ALLAH’IN
İSİMLERİ
"O Allah ki O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur. O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir; Kuddus'tür; Selam'dır; Mümin'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir. O Allah ki, yaratandır, (en güzel biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir."
(Haşr Suresi, 22-24)
ADL
Adil olan, adaleti emreden
Ey iman edenler, adil şahidler olarak,
Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan
kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O,
takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının.
Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.
(Maide Suresi, 8)
Allah adalet yapanların en hayırlısıdır. O'nun düzeni
tüm kainatı kuşatmıştır. O, adaletini dünyada ve
ahirette kullarına gösterecektir. Herşeyi hakkıyla
gören, herşeyin içini dışını bilen, herşeyden haberdar
olan Allah'ın tüm işleri hikmetli ve adaletlidir.
İnsanların yaşamları boyunca işledikleri tüm fiiller
muhakkak Allah'ın adaletine göre değerlendirilecektir.
Zulüm yapanların zulümlerinin elbette karşılıksız
kalmayacağını, iyi tek bir sözün bile mükafatının
verileceğini, Allah Kuran'da bize haber vermektedir. Tüm
bunların adilce değerlendirileceği yer ahirettir;
Allah'ın sonsuz adaletinin tecelli edeceği yer...
Dünya hayatında inkarcıların peygamberlere ve
müminlere çıkardıkları zorluklar, attıkları iftiralar,
işledikleri günahlar elbette karşılıksız kar
kalmayacaktır. Müminlerin cennetteki derecelerini
yükselten tüm bu zorluklar, inkarcıların da cehennemin
en alt tabakalarında bulunmalarına vesile olacaktır.
Allah hesap gününde son derece duyarlı terazilerle hiç
kimseyi haksızlığa uğratmayacak, dünyada onlara verdiği
sürenin sonunda sonsuz adaletine uygun olarak hesabını
çok seri olarak görecektir. Şüphesiz Allah herşeyi bilen
ve vaadine en sadık olandır. İnsanlar dünyada
yaptıklarının karşılığını ahirette muhakkak
göreceklerdir. Böylece inkarcılar, içinde yaşadıkları
inkarın, en acı şekilde karşılığını bulacak, Allah'a
imanlarında ve bağlılıklarında kararlı olanlar ise
yaptıklarının karşılığını en güzeliyle muhakkak
Allah'tan alacaklardır. Ayette şöyle buyrulur:
Şüphesiz sana biat edenler, ancak
Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların
ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa,
artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de
Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona
büyük bir ecir verecektir. (Fetih Suresi, 10)
Ancak burada üzerinde önemle düşünülmesi gereken bir
nokta vardır. Allah'ın adaletini düşünürken kesinlikle
bir insanın adalet anlayışıyla kıyaslama yapılmamalıdır.
Çünkü inkar eden bir insan isteklerine ve zaaflarına
uyabilir, adaleti gözetirken duygusallığa kapılabilir,
bir konu hakkında yanlış hükümler verebilir ve
yapılanları unutabilir. En önemlisi de karşısındakinin
içinden geçirdiklerini bilmesi mümkün değildir. Allah
ise asla yanılmaz ve asla unutmaz. Her insan için onun
her hareketini gözetleyen ve kaydeden melekler tayin
etmiştir. Bu melekler insanların hem içinden geçeni, hem
de tüm eylemlerini yazarlar. Sonuç olarak Allah insanın
ruhuna tamamıyla hakimdir. En adaletli hüküm verecek
olan da Rabbimiz'dir. İsra Suresi'nin 71. ayetinde,
Allah'ın sonsuz adalet sahibi olduğu şöyle haber
verilmektedir:
Her insan-grubunu imamlarıyla
çağıracağımız gün, artık kimin kitabı sağ eline
verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar ve onlar, bir
'hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar' bile haksızlığa
uğratılmazlar. (İsra Suresi, 71)
Yapılan tüm kötülüklerin, inananların aleyhine
kurulan örgütlenmelerin, hazırlanan tuzakların karşılığı
en küçük ayrıntısına kadar ahirette verilecektir. Allah
inkarcılara, dünya hayatında aslında yalnızca onların
kötülüklerini artırmaya neden olacak mal, mülk,
zenginlik ve bunun gibi birçok imkan verebilir. Allah
ayetlerinde bunlara aldanılmaması gerektiğini
bildirmiştir. Çünkü kısacık dünya hayatının karının,
ahirettekinin yanında hiçbir anlam ve öneme sahip
olmadığı şüphe götürmez bir gerçektir. Hele sonsuz bir
cehennem inkarcılara gittikçe yaklaşıyorken...
Asıl yurt olan ahirette her nefis yaptıklarını
karşısında hazır bulacaktır. Allah sonsuz adaletinin
tecellisini kullarına, cennetinde ve cehenneminde
sonsuza kadar gösterecektir. Allah en sonunda Kendisi'ne
inananlarla inanmayanların arasını hak ile
ayıracaktır.
Allah, sizinle din konusunda
savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara
iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan
sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever.
(Mümtehine Suresi, 8)
Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline
(sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında
hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla
Allah, size ne güzel öğüt veriyor!.. Doğrusu Allah,
işitendir, görendir. (Nisa Suresi, 58)
Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram
yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında hükmet veya
onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan,
sana hiçbir şeyle kesin olarak zarar veremezler.
Aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz, Allah,
adaletle hüküm yürütenleri sever. (Maide Suresi, 42)
De ki: "Rabbimiz (kıyamet günü) bizi
birarada toplayacak, sonra da hak ile aramızı
ayıracaktır. O, (gerçek hükmünü vererek hak ile batılın
arasını) açandır, (herşeyi hakkıyla) bilendir. (Sebe
Suresi, 26) |
AFÜVV
Affı çok olan
Bir hayrı açıklar ya da gizli
tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz
Allah, affedicidir, güç yetirendir. (Nisa Suresi,
149)
İnsan, yapısı gereği hata yapmaya çok müsait bir
varlıktır. Her an, pek çok konuda eksik düşünebilir,
yanlış bir karar verebilir, hatalı bir tavır
sergileyebilir. Ancak insanı yaratan ve ondaki bu
eksiklikleri bilen Allah, yapılan hataları da
affedicidir. Allah'ın 'affediciliği' olmasa hiçbir
insanın cennete girmesi mümkün olmazdı. Nitekim bu
gerçeğe Kuran'da açıkça dikkat çekilmiştir:
Eğer Allah, insanları zulümleri
nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde
(yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey bırakmazdı; ancak
onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir.
Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler,
ne de öne alınabilirler. (Nahl Suresi, 61)
Fakat unutmamak gerekir ki, Allah'ın affediciliği
samimi kulları için geçerlidir. O, Kendisi'ne içten
yönelip dönen insanların günahlarını affeder. Önemli
olan kişinin samimi olup, kesin bir kararlılıkla tevbe
etmesidir. Yoksa tevbe edip tekrar tekrar eski
hatalarına geri dönenlerin ve yaptıklarından gerçek bir
pişmanlık duymayanların tevbesini kabul etmeyeceğini
Allah bir ayette şöyle bildirmiştir:
Allah'ın (kabulünü) üzerine aldığı
tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra
hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah,
böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir,
hüküm ve hikmet sahibi olandır. (Nisa Suresi, 17) |
AHİR
Herşeyin yokoluşundan sonra da
var olan
O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir,
Batındır. O, herşeyi bilendir. (Hadid Suresi, 3)
Allah kainatı yokluktan yaratmıştır ve onu en sonunda
yine eski durumuna çevirecek, yok edecektir. Yok
olmayacak hiçbir eşya, ölümsüz olan hiçbir canlı mevcut
değildir. Dünyadaki tüm canlılar doğar ve ölürler,
herşeyin bir ömrü, sayılı günü vardır. Oysa Kuran'da
bildirildiği gibi Allah evveldir, ahirdir yani
başlangıcı olmadığı gibi sonu da yoktur. Herşey yok
olduktan sonra baki kalacak olan da O'dur.
Ömrü ve zamanı yaratan Allah maddeye ait tüm bu
özelliklerden uzaktır. O, öncesi ve sonrası olmayandır.
Sonsuzluğun sahibi, zamanın ve mekanın üstünde olan
Allah'tır. Sonuçta kainat tekrar başlangıç noktasına
dönecek, canlı cansız hiçbir şey kalmayacaktır. Yalnız
Allah'ın varlığı baki kalacaktır. Allah bu gerçeği
Kuran'da şöyle bildirir:
(Yer) Üzerindeki herşey yok
olucudur;
Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin
yüzü (Kendisi) baki kalacaktır. (Rahman Suresi,
26-27) |
AHKAM-ÜL HAKİMİN
Hüküm verenlerin hakimi
Allah hükmedenlerin hakimi değil midir?
(Tin Suresi, 8)
Her işin hükmünü veren, sonuçlandıran Allah'tır. Tüm
olaylar O'nun emriyle, dilemesiyle oluşur ve gelişir.
Allah'ın verdiği hükümlerde mutlaka birçok hikmet
gizlidir. Fakat insanların çoğu, kendi kısıtlı akılları
ile değerlendirme yapar ve dolayısıyla Allah'ın
hükümlerini tam olarak kavrayamazlar. Oysa Allah sonsuz
aklın sahibidir. Üstelik zaman ve mekandan da
münezzehtir; bu kavramları yaratan ve insanların zamana
ve mekana tabi olarak yaşamasını uygun görendir. İnsan
hiçbir zaman bir gün sonra, hatta bir saat sonra neler
yaşayacağını bilemez. O ise bir işe hükmettiği zaman bir
gün sonra, yıllar sonra ve hatta kıyamete kadar o işin
neyle sonuçlanacağına da hakimdir. Dolayısıyla verdiği
hüküm her zaman en doğru, en iyi ve en hikmetli
olandır.
Fakat iman etmeyenler bu gerçeğin farkına varamazlar.
Çevrelerinde oluşan her olayın belirli sebeplere bağlı
olarak, tesadüfen oluştuğunu düşünürler. Allah'ın
hükmettiği olaylardaki hikmetleri değerlendiremezler.
Meydana gelen her olayın Allah'ın kontrolünde olduğunu
fark edemezler. Müminler ise Allah'ın verdiği hükümlerin
hikmetlerini kavramaya çalışır ve O'nun daima en iyi ve
en hayırlı hüküm veren olduğunu bilirler. Kuran'da şöyle
buyrulmaktadır:
Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü
verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en
hayırlısıdır. (Yunus Suresi, 109)
Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki:
"Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin
va'din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin. (Hud
Suresi, 45) |
ALİM
Herşeyi çok iyi bilen
Doğu da Allah'ındır, batı da. Her
nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (kıblesi) orasıdır.
Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir. (Bakara Suresi,
115)
İnsanlar düşünebilecek bir şuura sahip oldukları
andan itibaren bir şeyler öğrenmeye başlarlar. Belli bir
yaşa ulaştıktan sonra da öğrenim görmeye ve bu şekilde
sayısız bilgiler edinmeye devam ederler. Hatta bazı
insanlar belirli bir veya birkaç konu üzerinde
uzmanlaşırlar. Örneğin bir fizik mühendisi, fizik
kurallarının tamamını öğrenebilir veya felsefe üzerine
öğrenim görmüş bir insan, felsefi konulara tam olarak
hakim olabilir. Yine yakın tarih üzerinde uzmanlaşmış
bir araştırmacı, yakın tarih ile ilgili çok isabetli
yorumlar yapabilir. Çünkü bu konu ile ilgili
öğrenilebilecek herşeyi biliyordur.
Yukarıda saydıklarımız, 'bilmek' fiilinin insanlar
için geçerli olan kısmıdır elbette. Ancak 'bilmek'
fiilinin, insanların asla tasavvur edemeyeceği, güç
yetiremeyeceği bir boyutu vardır: Allah'ın
bilmesi...
Allah göklerin, yerin, bu ikisi arasında olan tüm
canlıların, kainatta işleyen tüm kanunların, her an
meydana gelen tüm olayların bilgisine sahiptir. Çünkü
tümünün Yaratıcısı O'dur. Üstelik Allah'ın 'bilmesi'
sınırsızdır; Allah aynı anda dünya üzerinde doğan ve
ölen insanların kimliklerini, yeryüzündeki her bir
ağaçtan düşen yaprakların sayısını, evrendeki
milyarlarca galaksi içindeki milyarlarca yıldızın her
birinin özelliklerini ve burada sayfalarca saysak da
asla bitiremeyeceğimiz herşeyi bilir. O, yeryüzünde,
aynı anda uzayda meydana gelen her olayı, dünya
üzerindeki milyarlarca insanın, hayvanın, bitkinin
hücrelerinde kodlu olan şifreleri de bilir.
İnsanın unutmaması gereken çok önemli bir sır vardır:
Allah yukarıda sayılan tüm detayların yanında insanın
içini, aklından geçenleri, gizli veya açık işlediği tüm
fiilleri de bilir. İnsan, içinde yaşadığı duyguların,
düşüncelerin, sıkıntıların yalnızca kendi bilgisi
dahilinde olduğunu zanneder; ama bu büyük bir
yanılgıdır. Kainatın her noktasına tam olarak hakim olan
Allah, insanın içine ve dışına da hakimdir. Nitekim
Allah'ın bu sonsuz bilgisi pek çok ayetle
bildirilmiştir:
Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye
kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz,
şüphesiz Allah onu bilir. (Al-i İmran Suresi, 92)
Görmedin mi ki, göklerde ve yerde
olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allah'ı
tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını ve tesbihini
şüphesiz bilmiştir. Allah, onların işlediklerini
bilendir. (Nur Suresi, 41)
Güneş de, kendisi için (tesbit edilmiş)
olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve
güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir. (Yasin Suresi,
38)
Haberiniz olsun; gerçekten onlar, ondan
gizlenmek için göğüslerini büker (Hak'tan kaçınıp yan
çizer)ler. (Yine) Haberiniz olsun; onlar, örtülerine
büründükleri zaman, O, gizli tuttuklarını da, açığa
vurduklarını da bilir. Çünkü O, sinelerin özünde saklı
duranı bilendir. (Hud Suresi, 5)
Oysa onlar, önceden ellerinin takdim
ettiklerinden dolayı onu (ölümü) hiçbir zaman kesin
olarak dilemiyeceklerdir. Allah, zalimleri bilendir.
