ALLAH’IN
İSİMLERİ
"O Allah ki O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur. O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir; Kuddus'tür; Selam'dır; Mümin'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir. O Allah ki, yaratandır, (en güzel biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir."
(Haşr Suresi, 22-24)
DAFİĞ
Belaları def eden, çevirici
Böylece onları, Allah'ın izniyle
yenilgiye uğrattılar. Davud Calut'u öldürdü. Allah da
ona mülk ve hikmet verdi; ona dilediğinden öğretti. Eğer
Allah'ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını def'i
(engellemesi) olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı.
Ancak Allah, alemlere karşı büyük fazl (ve ihsan)
sahibidir. (Bakara Suresi, 251)
Müminleri maddi manevi her türlü tehlikeden koruyan
Allah, onlara; kafirlere, münafıklara, müşriklere karşı
da büyük bir kuvvet, yenilmez bir güç verir. İnkar
edenler hazırladıkları sinsice tuzakların,
düzenledikleri komplo ve saldırıların daha planlarını
kurarlarken, Allah onlar için bir düzen kurar.
Böylelikle vermek istedikleri zararı müminlerden
engelleyerek tuzaklarını kendi başlarına geçirir.
Öte yandan Allah inkarcıları kendi aralarında da
ayrılığa düşürerek, birbirleriyle mücadele ettirir ve bu
şekilde güçten düşürür. Yine Müslümanlara kin besleyen
kişileri onlardan uzak tutar, kendi canlarının derdine
düşürecek belalar gönderir. Bu ilahi yardım Kuran'da
şöyle bildirilmiştir:
Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır"
demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün
edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların kimini
kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı,
manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın
isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır
giderdi. Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin
olarak yardım eder... (Hac Suresi, 40)
Bunun yanında pek çok zorluğu, hastalığı, vesveseyi,
şeytanın şerrini ve belayı da müminlerin üzerinden def
eden ve daha bilmedikleri nice musibeti onlardan geri
çeviren yalnızca Allah'tır. Kuşkusuz bunların her biri
Allah'ın müminlere gizli ve açık yardımlarıdır. O,
kullarına karşı çok şefkatli, Kendisi'ne sığınanlara,
Kendisi'nden yardım isteyenlere karşı da esirgeyenlerin
en hayırlısıdır. |
DARR
Zarar verici şeyler yaratan
"Ben, O'ndan başka ilahlar edinir miyim
ki, Rahman (olan Allah), bana bir zarar dileyecek olsa,
ne onların şefaati bana bir şeyle yarar sağlar, ne de
onlar beni kurtarabilirler." (Yasin Suresi, 23)
Aniden gelen ölüm, umulmadık bir hastalık, tüm
ürünleri yok eden bir kasırga, evleri yerle bir eden
deprem, gelecek korkusu, bir trafik kazası, stres, mal
kaybı, kıskançlık, yaşlanma...
Kuşkusuz tüm bunlar, ahiretin varlığından gafil olan
ve gerçek yaşamlarının dünyadaki yaşam olduğunu zanneden
insanlar için, elem, korku ve ümitsizlik veren
olaylardır. Elbette her insan kendisine veya yakınlarına
zarar veren bu tarz olaylardan biriyle veya bunların
benzerleriyle her an karşılaşabilir. Ve bu karşılaşma
muhtemelen kişinin hiç beklemediği bir anda gerçekleşir.
Bir anda tüm vücudunu saran kansere yakalandığını
öğrenebilir, bir sabah bir yakınının ölüm haberi
gelebilir, hayatı boyunca biriktirdiği parasının
çalındığını duyabilir veya aynaya baktığında hiç
beklemediği şekilde yaşlandığını görür.
Peki insanlara karşı bu kadar merhametli olan
Allah'ın, dünya hayatında böyle olaylar yaratmasının
hikmetleri nelerdir?
Bunun en önemli nedenlerinden biri Allah'ın insanı
zorluk ve sıkıntıyla eğitmesidir. Hastalığından dolayı
zorlukla nefes alan bir insan kibirlenerek diğer
insanları aşağılayamaz. Aynı zamanda yürüyemezken tekrar
yürüyebilen, tüm malını mülkünü kaybetmişken bunlara
tekrar kavuşan bir insan, şüphesiz bunların değerini çok
daha iyi kavrar. Böylelikle hem zorluğu hem de kolaylığı
yaratarak dünyada bir imtihan ortamı oluşturan Allah,
karşılıksız verdiği nimetlerin daha iyi takdir
edilmesini sağlar.
Ancak burada belirtilmesi gereken önemli bir nokta
vardır. Eğer bu tarz olaylarla karşılaşan kişi iman
sahibiyse ve ahiretin gerçek hayatı olacağını biliyorsa,
zaten bir üzüntü, sıkıntı içine girmez. Başına gelen her
türlü zorluğun Allah'tan olduğunu bilir ve bunlara
sabreder, o sıkıntılardan kendisini kurtarabilecek
olanın da yalnızca Allah olduğunu bildiği için O'na dua
eder, O'ndan yardım diler. Böylece Allah Kendisi'ne
inanan kullarını da eğitir, yakınlaşmalarını sağlar ve
ahiretteki derecelerini yükseltir.
Allah'a ve ahiret gününe inanmayan insanlar için ise
durum farklıdır. Allah, "Darr" sıfatını asıl olarak
cehennemde onlara karşı gösterecektir. Kuşkusuz dünyada
kendilerini üzüntüye boğan şeyler cehennemde
karşılaşacakları ile kıyaslanınca çok hafif kalır; çünkü
buradakilerin tümü geçicidir.
Cehennemde ise insanların yanan derileri, acının
tekrar tekrar hissedilmesi için yenileriyle
değiştirilir. İnkar edenlere boğazları parçalayan darı
dikeninden başka hiçbir şey yedirilmez, bağırsakları
parçalayan kaynar sudan başka hiçbir şey içirilmez. Ölüm
gelir fakat ölünmez, ardından daha acı bir azapla
karşılaşılır. Orada demirden kamçılar, ateşten yataklar
olacak, inkarcı insan cehennemin en dar ve karanlık
yerine atılacaktır. Cehennemde kemikleri çatırdatan
inlemeler duyulacaktır.
İnkarcılar, cehennem bekçilerine "Rabbiniz'e
söyleyin, bizi buradan çıkarsın" diye yalvarırlar.
Azaptan bir gün hafifletilmesini isterler. Allah onları
çeşit çeşit azaba uğratırken bir yandan da onlara
cennettekilerin nasıl bir bolluk ve nimet içinde
olduklarını seyrettirir. Onlar kendilerine yardım edecek
kimseyi bulamazlar ve (Allah'ın dilemesi dışında)
sonsuza kadar da alçaltılmışlar olarak onun içinde
bırakılırlar. Allah böylelikle gerçek zorluğu ve acıyı
inkar edenlere cehennemde tattırmış olur. Allah bir
ayette şöyle buyurmaktadır:
Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim
yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah"
diyecekler. De ki: "Gördünüz mü-haber verin; Allah'tan
başka taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek
olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir
rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini
tutup-önleyebilecekler mi" De ki: "Allah, bana yeter.
Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler." (Zümer
Suresi, 38) |
ERHAMURRAHİMİN
Merhamet edenlerin en
merhametlisi
Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda
bulunmuştu: "Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni
sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın."
