kerem
sahibidir;
Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.
İnsana bilmediğini öğretti.
Hayır; gerçekten insan, azar.
Kendini müstağni gördüğünden.
Şüphesiz, dönüş yalnızca Rabbinedir.
(Alak Suresi, 1-8)
Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi kendisini
yaratan 'en büyük kerem sahibi' Allah'a karşı insana
düşen görev şükretmektir. Allah insana sayısız nimetler
vermiş ve karşılık olarak da yalnızca Kendisine kulluk
edilmesini, büyüklenilmemesini istemiştir. Bu Allah'ın
samimi kullarının üzerinde taşıdığı ahlaktır. Onlar da
dünyada gösterdikleri bu faziletli tavırlarının
karşılığını ahirette daha üstünüyle alacaklardır. |
KUDDÜS
Hatadan, gafletten ve her türlü
eksiklikten çok uzak, pek temiz.
Göklerde ve yerde olanların tümü,
Melik, Kuddüs, Aziz, Hakim olan Allah'ı tesbih eder.
(Cuma Suresi, 1)
Allah yeryüzünde, gökyüzünde, uzayın derinliklerinde,
toprağın altında bulunan herşeyin, kısacası mikro ve
makro alemlerdeki herşeyin tek Yaratıcısı'dır. İnsanın
gözünü çevirip etrafına baktığında görebildiği ve çıplak
gözle göremediği her yerde bulunan düzen, kanunlar,
istikrarlı gidişat tamamen Allah'a aittir. "Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval
bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor.
Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, Kendisi'nden
sonra artık kimse onları tutamaz..." (Fatır Suresi,
41) ayetiyle bildirildiği gibi var olan tüm
sistemin düzenleyicisi ve koruyucusu O'dur.
Allah'ın son derece aciz olarak yarattığı insanlar
hata yapar, unutur, yanılır, gaflete düşerler. Aynı
zamanda hem bedeni, hem ruhi yönden son derece eksiklik
ve acz içindedirler. Ömürleri boyunca bedenlerine
bakmak, yaşayabilmek için ona sürekli ihtimam göstermek
zorundadırlar. Bedenlerini biraz fazla çalıştırsalar,
birkaç gün uykusuz, bir gün susuz bıraksalar son derece
aciz bir duruma düşmüş olurlar. Ancak herşeyin
Yaratıcısı ve 'en güzel isimlerin sahibi' olan Allah
elbette tüm eksikliklerden münezzehtir. Allah'ın sonsuz
gücü, Yüceliği, aklı ve sınırsız ilmi Kuran'da insanlara
bildirilmiştir. Bir ayette Allah şöyle
buyurmaktadır:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur.
Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde
ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun
katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve
arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının
dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi
kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve
yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç
gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi,
255) |
LATİF
Lütuf sahibi, lütfedici olan
Allah, kullarına karşı lütuf sahibidir;
dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, azizdir. (Şura
Suresi, 19)
Daha önce de belirttiğimiz gibi dünya üzerinde iki
tür insan yaşar: Allah'a teslim olanlar ve O'nu inkar
edenler. Allah çok sayıda insan yaratmış ancak bunlardan
çok az bir kısmını Kendisi'ne teslim olanlardan
kılmıştır. Kuran'da pek çok ayette insanların çoğunun
iman sahibi olmayacağından, doğru yola ulaşamayacağından
bahsedilmiştir. Bu insanlar şeytanın yoluna tabi
oldukları, Allah'ı unuttukları, 'vicdanları kabul ettiği
halde' inkar ettikleri için cehennem ehli olmayı hak
etmişlerdir.
Allah'a teslim olan, O'nun rızası için yaşayan
insanlar ise dünyada ve ahirette hoşnutluk içinde bir
yaşam sürerler. Kuşkusuz insanların elçilerle,
kitaplarla uyarılmaları ve böylece doğru yolu bulma
imkanına sahip olmaları Allah'ın lütuflarından biridir.