(Bakara Suresi, 95)
Onları siz öldürmediniz, ama onları
Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah
attı. Müminleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan
etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.
(Enfal Suresi, 17) |
ALİYY
Çok yüce olan
Kendisiyle Allah'ın konuşması, bir
beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahy ile ya
da perde arkasından veya bir elçi gönderip kendi izniyle
dilediğine vahyetmesi (durumu) başka. Gerçekten O, yüce
olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Şura Suresi,
51)
Allah Kuran'da Kendisi'ni bizlere tanıtmıştır: Tüm
alemleri yaratan, kainatın tek hakimi olan Allah
Yücedir. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında
bulunanların yegane sahibi O'dur. O'ndan başka ilah
yoktur, Allah insanların şirk koştuklarından çok
Yücedir. Tüm mülk Allah'a aittir; O, herşeye güç
yetirendir. O, Yüce makamların da sahibidir. Allah
alemlerden müstağnidir.
Kuşkusuz 'en güzel isimler' Allah'a ait olduğu için
O'nu eksiksiz olarak tarif etmek bir insan için mümkün
değildir. Allah'ı ancak Kendisi'nin bize bildirdiği
kadarıyla tanıyabilir, Yüceliğini ancak Kuran
ayetleriyle takdir edebiliriz. Allah, bir ayetinde Kendi
Yüceliğini şöyle tarif etmiştir:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur.
Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde
ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun
katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve
arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının
dışında, O'nun ilminden hiçbirşeyi
kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve
yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç
gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi,
255) |
ASİM
Koruyan
(Oğlu) Dedi ki: "Ben bir dağa
sığınacağım, o beni sudan korur." Dedi ki: "Bugün
Allah'ın emrinden, esirgeyen olan (Allah)dan başka bir
koruyucu yoktur."... (Hud Suresi, 43)
İnsan acizliği sebebiyle her an, her türlü zorlukla
karşılaşabilir. Örneğin, dünya her an doğal afetlerin
oluşabildiği bir yerdir. Depremler, seller, kasırgalar,
yanardağ patlamaları sık sık karşılaşılan olaylardır.
Veya aynı şekilde kişiyi manen sıkıntıya düşürebilen de
pek çok olay vardır. Ve bu olaylar karşısında
unutulmaması gereken bir gerçek vardır: İnsan ne kadar
uğraşırsa uğraşsın, ne kadar acizliğinden kurtulmaya
çalışırsa çalışsın, Allah'ın dilemesi dışında başına
gelecek herhangi bir şeyden korunamaz. İnsan için tek
koruyucu Rahman olan Allah'tır. Kuran'da bu durum şöyle
bildirilmiştir:
De ki: "Sizi karanın ve denizin
karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve)
gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz:
"Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten
şükredenlerden oluruz." De ki: "Ondan ve her türlü
sıkıntıdan sizi Allah kurtarmaktadır. Sonra siz yine
şirk koşmaktasınız." (Enam Suresi, 63-64)
İnsanlar tek başlarına kaldıklarında, ellerindeki
maddi imkanların, yakınlarının onlara hiçbir şeyle
yardıma güç yetiremeyeceğini anladıkları anlarda ya da
sağlıklarını yitirdiklerinde Allah'ı zikreder, O'ndan
yardım dilerler. Ancak O, kendilerini kurtarınca yine
nankörlük edip başlarına gelenleri unuturlar. Dünyada
Allah'tan başka koruyucu bulamayacağını anlamayan, O'nun
her türlü yardımına rağmen nankörlükte ayak direten bu
kişiler, ahirette sonsuz bir azapla karşılaşarak gerçeği
göreceklerdir.
Bu kişilerin durumu ayette şöyle haber
verilmektedir:
... Çekimser davrananlar ve
büyüklenenler, onları acıklı bir azabla
azablandıracaktır ve kendileri için Allah'tan başka bir
(vekil) koruyucu dost ve yardımcı bulamayacaklardır.
(Nisa Suresi, 173) |
AZİM
Pek azametli, büyük olan
Göklerde ve yerde olanlar O'nundur. O,
yücedir, büyüktür. (Şura Suresi, 4)
Allah'ın büyüklüğü ve azameti kuşkusuz bir insanın
kavrama sınırının çok üstündedir. Fakat insan yine de
kendi aklının sınırları dahilinde Allah'ın ne kadar
güçlü ve kudretli olduğunu görebilir, anlayabilir. Zira
tüm kainat Allah'ın büyüklüğünü gösteren sayısız örnekle
doludur. İnsanın yalnızca içinde yaşadığı dünyayı biraz
incelemesi dahi, herşeyi yaratan Allah'ın azametini
hissettirecektir.
Tonlarca ağırlıkta bulutları taşıyan gökyüzü,
binlerce metre yükseğe uzanan dağlar, içlerinde
milyonlarca çeşit canlının bulunduğu denizler, çakan
şimşek ve onun ardından gelen gök gürültüsü ve Allah'a
boyun eğmiş milyarlarca canlı... Bunlar ve burada
sayılamayan sayısız detay Allah'ın büyüklüğünün açık
delillerindendir.
Bir de dünyanın biraz dışına çıkıp düşünelim. Şöyle
bir örnek, kainatı yaratan sonsuz azamet sahibi
Rabbimiz'i biraz daha derin kavramamıza yardımcı
olacaktır:
Evren adını verdiğimiz sınırsız bir mekan içinde
yaşıyoruz. Bugün bilim adamlarının ulaşabildikleri bilgi
seviyesine göre bu evren, içinde milyarlarca galaksiyi
barındırıyor. Peki bu galaksilerin içinde neler var?
Yine bilimin bize bildirdiği, her galaksi içinde
milyarlarca yıldız bulunduğu. Biz de içinde milyarlarca
yıldız içeren milyarlarca galaksiden birinin içinde,
Dünya ismi verilen ve saatte 1670 km. hızla hiç durmadan
dönen bir gezegen üzerinde yaşıyoruz. Ve kuşkusuz bu
rakamlarla düşünüldüğünde, kainat içindeki varlığımızın,
bir toz zerreciğinin dünya içindeki varlığı ile dahi
kıyaslanamayacak derecede olduğu anlaşılacaktır.