(Enbiya Suresi, 83)
Yeryüzündeki tüm canlılar gibi insan da ihtiyaç
içinde olan bir varlıktır. Yaşamını sürdürebilmesi için
her an oluşması gereken pek çok şart vardır. Nefes
alabilmesi için oksijene, bedeninin faaliyetlerini
sürdürebilmesi için su ve besine ihtiyaç duyar...
Aslında bu örneklerin sıralamakla bitmesi de pek mümkün
değildir. Yalnızca tek bir insanın fiziksel olarak
varlığını sürdürebilmesi bile burada sıralanması mümkün
olmayan sayısız detaya bağlıdır.
Ancak, yeryüzündeki tüm insanlar ihtiyaçları olan
şeyleri elde edebilmek için çok büyük bir çaba
göstermeden yaşamlarını rahatlıkla
sürdürebilmektedirler. Her birinin gerek bedenlerinde
gerekse dış dünyada ihtiyaçları olan herşey onlar için
önceden belirlenmiş ve onlara sunulmuştur. Burada ilk
akla gelen örnek yine insanın nefes almasıdır. İnsan
bedeninin yaşamını sürdürebilmesi için oksijen alması
gerektiğini elbette herkes bilir. Peki bu oksijenin
atmosferde gereken oranlarda bulunmasını sağlayan
kimdir? Veya insanın vücuduna bu oksijeni alıp işleyecek
ve gereken her hücreye tek tek ulaştıracak bir sistemi
koyan kimdir?
Elbette bunların hiçbiri insanın başarısı değildir.
Hiç kimse atmosferin veya kendi solunum sisteminin
oluşumunda söz sahibi olmamıştır.
İşte insanın bu en hayati ihtiyacından başlamak üzere
her türlü detay kendisi için tasarlanmış ve gerektiği
şekilde var edilmiştir. Kuşkusuz bu noktada karşımıza
çıkan her türlü detayı insan için tasarlayan üstün bir
aklın varlığı ve o aklın sahibinin insana gösterdiği
sonsuz merhamettir. Bu gücün sahibi ise, merhametlilerin
en merhametlisi olan Allah'tır.
Allah'ın merhameti, elbette ki insanların fiziksel
ihtiyaçlarının karşılanması ile sınırlı değildir. O,
insanları yaratmış, yaşamaları için en elverişli olan
mekana yerleştirmiş ve bunun karşılığında da yalnızca
Kendisi'ne kulluk etmelerini istemiştir. Ve insanlara
Kendisi'ni nasıl razı edeceklerini de bildirmiş; bunu
öğretmek için onlara Katından kitaplar indirmiş, bütün
ayetlerini tek tek açıklayan peygamberler göndermiştir.
Böylelikle Allah insanlara hem Kendi Zatını tanıtmış,
hem de onları dine ve güzel ahlaka davet etmiştir.
Kuşkusuz bunların tümü, Rabbimiz'in sonsuz merhametinin
açık delillerindendir. |
EVVEL
İlk
O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir,
Batındır. O, herşeyi bilendir. (Hadid, 3)
Evrenin bir başlangıcı var mıdır?
Kuşkusuz bu soru yüzyıllar boyunca insanların cevap
aradıkları bir soru olmuştur. Bu mükemmel düzenin bir
Yaratıcısı olması gerektiğini kavrayabilen insanlar,
evrenin bir başlangıcı olduğuna inanmışlardır. Ancak
insanların bir kısmı da Yaratıcı'nın varlığını
kabullenmek istememiş ve bu yüzden evrenin bir
başlangıcı olmadığını, ezelden geldiğini ve ebede
gideceğini iddia etmişlerdir. Ancak bugün bilimin
ulaştığı nokta, bu kişilerin apaçık bir yanılgı içinde
olduklarını kanıtlamıştır.
Bugüne kadar evrenin varoluşuyla ilgili çeşitli
tezler ortaya konmuştur ancak günümüzde tüm bilim
çevreleri ortak bir noktada birleşmektedir. Bilimin
yakın zamanda keşfettiği bir gerçek bu duruma açıklık
getirmektedir. 1929 yılında, Edwin Hubble tarafından
ortaya konduğu gibi kainat sürekli genişlemektedir. Bu
gerçekten yola çıkan bilim adamları şöyle bir çıkarım
yapmışlardır: Zaman kavramını tersine çevirirsek,
genişlemekte olan evreni sıkışan bir sistem olarak,
mesela daralmakta olan dev bir yıldız gibi
düşünebiliriz. Bu durumda ortaya çıkan sonuç şöyledir;
zaman kavramına göre daralan evren sonunda tekliğe
ulaşır. Yani kainatın başlangıcı tek bir noktanın büyük
bir patlama ile açılması suretiyle olmuştur.
Bizim buradan çıkarmamız gereken sonuç şudur: İçinde
yaşadığımız kainatın bir başlangıcı vardır. Böylesine
kusursuz bir sistemin bir başlangıcı olduğuna göre;
elbette bu başlangıcı tasarlayan bir gücün varlığı da
açıktır. Bu Güç Sahibi'nin varlığı ezeli ve ebedidir.
Yani O, herşeyden önce de vardır, sonra da
olacaktır.
İşte bu sonsuz gücün sahibi Allah'tır. Ve canlıların,
gezegenlerin, galaksilerin, tüm evrenin yaratılmadığı ve
hatta zamanın da henüz var olmadığı anda yalnızca Allah
vardır. Çünkü O 'Evvel'dir. |
FALİK
Yaran, yarıcı (karanlığı yarıp
sabahı çıkaran, tohumu yaran)
Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz
Allah'tır. O, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden
çıkarır. İşte Allah budur. Öyleyse nasıl oluyor da
çevriliyorsunuz? O sabahı yarıp çıkarandır. Geceyi bir
sükun (dinlenme), Güneş ve Ay'ı bir hesap (ile) kıldı.
Bu, üstün ve güçlü olan, bilen Allah'ın takdiridir.
(Enam Suresi, 95-96)
Dünya üzerinde pek çok bitki türü yetişir. Her
birinin birbirinden farklı bir tohumu vardır. Kuru
tohumları alıp bir odada saklasanız, belki senelerce
aynı şekilde durduklarını görebilirsiniz. Ama bu
tohumlar toprağın altına veya uygun bir ortama
konulduklarında aniden yarılarak filizlenmeye başlarlar.
Sonra bir de bakarsınız ki bir gül ağacı veya dev
boyutlarda bir çınar ağacı oluşmaya başlamış.
'Kuru bir tane'den böylesine farklı çeşitlerde ama en
önemlisi canlı bir organizmanın oluşması kuşkusuz
şaşırtıcıdır. Kuru bir taneden bir ağacın oluşması için,
tohumun topraktan gerekli malzemeleri alarak
filizlenmeye başlaması gereklidir. Ancak elbette
tohumun, ihtiyacı olan mineralleri, su miktarını
kendisinin belirlemesi mümkün değildir. Üstelik
topraktaki mineralleri, suyu biraraya getirse bile
birbirinden çok farklı meyveler veren ağaç çeşitlerini
veya yeşil bitkileri oluşturabilmesi için üstün
yeteneklerinin olması gereklidir.