Kuran'da Allah'ın müminlere olan lütfu şöyle
bildirilmiştir:
Andolsun ki Allah, mü'minlere,
içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle
lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor,
onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti
öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık
içindeydiler. (Al-i İmran Suresi, 164)
Latif olan Allah mümin kullarına her türlü zor
durumda yardım ederek de lütfunu gösterir. Kuran'da
geçmiş kavimlerden bildirilen kıssalarda Allah'ın samimi
kullarına destekçi olması, onlara lütufta bulunması ile
ilgili çeşitli örnekler verilmiştir. Örneğin Allah Hz.
Musa'nın kavmini Firavun'un zulmünden kurtarmış ve
onları yeryüzüne mirasçı kılmıştır. Bu gerçek ayetlerde
şöyle bildirilir:
Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde
(Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım
fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten
düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri
bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı. Biz ise,
yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları
önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz. (Kasas
Suresi, 4-5)
Allah iman edenlerin dünyada tek dostu ve velisi
olduğu gibi ahirette de onlara yardım edecek,
kötülüklerini iyiliklere çevirecek ve onlara lütufta
bulunacaktır. Nitekim müminlerin cennetteki ifadeleri bu
gerçeği şöyle bildirir:
Dediler ki: "Biz doğrusu daha önce,
ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde endişe
edip-korkardık. Şimdi Allah, bize lütufta bulundu ve
'hücrelere kadar işleyen kavurucu' azabdan korudu.
Şüphesiz, biz bundan önce O'na dua (kulluk) ederdik.
Gerçekten O, iyiliği bol, esirgemesi çok olanın ta
kendisidir." (Tur Suresi, 26-28)
O, yarattığını bilmez mi? O, Latif'tir;
Habir'dir. (Mülk Suresi, 14)
Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün
gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır.
(Enam Suresi, 103)
Görmedin mi, Allah, gökten su indirdi,
böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah,
lütfedicidir, herşeyden haberdardır. (Hac Suresi,
63)
"Ey oğlum, (yaptığın iş) gerçekten bir
hardal tanesi ağırlığında olsa da, (bu,) ister bir kaya
parçasından ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde)
de bulunsa bile, Allah onu getirir (açığa çıkarır).
Şüphesiz Allah, latif olandır, (herşeyden) haberdardır."
(Lokman Suresi, 16) |
MAKİR
Tuzak kuran
Hani o inkar edenler, seni tutuklamak
ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak
kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da
bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen
kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin)
hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)
Tarih boyunca hak dine karşı hileli düzenler kuran
inkarcılar, kendi bencil tutkuları için -iktidar
hırsları, kişisel çıkarları gibi- insanları dinden
uzaklaştırmaya çalışmış ve onları ahirette "... siz gece ve gündüz hileli düzenler
(kurup) bizim Allah'ı inkar etmemizi ve O'na eşler
koşmamızı bize emrediyordunuz." (Sebe Suresi, 33) diyecekleri bir konuma sokmuşlardır. Ancak burada göz
önünde bulundurulması gereken son derece önemli bir
nokta vardır; Allah bir ayetinde şöyle bildirir:
Onlardan öncekiler de hileli düzenler
kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun tümü Allah'a
aittir... (Rad Suresi, 42)
Yukarıdaki ayette belirtildiği gibi, düzen
kuruculuğun tümü Allah'a aittir; bu nedenle inkarcıların
kurdukları düzene karşılık olarak en büyük düzeni kuran
yine Allah'tır. Allah, İbrahim Suresi 46. ayette
inkarcıların müminlere karşı tuzak kurma konusunda,