İşte insan, samimi olarak düşündüğünde dahi
milyarlarca galaksiyi yaratan ve tümünü kontrolü altında
tutan Rabbimiz'in azametini fark edebilir. Rabbimiz tüm
kainatı yaratan, milyarlarca yıldızı barındıran,
milyarlarca galaksinin tümünü kontrolü altında tutan
büyük bir gücün sahibidir. Allah, üstün sıfatlarını bir
ayette şöyle haber vermektedir:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur.
Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde
ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun
katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve
arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının
dışında, O'nun ilminden hiçbirşeyi
kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve
yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç
gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi,
255) |
AZİZ
Üstün, kuvvetli, güçlü, şerefli,
mağlup edilmesi mümkün olmayan, galip olan
Allah'ı, sakın elçilerine verdiği
sözden dönen sanma. Gerçekten Allah azizdir, intikam
sahibidir. (İbrahim Suresi, 47)
Allah'ın 'Aziz' sıfatı, O'nun hiçbir zaman mağlup
edilemeyeceğini, her zaman galip olanın Kendisi olduğunu
ifade eder. Allah kainatta mutlak kuvvet sahibidir ve
O'ndan üstün hiçbir güç yoktur.
Kainattaki tüm düzeni, insanların sırrını kavramaya
güç yetiremedikleri veya yeni yeni keşfedebildikleri her
türlü kanunu yaratan Allah'tır. Bunun yanı sıra
yeryüzünde bulunan her canlıyı yaratan da O'dur.
Allah'ın kainatta kendini gösteren sonsuz gücü ve
kudreti karşısında, yarattıklarının acizliği ise
apaçıktır. Yarattığı tüm varlıklar ancak O'nun emriyle
hareket edebilmekte, yaşamlarını sürdürebilmekte,
belirli bir düzen içinde var olabilmektedirler.
Kuşkusuz bu acizlik yeryüzüne hakim olduğunu zanneden
insan için de geçerlidir. Bir insan ne kadar güçlü,
zengin ve itibar sahibi olsa da, Allah karşısında
acizdir, güçsüzdür. Ne malı, ne parası, ne de ona itibar
eden insanların sayısı, onu Allah'ın azabına karşı
koruyamaz. Ancak Allah'a teslim olan, O'nun emirlerine
uygun yaşayan, rızasını kazanmaya çalışanlar hariç...
Allah Kuran'da her zaman Kendi taraftarlarına üstünlük
vereceğini vaat etmiştir. Ayetlerde şöyle
buyrulmaktadır:
Allah, yazmıştır: "Andolsun, Ben galip
geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük
kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele
Suresi, 21)
Bundan (Kuran'dan) önce (onlar)
insanlar için bir hidayet idiler. Doğruyu yanlıştan
ayıran (Furkan)ı da indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın
ayetlerini inkar edenler için şiddetli bir azab vardır.
Allah güçlüdür, intikam alıcıdır. (Al-i İmran Suresi,
4)
Allah, gerçekten kendisinden başka ilah
olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de
O'ndan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler.
Aziz ve Hakim olan O'ndan başka ilah yoktur. (Al-i İmran
Suresi, 18)
Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz
'izzet ve gücün' tümü Allah'ındır. O, işitendir,
bilendir. (Yunus Suresi, 65) |
BAİS
Gönderen (peygamber), uyandıran,
dirilten
Nasıl oluyor da Allah'ı inkar
ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi
yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O'na
döndürüleceksiniz. (Bakara Suresi, 28)
Şüphesiz yeryüzünde şu ana kadar yaşayan ve bundan
sonra da yaşayacak olan tüm insanlar ölümlüdür. Herkes
bir gün ölür ve mezara konulur. Ancak bu apaçık gerçeğe
rağmen insanların büyük bir çoğunluğu ölümü düşünmezler
ve mezara konulduktan sonra tekrar diriltilecekleri
gerçeğini de görmezden gelirler. Kuran'da bu kişilerin
durumları şöyle haber verilir:
Derler ki: "Biz çukurda iken, gerçekten
biz mi yeniden (diriltilip) döndürüleceğiz? Biz çürüyüp
dağılmış kemikler olduğumuz zaman mı?" (Naziat Suresi,
10-11)
Kuran'da insanların büyük bir yanılgı ile sordukları
bu soruya en açık şekilde cevap verilmiştir:
Kendi yaratılışını unutarak bize bir
örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri
kim diriltecekmiş?" De ki: "Onları, ilk defa
yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir."
(Yasin Suresi, 78-79)
Yukarıdaki ayetlerde de bildirildiği gibi Allah tüm
insanları ilk defa yaratıp-inşa edendir. Gelmiş geçmiş
tüm insanları birbirlerinden farklı özelliklerle
donatmıştır. Öyle ki, bugün bilindiği gibi her insanın
parmak ucuna kadar birçok özelliği diğer insanlardan
farklıdır. Kuşkusuz onları ilk defa yaratmış olan Allah,
ikinci kere ve hatta sayısız kereler aynı şekilde
yaratmaya güç yetirir. Nitekim Allah bunun delillerini
bizlere yeryüzünün diriltilişinde göstermektedir.
Çevremize baktığımızda her sonbahar tüm doğanın bir
nevi 'ölüm' yaşadığına şahit oluruz. Bu 'ölüm' bütün bir
kış mevsimi boyunca da sürer. Ancak ilkbahar geldiğinde
ağaçların kupkuru olmuş dallarında yeniden rengarenk
çiçeklerin, yemyeşil yaprakların çıktığını görürüz; tüm
doğanın canlanarak yeşillendiğini fark ederiz. Üstelik
bu 'ölümden sonra diriliş' binlerce senedir hiç aksaklık
göstermeden devam eder. İşte insanın ölümünden sonra
dirilişi de Allah için bu derece kolaydır. İnsanın
diriltilişi ile doğanın diriltilişi arasındaki bu
benzerliğe Allah ayetlerinde şöyle dikkat çekmiştir:
O ölüden diriyi çıkarır ve diriden
ölüyü çıkarır, ölümünden sonra da yeri diriltir. İşte
siz de böyle çıkarılacaksınız. (Rum Suresi, 19)
Şimdi Allah'ın rahmetinin eserlerine
bak; ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltmektedir?
Şüphesiz O, ölüleri de gerçekten diriltecektir. O,
herşeye güç yetirendir. (Rum Suresi, 50)
Allah'ın 'Bais' sıfatının bir başka anlamı da
'peygamber gönderen'dir. Allah insanlara
uyarıcı-korkutucular, müjde vericiler olarak elçiler
göndermiş ve onları doğru yola davet etmiştir.