Eğer bu kararı verenin tohum olduğunu iddia edersek
tohumun 'yetenekli' olduğunu kabul etmek durumunda
kalırız. Ancak elbette ki bahsedilen yeteneklerin
elbette tohumun kendisine ait olduğunu iddia etmek
mümkün değildir. Yukarıdaki ayetlerde de bildirildiği
gibi "taneyi ve çekirdeği yaran" Allah'tır.
O'nun dilemesi ile yeryüzünde binlerce çeşit ağaç,
bitki yetişmektedir. Nitekim bir başka ayette Allah'ın
herşeyin Yaratıcısı olduğu şöyle bildirilmiştir:
O, gökten su indirendir. Bununla
herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik
çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler
türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere
sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen-
üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.)
Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir
bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda
gerçekten ayetler vardır. (Enam Suresi, 99) |
FASIL
Ayıran, açıklayan
Gerçekten iman edenler, Yahudiler,
yıldıza tapanlar (Sabii) Hıristiyanlar, ateşe tapanlar
(Mecusi) ve şirk koşanlar; şüphesiz Allah, kıyamet günü
aralarını ayıracaktır. Doğrusu Allah, herşeyin üzerinde
şahid olandır. (Hac Suresi, 17)
İnsanlardan kimi dünya hayatı boyunca dünyevi amaçlar
edinir, bu amaçlar için çalışır ve bunları yaparken de
iyi bir iş üzerinde olduğunu zanneder ve ahireti
unutarak dünya hayatı için çalışır. Gerçek sorumluluğunu
unutarak dünya çıkarlarının peşine düşer. Allah'a ortak
koştuğu bu putları razı etmek, onların hoşnutluğunu
kazanabilmek için çaba harcar ve bu şekilde son derece
karlı bir iş yaptığını düşünür.
İnsanlardan kimi de tüm hayatını kendisini yaratan
Allah'ı razı etmek için geçirir. Dünya hayatındaki
imkanları ve nimetleri bu bilinçle değerlendirir.
Hedefi, doğru yola ulaşabilmek, Allah'ın razı olacağı
salih amellerde bulunmak, O'nun tavsiye ettiği üstün
ahlakı üzerinde taşıyabilmektir.
Elbette bu iki insanın durumu bir değildir. Bu
insanların durumu ile ilgili Allah Kuran'da şöyle bir
örnek vermiştir:
Kör olanla (basiretle) gören bir
değildir; karanlıklarla aydınlık, gölge ile sıcaklık da.
Diri olanlarla ölüler de bir değildir. Gerçekten Allah,
dilediğine işittirir; sen ise kabirlerde olanlara
işittirecek değilsin. (Fatır Suresi, 19-22)
İşte birbirinden farklı durumda olan, bambaşka yollar
edinen bu insanların arasını Allah kıyamet günü
ayıracak, her birine yapmakta olduklarını bildirecektir.
O gün, herkesin yaptıklarının hiçbir eksiltme olmadan
kendisine tastamam ödendiği gündür. O gün, Allah'ın
sonsuz adaletinin tecelli ettiği gündür...
Şüphesiz, senin Rabbin, ihtilafa
düştükleri şeyler konusunda kıyamet günü aralarında
'hükmünü verip ayıracaktır'. (Secde Suresi, 25) |
FATIR
Yaratan, icad eden
"Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve
onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir
bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada
ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim
hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat." (Yusuf
Suresi, 101)
Yaşadığımız dünyaya baktığımızda, üzerinde canlılığın
oluşabilmesi için özel olarak düzenlenmiş olduğunu
görürüz. Dünya'nın uzaydaki konumu, canlıların ihtiyacı
olan her türlü detayın Dünya'da var olması bu gezegenin
üstün bir aklın eseri olduğunun apaçık delilidir.
Yaşam için son derece elverişli yaratılan bu
gezegenin üzerinde yaşayan canlılara baktığımızda da
aynı gerçekle karşılaşırız. Dünya üzerinde var olan tüm
canlılarda hayranlık uyandırıcı bir tasarım söz
konusudur. Her canlı kendisi için uygun ortamda, uygun
bir vücut yapısıyla yaşam sürmektedir.
Bunun yanı sıra tüm canlıların oluşumundaki detaylar
incelendikçe karşılaşılan yaratılış gerçeği daha da
netleşmektedir. Her canlının temel yapı taşı olan hücre,
içindeki tüm organelleriyle tek başına mükemmel bir
sisteme sahiptir. Hücredeki düzen öyle kusursuzdur ki,
canlılığın tesadüfen meydana gelmiş olmasının
imkansızlığını tek başına kanıtlamaktadır.
İşte çevremizde gördüğümüz veya göremediğimiz tüm
detaylarda apaçık bir tasarımın izleri vardır. Kuşkusuz
bunların tümünün tasarımı herşeyin Yaratıcısı olan
Allah'a aittir. Kainattaki varlıklara ait olan en ufak
bir detayda dahi Rabbimiz'in kusursuz sanatını görmek
mümkündür. Allah, yarattığı sistemin kusursuzluğunu Mülk
Suresi'nde şöyle haber vermiştir:
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum'
(mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman
(olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve
uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü)
çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve
çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha
çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu
kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk
Suresi, 3-4)
De ki: "O, gökleri ve yeri yaratırken
ve O, (hep) besleyen (hiç) beslenmezken, ben Allah'tan
başkasını mı veli edineceğim?" De ki: "Bana gerçekten
Müslüman olanların ilki olmam emredildi ve: Sakın
müşriklerden olma." (denildi.) (Enam Suresi, 14)
Resulleri dedi ki: "Allah hakkında mı
şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri yaratandır; O,
sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve
sizi adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor." Dediler
ki: "Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası
değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın taptıklarından
çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir
delil getirin." (İbrahim Suresi, 10) |
FETTAH
Çok iyi hüküm veren, açan,
hükmeden
Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve
korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten,
hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık;
ancak onlar yalanladılar, biz de onları kazanageldikleri
nedeniyle yakalayıverdik. (Araf Suresi, 96)
Fettah, Allah'ın açan sıfatıdır. Allah insanları
zorluklarla denemekte ancak hiç kimseye güç
yetirebileceğinden fazlasını yüklememektedir. Allah,
samimi kullarına bir zorluk verdiği zaman ondan çıkış
yolunu da açar; mutlaka zorluğun yanında bir kolaylık da
gösterir. Nitekim Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in
karşılaştığı zorluklar örnek verilerek, bunların
kolaylıkla birlikte verildiği şöyle bildirilmiştir:
Biz, senin göğsünü yarıp-genişletmedik
mi?
Ve yükünü indirip-atmadık mı?
Ki o, senin belini bükmüştü;
Senin zikrini (şanını) yüceltmedik
mi?
Demek ki, gerçekten zorlukla beraber
kolaylık vardır.
Gerçekten güçlükle beraber kolaylık
vardır. (İnşirah Suresi, 1-6)
Kuran'da Allah'ın iman edenlere sağladığı
kolaylıklara daha pek çok örnek verilmiştir. Hz. Musa da
Allah'ın çeşitli zorluklarla imtihan ettiği elçilerden
biridir. Ancak Allah Hz. Musa'yı yardımıyla desteklemiş
ve işlerini kolaylaştırmıştır.
Hz. Musa Firavun'a tebliğ yapmaya giderken kardeşi
Harun'u kendisine yardımcı kılmasını Allah'tan
istemiştir. Allah da onun duasını kabul ederek Hz.
Harun'u ona destekçi kılmıştır.