içinde bulundukları çıkmaz duruma şöyle dikkat
çekmiştir:
Gerçek şu ki, onlar hileli düzenler
kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerinden
oynatacak da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış
düzen vardır. (İbrahim Suresi, 46)
Ayetlerde de görüldüğü
gibi, müminlere karşı kurulan hileli düzenlere karşılık
olarak, Allah Katında mutlaka rahmani, yani müminleri
korumaya yönelik bir karşı düzen vardır. Ve bu, Allah'a
göre çok kolaydır Allah elçilerini ve müminleri hedef
alan tuzakların tamamını boşa çıkarır ve tuzaklarını,
daha kurma aşamasındalarken inkarcıların kendi başlarına
geçirir. Çünkü "... düzen kurmada (karşılık
vermede) Allah daha hızlıdır..." (Yunus Suresi, 21) |
MALİK-İ YEVMİD-DİN
Din gününün sahibi
Din gününün
malikidir. (Fatiha Suresi, 3)
İnsanların öldükten sonra dirilecekleri, biraraya
gelerek hesap verecekleri gün, din günüdür. O gün
insanın başkalarıyla, hatta kendi annesi, babası, eşi ve
çocuklarıyla bile ilgilenmeye ne hali, ne fırsatı
vardır. Din gününün şiddeti ve olağanüstü korkusu,
herkesi kendi derdine düşürür. Allah o diriliş gününü
diğer adıyla din gününü Kuran'da şöyle tarif
etmektedir:
Din gününü sana bildiren şey nedir? Ve
yine din gününü sana bildiren şey nedir? Hiçbir nefsin
bir başka nefse herhangi bir şeyle güç yetiremeyeceği
gündür; o gün emir yalnızca Allah'ındır. (İnfitar
Suresi, 17-19)
O gün dünya hayatında kişinin en çok değer verdiği
şeylerin Allah'ın azabı karşısında hiçbir öneminin
olmadığı görülür. Artık insanlar arasındaki dünyevi
yakınlıkların, soy bağlarının hiçbir anlamı kalmamıştır.
Tek değer, kişinin imanıdır. Hiç kimse kimseye yardım
edemez. İçinde bulunduğu bu zor durumdan onu ancak Allah
kurtarabilir. O da yine Allah'ın dilemesine
bağlıdır.
Kişi din gününün tek sahibi olan Allah'ın huzurunda
ilk yaratıldığında olduğu gibi yalnızdır. Dünyadaki
yaşamı süresince her yaptığı, her düşündüğü din gününde
gözler önüne serilir. En ufak bir ayrıntı dahi
unutulmaz. Allah azamet ve şanına yaraşır bir ortam var
eder ve yarattığı kullarından hesap sorar. Ancak, kimi
dilerse rahmetiyle kurtarır.
İnkarcıların kahredici bir pişmanlığa sürüklendiği bu
günde müminler ise sevinçli ve coşkuludurlar. "... O gün Allah, peygamberi ve onunla
birlikte iman edenleri küçük düşürmeyecektir..." (Tahrim
Suresi, 8). Çünkü Allah Kuran'da, "elçilerine ve
iman edenlere, hem dünya hayatında hem de şahitlerin
(şahitlik için) duracakları gün yardım edeceğini" vaat
etmiştir.
İşte o günün sahibi yalnız Allah'tır ve emir
O'nundur. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır.
İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan
ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp
duruyorlar.
Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din
günüdür."
"Bu, sizin yalanladığınız (mü'mini
kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür." (Saffat
Suresi, 19-21)
O gün, yalanlamakta olanların vay
haline.
Ki onlar, din gününü
yalanlamaktadırlar.
Oysa onu, 'sınır tanımaz, saldırgan',
günahkar olandan başkası yalanlamaz. (Mutaffifin Suresi,
10-12) |
MALİK-ÜL MÜLK
Mülkün ebedi sahibi
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım,
dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü
çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini
alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen,
herşeye güç yetirensin." (Al-i İmran Suresi, 26)
Şu an bulunduğunuz yerden etrafınıza baktığınızda
gördüğünüz herşeyin sahibi vardır. Oturduğunuz koltuk
atomlardan oluşmaktadır. Bu atomların her birinin
Yaratıcısı Allah'tır. Saksıda duran çiçek, Rabbimiz'in
ona sağladığı imkanlarla (güneş, su vs.) büyümektedir.