Elçilerinden kimine insanları karanlıktan aydınlığa
çıkaracak kitaplar vahyetmiştir. Kuşkusuz bu, Allah'ın
insanlara büyük bir lütfudur. Kuran'da şöyle
buyrulmaktadır:
İnsanlar tek bir ümmetti. Allah,
müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve
beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri
şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak
kitaplar indirdi... (Bakara Suresi, 213)
Andolsun ki Allah, mü'minlere,
içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle
lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor,
onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti
öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık
içindeydiler. (Al-i İmran Suresi, 164) |
BAKİ
Devam eden, fani olmayan
(Yer) Üzerindeki herşey yok olucudur;
Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin yüzü (Kendisi) baki
kalacaktır. (Rahman Suresi, 26-27)
Kainat içinde bulunan tüm varlıkların bir sonu
vardır. Bir insan doğar, yaşar ve dünyada sürdürdüğü
sınırlı ömrün sonunda ölür. Bu son, bütün insanlar için
kaçınılmazdır. İnsanlar gibi bitkiler ve hayvanlar
aleminin de yokoluşu kaçınılmazdır. Onlar da doğduktan
bir süre sonra birer birer ölürler. Örneğin bir ağaç
yeryüzünde yüzlerce sene yaşayabilir. Fakat en
nihayetinde ölmeye mahkumdur. Canlı olan herşey hayatını
tüketip toprağın altına girecek ve yok olacaktır.
Aynı şekilde cansız varlıkların da bir sonu vardır.
Zaman, tümü üzerinde yıpratıcı etkisini gösterir.
Örneğin, binlerce yıl önce ihtişam içinde yaşamış
kavimlerden bugün yalnızca yıkıntıların geriye kaldığını
görürüz.
Allah Kuran'da, "(Halkı)
Zulmediyorken yıkıma uğrattığımız nice ülkeler vardır
ki, şimdi onların altları üstlerine gelmiş ıpıssız
durmakta, kullanılamaz durumdaki kuyuları (terk edilmiş
bulunmakta), yüksek sarayları (çın çın ötmektedir)" (Hac
Suresi, 45) ayetiyle bu gerçeğe dikkat çekmiştir.
İçinde yaşayan varlıkların bir sonu olduğu gibi
kainatın da bir sonu vardır. Kainattaki tüm gök
cisimleri, yıldızlar, güneşler bir gün enerjilerini
tüketip yok olacaklardır. Veya Allah dilediği başka bir
sebeple tüm kainatı yok edecek, kıyamet günü ile ilgili
vaadini gerçekleştirecektir.
Görüldüğü gibi herşey sonludur; kainat da, yaratılmış
tüm varlıklar da...
Allah ise yaratandır. Ve sonsuzluk yalnızca
Kendisi'ne aittir.
Rabbimiz, insanlara Kuran'da şöyle buyurmaktadır:
Size verilen herşey, yalnızca
dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah katında olan
ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de,
akıllanmayacak mısınız? (Kasas Suresi, 60) |
BARİ
Yaratan, kusursuzca var eden
O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir
biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret'
verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde
olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz,
Hakimdir. (Haşr Suresi, 24)
Yaşadığımız evren ile ilgili herşeyde bir denge ve
ahenge rastlarız. Özellikle bilim alanında yeni
gelişmeler kaydedilip bugüne kadar bilinmeyen pek çok
detay ortaya çıktıkça, bu denge ve ahenk daha da
netleşmektedir. Görünen odur ki, kainat üzerinde var
olan her sistem üstün bir aklın tasarımıdır. Bu üstün
aklın sahibi, herşeyi hayranlık uyandırıcı bir düzen
içinde var etmiştir. Kainattaki her cisim, yeryüzünde
yaşayan milyarlarca canlı müthiş bir ahenk içinde
varlıklarını sürdürürler. Doğadaki düzen hiçbir şekilde
bozulmaz ve milyonlarca yıldır son derece istikrarlı bir
şekilde devam eder.
Yalnızca dünya üzerindeki yaşamı incelediğimizde bile
hayranlık uyandırıcı pek çok detayla karşılaşırız.
Etrafımız, farkında olduğumuz veya olmadığımız, sayısız
yaratılış delili ile doludur. Örneğin, havadaki gazların
karışımı tüm canlıların yaşamlarını sürdürebilmesi için
en elverişli şekilde oranlanmıştır. İnsanlar ve
hayvanlar yaşayabilmek için oksijen alır ve
karbondioksit verirler. Ancak bu işlem sürekli devam
ettiği halde havadaki oksijen miktarı azalıp,
karbondioksit miktarı artarak mevcut dengeyi bozmaz.
Çünkü bu noktada çok ince bir düzen var edilmiştir;
insanların ve hayvanların tersine bitkiler, yaşamlarını
sürdürürken karbondioksit alır ve oksijen verirler.
Dolayısıyla insanların ve hayvanların tükettiği oksijen,
bitkiler vasıtasıyla tekrar üretilir ve dünyadaki denge
korunur.
Kuşkusuz bu örnek dünya üzerinde görebileceğimiz
yaratılış delillerinden yalnızca bir tanesidir. Gerek
mikro gerekse makro alem incelendiğinde bunun gibi
sayısız örnekle karşılaşmak mümkündür. Eğer kainat ve
dolayısıyla dünya üzerindeki canlılık varlığını
sürdürebiliyorsa, bu, üstün akıl sahibi, herşeyin
Yaratıcısı olan Rabbimiz'in 'herşeyi birbirine uygun
olarak yaratması' ile mümkün olmaktadır. Allah bir
ayetinde şöyle buyurmaktadır:
Hani Musa, kavmine: "Ey kavmim,
gerçekten siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize
zulmettiniz. Hemen, kusursuzca yaratan (gerçek
ilah)ınıza tevbe edip nefislerinizi öldürün: bu,
yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır" demişti.
Bunun üzerine (Allah) tevbelerinizi kabul etti. Şüphesiz
O tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. (Bakara Suresi,
54) |
BASİR
İyi gören
Onlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp
kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman
(olan Allah')tan başkası (boşlukta) tutmuyor. Şüphesiz
O, herşeyi hakkıyla görendir. (Mülk Suresi, 19)
İnsanın görme kapasitesi kuşkusuz çok sınırlıdır.
Çıplak gözle görebileceği mesafe en fazla birkaç
kilometre ötesidir. Üstelik bu da ancak açık bir havada,
yüksek bir yerden bakıyorsa mümkün olur. Ancak şartlar
ne kadar uygun olsa da görebildiği en uzak yer onun için
puslu bir görüntüden başka bir şey değildir.
İnsan bazı durumlarda -özellikle de yalnız kaldığı
zaman) kendisini de hiç kimsenin göremeyeceğini
zanneder. Gizli bir iş yaparken, saklanırken, etrafında
hiç kimse yoksa görülmediğinden emindir. Bu tarz
ortamlarda insanlar istedikleri herşeyi
yapabileceklerini, hiç kimseye karşı sorumlu
tutulamayacaklarını, yaptıkları hataların asla
karşılarına çıkmayacağını sanırlar.
Oysa bu bir yanılgıdır. Çünkü insanın unuttuğu çok
önemli bir gerçek vardır: Allah her an herşeyi tüm
detaylarıyla görendir.