Kuran'da daha pek çok olayla örneklendirildiği gibi
Allah müminlerin her zaman yardımcısı ve destekçisidir.
Onların üzerinde bulunan ve açılması imkansız gibi
gözüken zorlukları açıp kaldırır. Ancak bu durum
inkarcılar için geçerli değildir. Allah, onların
kalplerini daraltır, sıkar ve tüm nimetlerin kapısını
kapar. Rabbimiz'in dilemesi ile kapanan bu kapıları
sonsuza kadar açabilecek hiçbir güç yoktur.
Allah inkarcılar için nimet kapılarını kapattığı gibi
onların üzerine azap kapısı açar. İnkarcılara verilen bu
azap bir ayette şöyle bildirilmiştir:
Sonunda, üzerlerine azabı şiddetli olan
bir kapı açtığımızda, onlar bunun içinde şaşkına dönüp
umutlarını kaybettiler. (Müminun Suresi, 77) |
GAFFAR
Mağfireti, bağışlaması çok olan
"Bundan böyle" dedim. "Rabbinizden
mağfiret isteyin; çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır."
(Nuh Suresi, 10)
Allah'ın mağfireti sonsuzdur. O, yarattığı tüm
kullarına tevbe ederek arınma imkanı vermiştir. Bir
insan, cahilken yaptıklarından dolayı dünyada bağışlanma
dileyerek cehennem azabından kurtulabilir. Samimi bir
şekilde Kuran'a dönerek Allah'ın emirlerini titizlikle
uyguladığı takdirde Rabbimiz'i bağışlayan ve esirgeyen
olarak bulacaktır. Allah salih amellerde bulundukları
zaman küçük büyük demeden kullarının bütün günahlarını
affedeceğini müjdelemiştir. Allah bir ayetinde "Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah
azabınızla ne yapsın?.." (Nisa Suresi, 147) diyerek insanlar üzerinde ne kadar geniş mağfiret sahibi
olduğunu onlara bildirmiştir. Nitekim 'cahil ve nankör'
olan insanların pek çok nimet içinde hayatlarını
sürdürebilmeleri de Allah'ın mağfireti ve
bağışlamasıyladır. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle
bildirmektedir:
Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla
insanları (azap ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin)
sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları,
adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda
ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah Kendi
kullarını görendir. (Fatır Suresi, 45)
Allah tüm insanlara öğüt alanın öğüt alabileceği
kadar bir süre tanır. Onlara kendilerini uyarıp
korkutacak elçiler gönderir ve bu elçiler vasıtasıyla
korkup sakınmaları gereken şeyleri bildirir. Ancak tüm
bunlara rağmen inkarda direten insanlar da elbette
işledikleri kötülüklerin karşılığını göreceklerdir.
Allah ayetlerde şöyle buyurmaktadır:
Gerçekten Ben, tevbe eden, inanan,
salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen
kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım. (Taha Suresi, 82)
Sonra gerçekten Rabbin, cehalet sonucu
kötülük işleyen, sonra bunun ardından tevbe eden ve
ıslah olanlar(la beraberdir). Şüphesiz Rabbin bundan
sonra bağışlayandır, esirgeyendir. (Nahl Suresi,
119)
Ey iman edenler, Allah'tan
sakınıp-korkun ve O'nun elçisine iman edin, size kendi
rahmetinden iki kat (güzel karşılık) versin. Size
kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve size mağfiret
etsin. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Hadid
Suresi, 28) |
GANİYY
Çok zengin, herşeyden müstağni
olan
Ey insanlar, siz Allah'a (karşı fakir
olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye
ihtiyacı olmayan)dır, Hamid (övülmeye layık)tır. (Fatır
Suresi, 15)
Tarih boyunca yaşamış olan azgın ve kibirli kişilerin
ortak özelliklerinden biri, güç ve zenginlik sahibi
olmaları olmuştur. Bu kişiler Allah'ın verdiği nimet ve
imkanlarla Allah'a karşı büyüklenmişler ve O'ndan yüz
çevirmişlerdir. Sahip oldukları herşeyin gerçek
sahibinin Allah olduğunu unutmuş, O'nun kendilerine
lütfundan bağışladığı malı-mülkü sahiplenmeye
kalkmışlardır. Yalnız inkar etmekle kalmamışlar, iman
edenlere de baskı ve zulüm uygulamış, Allah'ın
elçilerine de büyük bir düşmanlıkla başkaldırmışlardır.
Sonunda Allah dayanılmaz bir azapla kendilerini bir anda
yakalamış, kendilerini de mallarını da yerin dibine
geçirmiş ve herşeyden müstağni olduğunu göstermiştir.
Allah bu kavimlerin durumlarını bir ayette şöyle haber
verir:
Bu, kendilerine apaçık belgelerle
elçiler geldiği halde "Bizi bir beşer mi hidayete
ulaştıracak?" demeleri ve bu yüzden inkar edip saparak
yüz çevirmeleri nedeniyledir. Allah da (onlara karşı)
müstağni olduğunu (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını)
gösterdi. Allah Ğani'dir, Hamid'dir. (Tegabün Suresi,
6)
Bu inkarcı ve müstekbir insanların unuttukları ya da
kavrayamadıkları gerçek, göklerin, yerin ve bu ikisi
arasında bulunan herşeyin hazinelerinin gerçek sahibinin
Allah olduğudur. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle
bildirmiştir:
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır.
Andolsun, Biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere:
"Allah'tan korkup-sakının" diye tavsiye ettik. Eğer
inkara saparsanız, şüphesiz, göklerde ve yerde ne varsa
Allah'ındır. Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, hamd'e
layık olandır. (Nisa Suresi, 131)
Ayetlerde haber verilen bu kişiler mal sahibi
olmalarından dolayı büyüklük gururuna kapılmış, Allah'a
ibadet etmekten ve kendilerine hakkı getiren elçileren
yüz çevirmişlerdir. Kuran'da inkarcıların bu tavırlarına
karşılık Hz. Musa'nın sözleri örnek verilerek şöyle
buyrulmaktadır:
Musa demişti ki: "Eğer siz ve
yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile
şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür."
(İbrahim Suresi, 8)
Kuran'daki daha pek çok ayette haber verildiği gibi
Allah güç ve zenginliğin gerçek sahibidir. O herşeyden
müstağnidir ancak herşey O'na muhtaçtır. Bu gerçek bir
ayette şöyle bildirilmektedir:
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki,
kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını
görsünler; üstelik onlar kuvvet bakımından kendilerinden
daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz
bırakacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O, bilendir, güç
yetirendir. (Fatır Suresi, 44) |
HABİR
Herşeyin iç yüzünden, gizli
taraflarından haberdar
Ey iman edenler, Allah'tan korkun.
Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan
korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan
haberdardır. (Haşr Suresi, 18)
İnsan zaman ve mekanla sınırlı bir varlıktır. Başka
bir kişi tarafından aktarılmadıkça ancak kendi bulunduğu
yerde, zamanda gelişen olaylardan haberdar olabilir.
Bulunduğu zaman ve mekanın dışına çıkarak olayları
değerlendirmesi asla mümkün değildir. Bu da insanın en
büyük acizliklerinden biridir.