Pencereden görünen deniz ve içindeki tüm canlılar Allah
dilediği için orada bulunmaktadır.
Ve hatta kendi bedeniniz de sizden tamamen bağımsız
olarak sizi var eden Allah'ın kontrolündedir. Tüm
uzuvlarınız, damarlarınız, sinir sisteminiz,
hücrelerinizin her biri Rabbimiz'in ilminin ve üstün
aklının eserleridir. Bu sayılanların hiçbiri sizin sahip
olmayı düşünüp tasarladığınız, sonra da var ettiğiniz
şeyler değildir.
Siz dünyaya gözünüzü açtığınızda hem kendi
bedeninizdeki kusursuz sistemle, hem de içinde
bulunduğunuz dünyayla ve hatta tüm evrenle
karşılaştınız. Ancak bundan önce bunların hiçbirine
sahip değildiniz ve bundan sonra da kendi iradenizle
bunlara sahip olmanız mümkün değildir. Elbette bu gerçek
tüm insanlar için geçerlidir. O halde herşeyin mülkü,
herşeyin Yaratıcısı ve sahibi olan Allah'a aittir.
Bu açık gerçeğe rağmen insan bunları görmezden gelir
ve Allah'ın apaçık varlığını göz ardı ederek elindeki
herşeyin kendisine ait olduğu zannına kapılır. Tüm
acizliğine rağmen kendini üstün görme yanılgısı içinde
olan insan büyüklenir ve inkara kalkışır. Fakat bu inkar
yalnızca kendisine zarar verir; çünkü Hz. Musa'nın
söylediği gibi; "... Eğer siz ve
yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile
şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür."
(İbrahim Suresi, 8) |
MECİD
Şanı büyük ve yüksek
Arşın sahibidir; Mecid (pek Yüce)dir.
(Büruc Suresi, 15)
Allah'ın şanı tüm kainatta kendini apaçık delillerle
göstermektedir. O'nun şanının Yüceliğini tanımayan
hiçbir insan yoktur. O'nu inkar edenler, "inanmıyoruz"
diyenler bile O'nun yarattıklarına şahit oldukları için
aslında gücünü ve şanını tanıyıp bilirler. Ancak
içlerindeki büyüklenme arzusu sebebiyle inkar
ederler.
Allah'ın kainatta yarattığı muhteşem güzellikler de,
kusursuz sistemler de O'nun şanına yaraşır şekildedir.
Gökyüzünde tonlarca ağırlığında su taşıyan bulutlar,
milyonlarca ışık yılı uzaklıkta bulunan yıldızlar, büyük
bir gürültüyle ve inanılmaz bir güçle akan şelaleler,
uçsuz bucaksız genişlikteki okyanuslar, zirvesi karlarla
kaplı olan binlerce metre yükseklikteki dağlar, içinde
birbirinden değişik renkte ve seste sayısız canlı
türleri barındıran ormanlar, Allah'ın yarattığı
güzelliklerden yalnızca birkaç tanesidir.
Birkaç saniyede bir şehri yerle bir eden deprem, bir
anda patlayarak binlerce derecelik ısıdaki lavlarını
boşaltan bir volkan, herşeyi önüne katıp götüren sel,
düştüğü anda isabet ettiği yere ölüm getiren yıldırım,
herşeyi yıkıp geçen bir tayfun yalnızca Allah'ın gücünün
göstergelerindendir. Allah hepsini şanına yaraşır
şekilde yaratmıştır.
Sayılanlar ve burada daha sayılamayan milyonlarca
örnek yalnızca Allah'ın şanının büyüklüğünün evrendeki
delillerindendir. Allah ayetlerde şöyle
buyurmaktadır:
"Elbette, Rabbimizin şanı Yücedir. O,
ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk." (Cin Suresi,
3)
Dediler ki: "Allah'ın emrine mi
şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin
üzerinizdedir, ey ev halkı şüphesiz O, övülmeye layık
olandır, Mecid'tir." (Hud Suresi, 73) |
|
|
|