İnsan gözleriyle ancak belli bir alanı görebilirken,
Allah o kişinin bulunduğu odayı, onun dışındaki diğer
odaları, o evin tamamını, o evin içinde bulunduğu şehri,
şehrin içinde bulunduğu ülkeyi, onları içine alan
kıtayı, bütün bunların tamamını kapsayan Dünya'yı, tüm
gezegenleri, uzayı ve onun da ötesindeki boyutları aynı
anda görmektedir. Kuran'da Allah'ın herşeyden haberdar
olduğu şöyle bildirilmektedir:
Senin içinde olduğun herhangi bir
durum, onun hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir
şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona
(iyice) daldığınızda, biz sizin üzerinizde şahidler
durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca
hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha
küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta
(kayıtlı) olmasın. (Yunus Suresi, 61)
Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin;
önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim
ederseniz, onu Allah katında bulacaksınız. Şüphesiz
Allah, yaptıklarınızı görendir. (Bakara Suresi, 110)
Allah katında onlar derece derecedir.
Allah yaptıklarını görendir. (Al-i İmran Suresi,
163)
Bizim ayetlerimiz konusunda çarpıtma
yapanlar, Bize gizli kalmazlar. Öyleyse ateşin içine
bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet günü güvenle
gelen mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O yaptıklarınızı
gerçekten görendir. (Fussilet Suresi, 40) |
BASIT
Açan, genişleten, bollaştıran
Allah'a karşılığını çok artırma ile kat
kat artıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir?
Allah, daraltır ve genişletir ve siz O'na
döndürüleceksiniz. (Bakara Suresi, 245)
Allah, Kendisi'ne iman eden, kalpten itaat eden
kişilere dünyada maddi ve manevi bolluk, genişlik verir.
Onların önündeki zorlukları açar. İman edenler
karşılaştıkları her türlü zorlukta, sıkıntıda ve
hastalıkta yalnızca Allah'a sığınırlar ve O'nu vekil
edinirler. Bunun bir karşılığı olarak Allah inkar
edenlerin işlerini zorlaştırırken, müminlerin işlerini
kolaylaştırır.
Bu konuda Kuran'da verilmiş pek çok örnek vardır.
Örneğin Hz. Musa ve ona tabi olan İsrailoğulları,
Firavun'un zulmü nedeniyle yurtlarından çıkmak zorunda
kalmışlardır. Ancak Firavun peşlerini bırakmamış ve
yakalamak için ordusuyla beraber onları takip etmiştir.
Bu kaçış esnasında Firavun'un ordusu ile deniz arasında
kalan İsrailoğulları 'gerçekten yakalandıklarını'
sanmışlardır. Fakat Allah Hz. Musa'nın duasına icabet
etmiş, bir mucize göstererek denizi yarmış ve
İsrailoğulları'nı Firavun'un zulmünden kurtarmıştır.
Üstelik bunun ardından Firavun'u ve ordusunu yok etmiş,
onların çıktıkları yerlere İsrailoğulları'nı mirasçı
kılmıştır. Böylece Allah'ın, Kuran'da bildirilen "Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde
barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da
Allah'a ve Resûlü'ne hicret etmek üzere evinden çıkan,
sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah'a
düşmüştür. Allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir." (Nisa
Suresi, 100) ayeti de tecelli etmiştir. Kuşkusuz
Allah'ın vaadi tüm inanan kulları için, her dönemde
geçerli olmuştur ve olacaktır. Bir ayette şöyle haber
verilir:
Şüphesiz senin Rabbin, rızkı
dilediğine -genişletir- yayar ve daraltır. Gerçekten O,
kullarından haberi olandır, görendir. (İsra Suresi,
30) |
BATIN
Gizli
O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir,
Batındır. O, herşeyi bilendir. (Hadid Suresi, 3)
Bulunduğunuz odada şöyle bir çevrenize bakın.
Gözlerinizle görebildiğiniz herşeyin 'yapılmış' olduğunu
görürsünüz. Kapı, masanın üzerindeki teyp, duvara
asılmış resim, pencere... Tüm bunların birileri
tarafından tasarlanıp, üretildiğine eminsinizdir. Şimdi
de pencereden dışarı bir bakın. Gördüğünüz manzarada
muhtemelen deniz, ağaçlar, Güneş, gökyüzü, uçan kuşlar,
belki bir ada veya bunlara benzer detaylar olacaktır.
Eğer gece ise gökyüzünde asılı duran yıldızları ve Ay'ı
da seyredebilirsiniz. Peki oturduğunuz odadaki eşyaların
yapılmış olduğuna emin olduğunuza göre, dışarıda
gördüğünüz şeylerin de tasarlandığı kesin değil
midir?
Elbette kesindir. Eğer bir duvardaki resmin tesadüfen
oluşup oraya geldiğini iddia edemiyorsanız, Güneş'in,
yıldızların ve Ay'ın da tesadüfen oluşup gökyüzündeki
yerlerini aldığını iddia edemezsiniz. Yerde ve gökte
gördüğünüz herşeyin bir tasarlayıcısı, üreticisi,
Yaratıcısı vardır. Ve herşeyi üstün bir sanatla var eden
Rabbimiz, yarattığı şeylerle Kendini bize
tanıtmaktadır.
Pencereden dışarı baktığınızda O'nu göremezsiniz,
çünkü Allah'ın varlığı, gücü ve sanatı yarattığı
şeylerle apaçık görünmesine rağmen, Zatı gizlidir.
İşte Allah'ın yukarıdaki ayette bildirilen 'Batın'
sıfatının anlamı budur. O'nun varlığı ve hakimiyeti
kainattaki her noktada apaçık görülür ancak insan O'nun
Zatını göremez. O'nu (Allah'ın dilemesi dışında) kimse
göremez ama O, her yeri sarıp kuşatmıştır. Aşağıdaki
ayetle bildirildiği gibi:
Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün
gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır.
(Enam Suresi, 103) |
BEDİ
Örneksiz olarak yaratan
Gökleri ve yeri (bir örnek
edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar
verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir.
(Bakara Suresi, 117)
Ne kadar yetenekli, ne kadar zeki olursa olsun bir
insanın keşfedebileceği bir yenilik, düşünebileceği
farklı bir fikir ancak o güne kadar öğrendikleri ve
çevresinde gördükleriyle sınırlıdır. İnsan yeryüzüne beş
duyu ile gelmiştir ve bu duyuların dışında altıncı bir
duyuyu tahayyül etmesi bile mümkün değildir. Üstelik
sahip olduğu duyuları da ancak kısıtlı olarak
kullanabilmektedir. Örneğin belirli bir renk tayfını
görebilmekte, belirli frekanslardaki sesleri
duyabilmektedir. Dolayısıyla yeryüzünde var olmayan bir
şeyi düşünmesi, keşfedebilmesi, akledebilmesi asla
mümkün değildir.
Nitekim bugün bilimsel keşiflerin bir kısmını
incelediğimizde, insanların pek çok konuda doğada
gördükleri canlıları ve bunların arasındaki kusursuz
sistemleri, kendilerine örnek aldıklarını görürüz.