Oysa insanı yaratan Allah, zaman ve mekanın da
Yaratıcısı'dır; dolayısıyla bu kavramlara bağımlı
değildir. Zamandan ve mekandan münezzeh olan Allah doğal
olarak zamanın ve mekanın kapsadığı yani kainatta
gerçekleşen her olaydan da haberdardır. Öyle ki içinde
yaşadığımız Samanyolu Galaksisi'nden milyonlarca ışık
yılı uzaklıkta bulunan bir galakside kaç yıldız
bulunduğunu, hangi gök cisminin hangi yörüngeyi takip
ettiğini de bilir, içinde yaşadığımız dünyada toprağın
altında yerin üzerine çıkmaya çalışan filizlenmiş bir
tohumun bilgisini de... Ayrıca Allah şu ana kadar
yaşamış olan, şu an yaşayan ve bundan sonra yaşayacak
olan tüm insanların da hayatlarının her saniyesinin
bilgisine sahiptir.
Kimin ne zaman, nerede doğduğu ve öldüğü, yaşamı
süresince neler yaptığı, hangi amaçlar uğruna çaba
harcadığı, hatta ne zaman güldüğü, ne zaman ağladığı
gibi tüm detaylar O'nun bilgisi dahilindedir. Çünkü O
tümünün Yaratıcısı'dır. Üstelik bu insanların her an
yaptıkları işlerin yanında, kalplerinden geçirdikleri
tüm bilgiler de Allah'tan gizli kalmaz. Allah insanların
içlerinden geçirdikleri, niyet edip uygulamadıkları,
gizlice tasarladıkları herşeyden haberdardır.
Allah'ın, bol ihsanından kendilerine
verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için
hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır; bu, onlar için
şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle
tasmalandırılacaklardır. Göklerin ve yerin mirası
Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.
(Al-i İmran Suresi, 180)
Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün
gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır.
(Enam Suresi, 103)
Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan
(Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et.
Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter.
(Furkan Suresi, 58)
Kıyamet saatinin bilgisi, şüphesiz
Allah'ın katındadır. Yağmuru yağdırır; rahimlerde olanı
bilir. Hiç kimse, yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç
kimse de, hangi yerde öleceğini bilmez. Hiç şüphesiz
Allah bilendir, haberdardır. (Lokman Suresi, 34) |
HADİ
Hidayet lütfeden, doğru yola
ulaştıran
(Bir de) Kendilerine ilim verilenlerin,
bunun (Kur'an'ın) hiç tartışmasız Rablerinden olan bir
gerçek olduğunu bilmeleri için; böylelikle ona iman
etsinler ve kalpleri ona tatmin bulmuş olarak bağlansın.
Şüphesiz Allah, iman edenleri dosdoğru yola yöneltir.
(Hac Suresi, 54)
Yeryüzünde iki tür insan vardır: Allah'ın gücünü
bilip takdir edenler ve Allah'ın gücünü tanımayıp
dolayısıyla takdir edemeyenler.
İkinci gruptaki insanlar sıradan bir hayat yaşar ve
ölürler. Yaşamları süresince ne için yaşadıklarını,
onları kimin var ettiğini, kendilerini yaratan Allah'a
karşı herhangi bir sorumlulukları olup olmadığını veya
kendileriyle birlikte tüm evreni yoktan var Rabbimiz'in
sonsuz gücünü düşünmek istemezler. Onların akıllarını
meşgul eden konular genellikle nasıl bir eğitim
görecekleri, iş yerinde iyi bir mevkiye gelmek için ne
yapmaları gerektiği, çocuklarını nasıl yetiştirecekleri
gibi günlük hayatla ilgili konulardır. Elbette ki
bunların tümü doğal isteklerdir ve düşünülmesi de
gerekir ancak üç-beş on yıl yaşayıp tükettikleri
hayatları çevrelerindeki çoğu insan gibi bu konuları
kendilerine amaç edinerek geçer; bu arada dünyada ve tüm
evrende var olan sayısız mucizeleri göremezler. Üstelik
görseler de üzerinde düşünmek istemezler.
Birinci grup olarak bahsettiğimiz, Allah'ın
varlığının delillerini ve mutlak gücünü tanıyıp takdir
eden insanlar ise bunun tam tersi bir hayat yaşarlar.
Vicdanları güçlü olduğu için çevrelerini hayranlıkla
gözlemler, gördükleri detayları yaratanın Rabbimiz
olduğunu bilirler. Bu nedenle evrenin Yaratıcısı, üstün
güç sahibi Allah'a karşı sorumluluklarının da
bilincindedirler. Hayatlarını Allah'ın hoşnutluğunu
kazanacakları işler yaparak, O'nun tavsiye ettiği bir
yaşamı sürerek ve en önemlisi de öldükten sonra O'na
hesap vereceklerini bilerek geçirirler.
İşte bu birinci grup, Allah'ın hidayet verdiği
kişilerdir. Dünya üzerindeki sayıları her zaman çok az
olmuştur ama doğru olan yol onlarınkidir. Allah,
hidayete ulaşmış olanlarla inkar edenler arasındaki
farkı ayetlerinde şöyle haber verir:
Ve onlar, sana indirilene, senden önce
indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir
bilgiyle inanırlar.
İşte bunlar, Rablerinden olan bir
hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır.
Şüphesiz, inkar edenleri uyarsan da,
uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar.
Allah, onların kalplerini ve
kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler
vardır. Ve büyük azab onlaradır. (Bakara Suresi,
4-7)
Kuşkusuz bu insanlardan olabilmek, Allah'tan verilen
çok büyük bir nimettir. Çünkü O'nun dilemesi dışında
hidayet verebilecek, doğru yola iletebilecek hiç kimse
yoktur:
Gerçek şu ki, sen, sevdiğini hidayete
erdiremezsin, ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir;
O, hidayete erecek olanları daha iyi bilendir. (Kasas
Suresi, 56)
|
HAFID
Yukarıdan aşağıya indiren,
alçaltan
O aşağılatıcı, yücelticidir. (Vakıa
Suresi, 3)
Her insan belirli bir zeka düzeyi, görme, düşünme ve
düşündüklerinden çıkarım yapma kabiliyetine sahiptir.
Örneğin kendi bedeninin işleyişindeki kusursuzluğa
baktığında detaylı bir tasarım görecektir. Bu tasarımın
detaylarındaki akıl alametlerini düşündüğünde, bütün
bunları bir planlayan, tasarlayan ve var eden olduğunun
bilincine varabilir.
Ancak kuşkusuz bu sayılanlar sahip oldukları
yetenekleri kullanan kişiler için geçerlidir. Bir de
karşılaştıkları olaylar üzerinde hiç düşünmeyen insanlar
vardır ki bunlar, yeryüzündeki insanların çoğunluğunu
oluştururlar. Daha önce de belirttiğimiz gibi bu
insanlar dünyaya gelir, büyür, herkes gibi sıradan bir
hayat geçirir ve ölürler. Oysa Allah Kuran'da düşünüp
öğüt alanları övmüş, diğerlerini ise aşağılık kılacağını
bildirmiştir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Onlar, ayakta iken, otururken, yan
yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin
yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:)
"Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin,
bizi ateşin azabından koru. Rabbimiz, şüphesiz Sen kimi
ateşe sokarsan, artık onu 'hor ve aşağılık'
kılmışsındır; zulmedenlerin yardımcıları yoktur." (Al-i
İmran Suresi, 191-192)
Düşünüp öğüt alanlar Allah'ın yücelttiği kişilerdir.
Bu kişiler Allah'a kul olmanın gereklerini tam olarak
yerine getirirler ve bu yönleriyle diğerlerinden tamamen
ayrılırlar. Diğer grup (düşünmeyen insanlar) ise, insani
yeteneklere sahip olmalarına rağmen bunları kullanmaz ve
basit bir yaşam sürdürürler. Bir nevi hayvan gibi,
fiziki ihtiyaçlarını gidermeye yönelik bir yaşamı
seçerler. İşte bu insanlar da, Allah'ın yarattığı ancak
vicdanlarını kullanmadıkları, düşünmedikleri ve sıradan
bir ömrü seçtikleri için alçalttığı kişilerdir. Bu
kişilerle ilgili Kuran'da şöyle bir örnek
verilmektedir:
İnkar edenlerin örneği bağırıp
çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya
bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran
(bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar,
dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl
erdiremezler. (Bakara Suresi, 171) |
HAFIZ
Koruyan, gözeten, muhafaza
eden
"Buna rağmen yüz çevirirseniz, artık
size kendisiyle gönderildiğim şeyi tebliğ ettim. Rabbim
de sizden başka bir kavmi yerinize geçirir. Siz O'na
hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Doğrusu benim Rabbim,
herşeyi gözetleyip-koruyandır." (Hud Suresi, 57)
Bugün bilim adamlarının çoğu, evrenin yoktan var
olduğu konusunda kesin bir fikir birliğine varmışlardır.
Çünkü ellerindeki tüm deliller bu gerçeğe işaret
etmektedir. Evrenin yoktan varoluşu sırasında ortaya
çıkan atomlar ile bugün canlı-cansız herşeyi oluşturan
atomların birbirleriyle aynı olduğunu da bilim ortaya
koymaktadır. Evrenin ilk yaratılış anında ne kadar atom
varsa, şu anda da o kadar atom vardır. Ancak şöyle bir
farkla: Yoktan varoluş anında büyük bir hızla etrafa
dağılan atomlar, bugün yıldızları, Dünya'yı,
atmosferdeki havayı, yeryüzündeki suyu, toprağı ve hatta
sizin bedeninizi meydana getirmektedirler. Üstelik bunu
öylesine kusursuz bir düzenle yapmaktadırlar ki, her bir
atoma hakim olan düzenleyici gücün varlığı kesin olarak
anlaşılmaktadır. Zira bir düzenin varlığı düzenleyicinin
varlığını zorunlu kılar.
Bu noktada karşımıza şu gerçek çıkmaktadır: Ortada
hiçbir şey yokken maddeyi yaratan ve kusursuz bir düzen
oluşturan Allah elbette ki bu düzenin meydana
gelişindeki her aşama hakkında bilgi sahibidir. Çünkü
böylesine karmaşık bir sistemin tek bir anının dahi
kontrolsüz oluşması mümkün değildir.
İşte bu gerçek bize kainattaki sistemi düzenleyen,
var eden Allah'ın sonsuz ilmini göstermektedir. O,
herşeyi yoktan var etmiş ve kusursuz bir düzen
kurmuştur. Ve halen de bu düzeni gözetlemekte ve
korumaktadır. Nitekim "Çünkü senin
Rabbin, gerçekten gözetleme yerindedir" (Fecr Suresi,
14) ayeti Allah'ın kainat üzerindeki sürekli
korumasını bizlere bildirmektedir.
Doğrusu Biz, yerin onlardan ne
eksilttiğini bilmişizdir. Katımızda (bütün bunları)
saklayıp-koruyan bir kitap vardır. (Kaf Suresi, 4)
Oysa onun, kendilerine karşı hiçbir
zorlayıcı-gücü yoktu; ancak Biz ahirete iman edeni,
ondan kuşku içinde olandan ayırt etmek için (ona bu
imkanı verdik). Senin Rabbin, herşeyin üzerinde
gözetici-koruyucudur. (Sebe Suresi, 21)
Allah'ın dışında birtakım veliler
edinenler ise; Allah, onların üzerinde gözetleyicidir.
Sen onların üzerinde bir vekil değilsin. (Şura Suresi,
6) |
HAKEM
Hükmeden, hakkı yerine
getiren
Allah'tan başka bir hakem mi arayayım?
Oysa O, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir.
Kendilerine Kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten
Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler.
Şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma. (Enam
Suresi, 114)
Allah insanları yaratmış, onları, içlerinden iyilik
yapanlarla kötülük yapanları ayırt etmek üzere bir
imtihan yeri olan dünyaya yerleştirmiştir. Ayrıca
insanlara elçiler göndermiş ve elçilerine de doğruyu
yanlıştan ayırmalarını sağlayacak hükümleri içeren
kitaplar vermiştir. İnsanlık tarihi boyunca bütün
elçiler, gönderildikleri kavimleri Allah'ın emrettiği
hükümleri içeren hak kitaplarla uyarıp korkutmuşlar,
onları doğru yola çağırmışlardır.
Ancak zaman içinde elçilerin getirdiği kitaplar
insanlar tarafından tahrif edilmiş, Allah'ın gönderdiği
hükümler inkarcı kesimlerin kendi çıkarlarını koruyacak
bozuk hükümlerle değiştirilmiştir. Fakat Allah insanlara
yine kendilerini 'doğru yola ulaştıracak bir rehber'
olarak Kuran'ı indirmiş ve "Hiç
şüphesiz, zikri (Kuran'ı) Biz indirdik Biz; onun
koruyucuları da gerçekten Biziz" (Hicr Suresi, 9) ayeti ile içindeki hükümleri kıyamete kadar koruyacağını
vaat etmiştir.
Elbette Kuran insanın karşılaşacağı her olayda çözüm
bulmak, doğruya ulaşmak için başvuracağı yegane
kaynaktır. Çünkü Kuran, Allah'ın hükümlerini içeren tek
hak kitaptır. Ve Allah'ın gönderdiği korunmuş hükümlerin
olduğu bu kitaba sarılanlar, onda Allah'ın kendilerine
emrettiklerini yerine getirenler, kuşkusuz doğru yolu
bulmuş kimselerdir. Dünyada Allah'ın hükümleriyle
hükmeden O'nun kendilerinden istediklerini yerine
getirenler elbette ahirette de kazanç içinde
olacaklardır. |
HAKİM
Hikmet sahibi, sağlam, muhkem
olan
O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir
biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret'
verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde
olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz,
Hakimdir. (Haşr Suresi, 24)
Daha önce de üzerinde durduğumuz gibi, insanın
çevresinde gördüğü herşey yaratılmışlığın apaçık
delillerini taşır. Evrende belli bir yöne doğru
ilerlemekte olan galaksiler, Güneş'in etrafında belirli
bir yörüngede dönüp duran Dünya, canlıların
bedenlerindeki -henüz yüzyılımızda keşfedilen- girift
sistemler ve gözle görülemeyen mikro alemde meydana
gelen -yine yeni keşfedilmiş- olaylar dizisi... Kuşkusuz
bilimsel alandaki gelişmelerle insanların bilgisi
arttıkça, en küçükten en büyüğe kadar evrendeki her
detayın ne kadar ince hesaplarla tasarlanmış olduğu daha
da netlik kazanmaktadır.