Örneğin yunusların burun çıkıntısı, modern büyük
gemilerin pruvasına model olmuştur. Radarların çalışma
prensibi yarasaların ses dalgaları yayarak çalışan
algılama sistemi ile aynıdır. Bunlar gibi daha pek çok
örnek de verilebilir. (Bakınız Harun Yahya, Düşünen İnsanlar İçin,
İstanbul: Vural Yayıncılık)
Oysa Allah'ın ilmi sınırsızdır. İnsanın çevresinde
görebildiği ve göremediği herşeyi Allah örneksiz olarak
yaratmıştır. Kainatın, galaksilerin, gezegenlerin,
canlıların, hatta tek bir hücrenin olmadığı bir zamanda
Allah'ın dilemesi ve 'OL' demesiyle, atomlardan,
moleküllerden, hücrelerden, canlılardan, gezegenlerden,
yıldızlardan, galaksilerden oluşan kusursuz bir sistem
oluşturmuştur. İnsanların binlerce sene sonra
keşfedebildikleri mikro dünyadan, ancak 20. yüzyılda
haberdar olunan gök cisimlerine kadar herşey Allah'ın
tasarladığı sistemlerdir ve O'nun belirlediği kanunlara
tabidir. Allah hiçbir örnek yokken evreni ve içindeki
her ayrıntıyı meydana getirmiştir. Allah'ın herşeyi
yaratan olduğu ayetlerde şöyle haber verilmektedir:
De ki: "Rabbim adaletle davranmayı
emretti. Her mescid yanında (secde yerinde) yüzlerinizi
(O'na) doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak
O'na dua edin. "Başlangıçta sizi yarattığı" gibi
döneceksiniz." (Araf Suresi, 29)
Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin
yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir
eşi (zevcesi) yoktur. O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi
bilendir. (Enam Suresi, 101) |
BERR
Kullarına karşı iyiliği çok
olan
"Şüphesiz, biz bundan önce O'na dua
(kulluk) ederdik. Gerçekten O, iyiliği bol, esirgemesi
çok olanın ta kendisidir." (Tur Suresi, 28)
Allah insanı yaratmış ve onu, yaşaması için her
yönden elverişli olan bir mekana yerleştirmiştir. Bu
mekanda var olan herşeyi de insan için özel yaratmış ve
onun hizmetine vermiştir. Nahl Suresi'nde Allah
insanlara sunduğu nimetlerin bir kısmını şöyle haber
vermektedir:
İnsanı bir damla sudan yarattı, buna
rağmen o, apaçık bir düşmandır. Ve hayvanları da
yarattı; sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır ve
onlardan yemektesiniz. Akşamları getirir, sabahları
götürürken onlarda sizin için bir güzellik vardır.
Kendisine ulaşmadan canlarınızın yarısının telef olacağı
şehirlere onlar, ağırlıklarınızı taşımaktadırlar.
Şüphesiz sizin Rabbiniz şefkatli ve merhametlidir.
Onlara binmeniz ve süs için atları, katırları ve
merkebleri (yarattı). Ve daha sizlerin bilmediğiniz
neleri yaratmaktadır? Yolu doğrultmak Allah'a aittir,
kimi (yollar) ise eğridir. Eğer o dileseydi, sizin
tümünüzü elbette hidayete erdirirdi. Sizin için gökten
su indiren O'dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki)
hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. Onunla sizin için
ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her
türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir
topluluk için ayetler vardır. Geceyi, gündüzü, Güneş'i
ve Ay'ı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle
emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını
kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır. Yerde
sizin için üretip-türettiği çeşitli renklerdekileri de
(faydanıza verdi). Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir
topluluk için ayetler vardır. Denizi de sizin emrinize
veren O'dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde
ondan süs-eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda
(suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün
bunlar) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir.
Sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar
bıraktı, ırmaklar ve yollar da (kıldı). Umulur ki doğru
yolu bulursunuz. Ve (başka) işaretler de (yarattı);
onlar yıldız(lar)la da doğru yolu bulabilirler. (Nahl
Suresi, 4-16)
Kuşkusuz yukarıda sayılan nimetlerin tek bir tanesi
bile insanın kendi imkanlarıyla elde edebileceği,
oluşturabileceği, sahip olabileceği şeyler değildir.
Bunların tümü Allah'ın insana lütuf olarak sunduğu
güzelliklerdir. Yukarıda arka arkaya sıralanan nimetler
Allah'ın kullarına karşı 'iyiliğinin çok' olduğunun
apaçık delilleridir.
Peki bunca iyilik karşısında insana düşen nedir?
Allah yukarıdaki ayetlerin devamında kullarına
verdiği nimetlerin karşılığında öğüt alıp düşünmelerini
ve Kendisi'ne kulluk etmelerini şöyle
bildirmektedir:
Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir?
Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? Eğer Allah'ın nimetini
saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak
bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (Nahl Suresi, 17-18) |
CAMİ
İstediğini, istediği zaman,
istediği yerde toplayan
"Rabbimiz, kendisinde şüphe olmayan bir
günde insanları gerçekten Sen toplayacaksın. Doğrusu
Allah, va'dinden cayıp-dönmez." (Al-i İmran Suresi,
9)
Dağınık şeylerin biraraya toplanması demek olan 'cem'
kelimesi, Allah'ın tüm evrendeki sistemler üzerindeki
hakimiyetini gösteren sıfatını ifade eder. Evreni ve
içindekileri yaratan Allah, canlı ve cansız tüm
varlıklara dilediğini yaptırma, istediği yerde ve
istediği şekilde toplama kudretine sahiptir. Kuran'da
Allah dünyada müminleri biraraya toplayacağını şöyle
vaat etmiştir.
Herkesin (her toplumun) yüzünü
çevirdiği bir yön vardır. Öyleyse hayırlarda yarışınız.
Her nerede olursanız, Allah sizleri biraraya
getirecektir. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.
(Bakara Suresi, 148)
Ancak gerçek toplanma günü kıyametle
gerçekleşecektir. Kendisinden şüphe olmayan kıyamet
gününde, Allah'ın bütün kulları O'nun huzurunda
toplanacaklardır. Dünyada Kendisi'ni ve elçilerini
yalanlayan kişilerin inkarlarını ve bu inkarlarından
kaynaklanan bütün eylemlerini bilen Allah, elçileriyle
tüm insanlığa haber verdiği büyük hesap gününde, gelmiş
geçmiş tüm toplumları biraraya toplayacaktır. Sur'a
üfürüldüğü gün suçlu günahkarların tümü biraraya
getirilecekler ve yaptıklarından topluca hesaba
çekileceklerdir. İnkar edenler yine topluca, yüzükoyun
cehenneme sürülecek, layık oldukları karşılığı yine
yandaşlarıyla beraber topluca göreceklerdir.