Bugün ulaşılabilen bilgi seviyesi ile şu gerçek
ortaya çıkmıştır: Kainatın yoktan var olduğu ilk andan
bu yana oluşan tüm olaylar belirli bir plan içinde
gelişmiştir. Öyle ki bu planın sonucunda üzerindeki tüm
canlılarla birlikte Dünya oluşmuştur. Ve akıl sahibi bir
varlık olan insan, yeryüzündeki yerini almıştır. Elbette
bu durumda insana düşen, kendi varlığı için en uygun
koşulların bir düzen içinde oluşturulduğunu fark
edebilmek, kainatın meydana geliş aşamalarındaki
hikmetleri kavrayabilmektir.
İnsan kendisine verilen bunca nimet karşısında
unutmamalıdır ki, herşeyin belli bir yaratılış amacı ve
hikmeti vardır. Kendisinin rahatlıkla yaşayabildiği bir
gezegen yaratılmıştır. Sadece bu konu üzerinde düşünmek
bile Allah'ın herşeyi sonsuz bir hikmetle yarattığını
görmek için yeterlidir. Ayetlerde şöyle
buyrulmaktadır:
Dediler ki: "Sen yücesin, bize
öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten
Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın."
(Bakara Suresi, 32)
Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar
birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder,
kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar,
zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler.
İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır.
Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet
sahibidir. (Tevbe Suresi, 71)
Ve şüphesiz senin Rabbin, O, onları
haşredecektir. Gerçekten O, hüküm ve hikmet sahibidir,
bilendir. (Hicr Suresi, 25) |
HAKK
Varlığı hiç değişmeden duran
İşte böyle; şüphesiz Allah, O, Hak
olandır ve şüphesiz O'nun dışında taptıkları (tanrılar)
ise, batıldır. Şüphesiz Allah, yücedir, büyüktür.
(Lokman Suresi, 30)
Zaman ve mekan canlı-cansız herşey gibi 'yaratılmış'
kavramlardır. Zaman ve mekanın hiç olmadığı bir anda
yoktan bir madde alemi yaratılmış ve bu alem içinde
zaman-mekan kavramları oluşmuştur. Şöyle ki, zaman
içinde geriye gittiğimizde bir sınırla karşılaşırız ve
bu sınırın gerisine asla geçemeyiz. Bir olay için
kullanabileceğimiz en eski ifade, 'evrenin yaratılış
anı'dır. Hatta bugün bilim çevrelerinde tespit edilen
sınır, kainatın yaratılma anından itibaren 10-43
saniyedir. Bu zaman diliminden öncesi için ne zaman ne
de mekan tanımlanamamaktadır.
Bu noktada karşımıza zamanın ve mekanın olmadığı bir
boyut çıkar. İnsanın sınırlı olduğu bu iki kavram
belirli bir anda 'yaratılmış' olduklarına göre, bu
'yaratılış'tan önce bir zamansızlık ve mekansızlık
mevcuttu. İşte bizlerin asla dışına çıkamadığımız bu
kavramları yaratan onların tamamen dışında olan
Allah'tır.
Allah zamandan ve mekandan münezzehtir ve dolayısıyla
varlığı her zaman mevcuttur. Asla değişmez. Tek gerçek
varlık O'dur, O'nun Zatı dışında herşey ancak O'nun 'ol'
demesiyle var olmuştur. Allah'ın Zatı dışında herşey
ölümlüdür ve yok olucudur. Kuran'da da bildirildiği gibi
Hak olan yalnızca O'dur.
Hak olan, biricik hükümdar olan Allah
yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel,
Kur'an'ı (okumada) acele etme ve de ki: "Rabbim, ilmimi
artır." (Taha Suresi, 114)
İşte böyle; şüphesiz Allah, hakkın
kendisidir ve şüphesiz ölüleri diriltir ve gerçekten
herşeye güç yetirendir. (Hac Suresi, 6)
İşte burada (bu durumda) velayet
(yardımcılık, dostluk) hak olan Allah'a aittir. O, sevap
bakımından hayırlı, sonuç bakımından hayırlıdır. (Kehf
Suresi, 44) |
HALIK
Herşeyin varlığı ve varlığı
boyunca görüp geçireceği halleri, hadiseleri tespit ve
tayin eden ve ona göre yaratan, yoktan var eden
Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte
bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı
üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde
yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz
Allah, herşeye güç yetirendir. (Nur Suresi, 45)
Bir arı kovanındaki tüm arılar görevlerini eksiksiz
yerine getirirler. İşçi arılar kovanın yapımında
çalışır, kovanı havalandırarak derecesini hep sabit
tutarlar, kovana çiçeklerden topladıkları besinleri
getirirler. Kraliçe arı ise kovanın içinde sabit kalarak
soyun devamını sağlar. Bir sivrisinek yumurtadan
çıktığında erişkin haline hiç benzemez. Sivrisinek
larvası gelişimini tamamlayana kadar 4 defa deri
değiştirir. Pupa döneminin sonuna doğru derisi açılır ve
erişkin sivrisinek pupanın içinden suya hiç değmeden
çıkar.
Yukarıda bahsettiğimiz canlılar yeryüzünde yaşayan
sayısız canlıdan yalnızca iki tanesidir. Fakat
doğumlarını, yaşamlarını ve ölümlerini diğer canlılar
gibi Allah belirlemiştir. Bu canlılar, yaratıldıkları
andan itibaren Allah'ın tespit ettiği, uygun gördüğü ve
emrettiği şekilde yaşamlarını sürdürürler. Kesinlikle
Allah'ın kendileri için takdir ettiği görevin dışına
çıkmazlar. Çöllerde +50 derecede yaşayan kertenkeleler
de, kutuplarda -50 derecede yaşayan penguenler de,
denizin binlerce metre altında yaşayan süngerler de aynı
durumdadır. Hepsi hayatları boyunca Allah'ın tespit
ettiği şekilde yaşarlar. Onlardan önceki nesiller de
aynı şekilde yaşamıştır, sonraki nesiller de aynı
şekilde yaşayacaklardır. Çünkü Allah canlıların hepsi
için bir yaşam biçimi seçmiştir.
Sonuç olarak kainattaki hiçbir canlının kendi yaşam
biçimini tayin etme hakkı yoktur. Tüm canlıları Allah
yaratmış ve bu şekilde yaşamalarını takdir etmiştir.
Onlar da kayıtsız şartsız bu hükme boyun
eğmişlerdir.
İnsan da kainatın küçük bir parçasıdır. Allah insanı
bir damla sudan yaratmış, ve bir yaşam biçimi takdir
etmiştir. Hiçbir insan kendi kararıyla yaşam süresini
belirleyemez, yaşlanmayı ve ölümü durduramaz,
acizliklerinden kurtulamaz. Tüm bunları belirleyen,
dilediği şekilde yönlendiren Allah'tır. Allah'ın gücünün
benzersizliği ve herşeyi hakimiyeti altında tuttuğu
ayetlerde şöyle haber verilir:
Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin
yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir
eşi (zevcesi) yoktur. O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi
bilendir. (Enam Suresi, 101)
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi
kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki: "Öyleyse, O'nu
bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya
güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar)
edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören
(basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla
nur eşit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması
gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma,
kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah,
herşeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır."
(Rad Suresi, 16)
Kendi derilerine dediler ki: "Niye
aleyhimizde şahitlik ettiniz?" Dediler ki: "Herşeye
nutku verip-konuşturan Allah, bizi konuşturdu. Sizi ilk
defa O yarattı ve O'na döndürülüyorsunuz." (Fussilet
Suresi, 21) |
HALİM
Çok yumuşak olan
İki topluluğun karşı karşıya geldikleri
gün, sizden geri dönenleri, kazandıkları bazı şeyler
dolayısıyla şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti.
Ama andolsun ki, Allah onları affetti. Şüphesiz Allah,
bağışlayandır, yumuşak olandır. (Al-i İmran Suresi,
155)
Şu an dünyada yaşayan insanlara, kendilerini yaratan
Allah'ın gönderdiği bir kitap vardır. O'nun Katından
gönderilen, hükümleri korunmuş olan bu kitap, son hak
kitaptır. Allah bu kitabın içinde dünyada yaşayan
insanlara neler yapmaları gerektiğini açık açık
belirtmiştir; uymaları gereken emirleri, sakınmaları
gereken yasakları bildirmiştir. Üstelik bu kitaptaki
emirlere uyarak hayatını Allah'ın rızasını kazanmak için
çalışarak geçirenlerin sonsuza kadar cennette
kalacaklarını müjdelemiştir. Uymayanların ise sonsuza
kadar içinde kalacakları cehennemi ve onun içindeki
azapları tüm ayrıntılarıyla anlatmıştır.
Allah'a yönelmek ve O'nun rızasını kazanmaya çalışmak
için indirilmiş olan bu kitap, 1400 sene önce Peygamber
Efendimiz Hz. Muhammed'e indirilmiş olan Kuran'dır.
Allah Kuran'da insanlara bilmeleri gereken herşeyi
anlatmıştır; hayatı, ölümü, cenneti, cehennemi...
Fakat insanların birçoğu hak kitabın geldiğini
bilmelerine rağmen onu okumaktan yüz çevirir, hatta bir
kısmı hayatları boyunca Allah'ın gönderdiği bu kitabı
ellerine bile almazlar. Allah'ın ayetlerini göz ardı
ederek dünya hayatının zevkine ve eğlencesine dalarlar.
Ölümlerinden sonra karşılaşacakları hesabı ve ahiret
hayatını ise hiç düşünmezler. Allah'ın yasaklarına
uymadıkları gibi, insanlara emrettiği güzel ahlakı da
yaşamazlar. Mallarını, mülklerini kimseyle paylaşmaz,
zorda olanlara yardım etmezler. Üstelik kendilerine iman
etmeleri söylendiğinde "Biz ne yaptığımızı biliyoruz"
diye karşılık verirler. İçlerinden ancak çok azı Allah'a
gereği gibi iman eder ve O'nun hükümlerini eksiksiz
uygular.
Yukarıda anlatılanlar biraz düşünüldüğünde, Allah'ın
insanlar üzerindeki sonsuz merhameti ve şefkati açıkça
görülebilir. İnkar edenler, bile bile hak dinden yüz
çevirmelerine ve Allah'ın yasaklarını çiğnemelerine
rağmen Allah onları hemen azaplandırmaz. Hatta onları
dünya hayatında refah içinde yaşatır, her türlü nimeti
verir. Onlara iman etmeleri ve hak dine dönmeleri için
süre tanır. Üstelik Allah gönderdiği dini çok kolay
kılarak da sonsuz şefkatini göstermiştir. Ayrıca
insanları unuttuklarından ve yanıldıklarından dolayı
sorumlu tutmaz. Kör olana, topal olana, hasta olana
sorumluluk yüklemez. İnsanlara sabrı ve tevekkülü
öğreterek omuzlarındaki yükü kaldırır. Bütün bu örnekler
Allah'ın sonsuz merhametini ve şefkatini, inkar eden
insanların ise nankörlüğünü anlamak için yeterlidir.
Ama insanın unutmaması gereken çok önemli bir nokta
daha vardır: Allah, aynı zamanda sonsuz adalet
sahibidir. Ve dünyada da, ahirette de insanların
yaptıklarının karşılığını eksiksiz olarak verecektir.
Allah'ın Halim sıfatı ayetlerde şöyle haber
verilmektedir:
Allah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele
söylemelerinizden, boş, amaçsız sözler'den dolayı
sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin kazandıklarından
dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, yumuşak
davranandır. (Bakara Suresi, 225)
Yedi gök, yer ve bunların içindekiler
O'nu tesbih eder; O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir
şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini
kavramıyorsunuz. Şüphesiz O, halim olandır,
bağışlayandır. (İsra Suresi, 44)
Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri
zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor.
Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, Kendisinden
sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir,
bağışlayandır. (Fatır Suresi, 41) |
HAMİD
Ancak Kendisine şükredilen, bütün
varlığın diliyle yegane övülen
O'dur ki, onlar umutlarını kestikten
sonra yağmuru indirir ve rahmetini serip-yayar. O,
Veli'dir, Hamid'dir. (Şura Suresi, 28)
Kainatta yaşayan tüm bitkiler ve hayvanlar, Allah'ın
yeryüzünde kendilerini yerleştirdiği şekilde yaşarlar.
Böylelikle Allah'ı tesbih edip O'nu yüceltirler. Denizin
dibinde yaşayan bir balık da, çölde yetişen bir kaktüs
de büyük bir teslimiyetle yaşamını sürdürür. Allah'ın
kendileri için takdir ettiği şekilde yaşamaları, O'nun
kurduğu düzeni asla bozmamaları tüm canlıların Allah'ı
tesbih ettiklerini gösterir. Gökyüzündeki ve
yeryüzündeki herşey, tonlarca suyun biraraya
getirilmesiyle oluşan denizler, binlerce metreye uzanan
dağlar ve gökyüzünde sürüklenen bulutlar, ardı ardına
çakan şimşek ve gökgürültüsü de Allah'ı tesbih edip
yüceltir. O'nun sonsuz ilmini ve gücünü insanlara
gösterirler. Fakat iman etmeyenler onların bu
tesbihlerini kavrayamazlar. Allah bu gerçeği İsra
Suresi'nin 44. ayetinde şu şekilde insanlara
bildirir:
Yedi gök, yer ve bunların içindekiler
O'nu tesbih eder; O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir
şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini
kavramıyorsunuz. Şüphesiz O, halim olandır,
bağışlayandır. (İsra Suresi, 44)
İman edenler de Allah'ın Yüceliğini ve büyüklüğünü
kavrayarak Rabbimiz'i tesbih eder, büyüklüğünü ve
Yüceliğini kavrayarak, kendilerine lütfettiği nimetler
için Allah'a şükrederler. Çünkü verilen her türlü nimet
karşılığında kendilerinden istenen yalnızca şükredici,
hamd edici birer kul olmalarıdır. Ayetlerde şöyle
buyrulmaktadır:
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır.
Andolsun, biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere:
"Allah'tan korkup-sakının" diye tavsiye ettik. Eğer
inkara saparsanız, şüphesiz, göklerde ve yerde ne varsa
Allah'ındır. Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, hamde
layık olandır. (Nisa Suresi, 131)
Musa demişti ki: "Eğer siz ve
yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile
şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür."
(İbrahim Suresi, 8)
Kendilerine ilim verilenler ise,
Rabbinden sana indirilenin hakkın ta kendisi olduğunu ve
üstün, güçlü, övülmeye layık olan (Allah)ın yoluna
yöneltip- ilettiğini görüyorlar. (Sebe Suresi, 6) |
|
|
|