Allah Kendisi'ne iman edenleri ise tüm yaptıklarına
bir karşılık olmak üzere cennette de -dünyada olduğu
gibi- hep birlikte ağırlayacaktır. Allah takva
sahiplerini de önderleriyle birlikte bir heyet halinde
huzuruna getirecektir. Onlar nurları önlerinde ve
yanlarında olacak şekilde, Allah'ın izni ve rahmetiyle
topluca cennete gireceklerdir. Kendisi'ni inkar eden
insanları ise, dünyada da birbirlerine arka çıkıp
örgütlendikleri gibi, cehennemde de hep birarada
tutacak, birbirleriyle çekişip durmalarına izin
verecektir. Zulmedenlerin eşleri ve taptıkları hep
birarada olacaklar, yaptıklarının karşılıklarını
cehennemin dar bir köşesinde hep beraber göreceklerdir.
Çok güvendikleri eşleri ve dostlarıyla birlikte
cehenneme sürülmenin azabını yaşayacaklardır. Allah
dünyada şeytana uyan insanları ahirette biraraya
toplayarak cehenneme süreceğini aşağıdaki ayetiyle
bildirmiştir:
O, size Kitapta: "Allah'ın ayetlerinin
inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini
işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye
kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi
olursunuz" diye indirdi. Doğrusu Allah, münafıkların ve
kafirlerin tümünü cehennemde toplayacak olandır. (Nisa
Suresi, 140) |
CEBBAR
Dilediğini zorla yaptırmaya
muktedir olan
O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur.
Melik'tir; Kuddus'tur; Selam'dır; Mü'min'dir;
Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir.
Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir.
(Haşr Suresi, 23)
Allah'a karşı büyüklenmenin, O'na teslim olmamanın
altında, insanın kendisini Allah'tan bağımsız bir varlık
olarak görüp, sahip olduğu bazı özelliklerin kendinden
kaynaklandığını zannetmesi, dolayısıyla kendine bir
"benlik" vermesi yatar. Halbuki bu, son derece çarpık
bir mantıktır. İnsan biraz durup düşünse, bu dünyaya
kendi iradesiyle gelmediğini, hayatının ne zaman son
bulacağını bilmediğini, sahip olduğu fiziksel
özelliklerin kendi seçimiyle kendisine verilmediğini
rahatlıkla görebilir. Kendi bedeni de dahil olmak üzere
sahip olduğu herşeyin geçici olduğunu ve sonunda yok
olacağını anlar. Tüm bunlar insanın tümüyle aciz
olduğunun, hiçbir şeyin gerçekte kendisine ait ve kendi
kontrolü dahilinde olmadığının açık delilleridir. Eğer
biraz daha düşünürse, bu delillerin sayısız olduğunu
görebilir.
Bütün bu gerçekler karşısında insanın, kendisini
yaratan Rabbimize karşı büyüklenmeye kalkmasının ne
kadar akılsızca bir tavır olacağı ortadadır.
Oysa insanın Allah'ın büyüklüğünü, herşeyi yoktan var
ettiğini, insanların sahip oldukları bütün imkan ve
özellikleri verenin Allah olduğunu, dilediği anda da
hepsini geri alabileceğini, tüm canlıların ölümlü
olduğunu, tek baki kalacak olanın Allah olduğunu kabul
edip, gerçek sahibine teslim olması gerekir. Çünkü
Allah, Kendisi'ne karşı haksız yere büyüklenen, aczini
bilmeyen ve yüz çeviren herkese dilediği zaman zorla
boyun eğdirmeye güç yetirendir.
Kuran'da sahip olduğu şeylerden dolayı kibirlenen ve
sonunda da Allah'ın Cebbar sıfatıyla acizliklerini gören
ve hatalarını ikrar eden bahçe sahiplerinin durumu ibret
olarak anlatılmıştır. Ertesi gün bahçelerini erkenden
devşireceklerine dair and içen bahçe sahiplerinin
başlarına gelenler şöyle bildirilmiştir:
... Uyuyorlarken, Rabbin tarafından
dolaşıp gelen bir bela onun üstünü sarıp-kuşatıverdi.
Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesildi. (Kalem
Suresi, 19-20)
Ama onu görünce: "Muhakkak biz
(gideceğimiz yeri) şaşırmışız" dediler.
"Hayır, biz (herşeyden ve bütün
servetimizden) yoksun bırakıldık."
(İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki:
"Ben size dememiş miydim? (Allah'ı) Tesbih edip
yüceltmeniz gerekmez miydi?"
Dediler ki: "Rabbimiz seni tesbih eder,
yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz."
Şimdi birbirlerine karşı kendilerini
kınamaya başladılar.
"Yazıklar bize, gerçekten bizler
azgınmışız" dediler.
"Belki Rabbimiz, onun yerine daha
hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimize
rağbet eden kimseleriz."
İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise,
muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler. (Kalem Suresi,
26-33) |
DA'İ
Çağıran
Ey iman edenler, size hayat verecek
şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve Resûlü'ne
icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi
arasına girer ve siz gerçekten O'na götürülüp
toplanacaksınız. (Enfal Suresi, 24)
İnsan her zaman en iyi düşünenin, hayatı ile ilgili
en isabetli kararları alanın kendisi olduğunu zanneder.
Kendine göre belirlediği bazı kurallar vardır; eğer o
kurallar çerçevesinde bir hayat sürdürürse kendisi için
'en iyi olanı' yapmış olacağını düşünür. Oysa bu, birçok
insanın içinde yaşadığı ciddi bir yanılgıdır.
İnsanı Allah yaratmıştır ve ona şahdamarından daha
yakındır. Kişi kimi zaman kendisi ile ilgili birçok
konuyu bilemeyebilir; ama o, kendisiyle ilgili
bilgilerden habersizken Allah bunların tümünü bilir.
Çünkü onun içine, dışına, düşüncelerine, bilinç altına
tamamen hakimdir. Hatta insan bir an sonra neyle
karşılaşacağını bilmez veya geçmişte karşılaştığı bazı
olayları unutabilir. Ama Allah unutmaz ve yanılmaz.
İnsanın geçmişte yaşadığı ve gelecekte yaşayacağı her
olaya da hakimdir. Bu yüzden insan için 'en hayırlı'
olanı bilen ancak onu yaratan ve yaşam sürdüğü her anın
bilgisine sahip olan Allah'tır.
Nitekim Kuran'da, "... Olur ki
hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur
ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir
de siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216) ayetiyle bu gerçeğe açıkça dikkat çekilmiştir.
Bu yüzden insanın yapması gereken Allah'ın kendisine
bildirdiği, davet ettiği hak yola yani 'kendisine hayat
verecek şeylere' uymaktır. Allah bu doğruluk yolunu
Peygamberimiz (sav)'e vahyettiği Kuran vasıtasıyla
insanlara bildirmiştir. Herkesin yaşamı boyunca neler
yapması gerektiği, nasıl bir hayat sürdürmesi gerektiği,
nasıl davranırsa kurtuluşa ereceği Allah'ın ayetleriyle
birer birer bildirilmiştir. |
|
|
|